YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







AÇILALIM…
/**/ Yazar: HAMİT SERBEST | Tarih: 25/03/2010 | Saat: 18:01

Türkiye’de son dönemlerde büyük yazarlar, tarihçiler, sosyologlar,… velhasılı “kerameti kendinden menkul” çeşitli aydınlar türedi. Bunların kimisi roman yazıyor kimisi köşe yazısı, kimileri belirli televizyon kanallarının vazgeçilmez yorumcuları veya tarih uzmanı,… Yaptıkları iş ne olursa olsun tıpkı bir “siyasi parti” disiplini içinde aynı ilkeleri savunuyorlar ve aynı amacı taşıyorlar. Vazgeçilmez ilkelerinin ne olduğunu yaptıkları işlerden kolayca görmek mümkün; örneğin başlıcaları:

  • Resmi tarih yalanları ile örülen duvarların tıpkı “Berlin Duvarı”nın yıkılması gibi yıkılacağı, bu “inkâr” siyaseti ile “inkârcı zihniyet”in artık korunamayacağı,
  • Toplumumuza “şanlı tarihimiz” diye yutturulan “yalancı dolmalar”ı artık vatandaşın yutmadığı,
  • Türkiye’nin kabuk değiştirdiği yani demokratikleştiği, sivilleştiği ve kendisiyle “yüzleşme”ye başladığı,
  • Ermenilerin Türkiye’de kitle halinde “öldürüldükleri” ve bunun resmi düzeyde sistematik olarak inkar edildiği,
  • Kürtlerin kendi özgün kimlikleriyle varolduklarının yine Türkiye’de resmi düzeyde sistematik biçimde inkar edildiği.

Bunlara ek olarak, bu insanların Atatürk hakkındaki düşünceleri zaten biliniyor, her fırsatta hepsi koro halinde terbiye ve ahlak sınırlarını aşan ölçüde bunları dile getirmekten çekinmiyorlar. Ulusal çıkarları gözeten söylemleri dile getirmek, görüşleri savunmak “darbeci” olmakla “eşdeğer” olarak gösteriliyor. Önerdikleri çözüm de “AÇILIM”, hangi cinsini isterseniz; Kürt Açılımı, Ermeni Açılımı, Alevi Açılımı, Demokratik Açılım,…

Nasıl bir ruh halidir bunları söyleten demeyeceğim, çünkü tüm bu insanların tamamen duygusal (!) nedenlerle bunları yaptıklarına inanıyorum.

Her neyse, tarihimizin hepsine mi yoksa Kurtuluş Savaşımız’dan sonrasına mı “resmi tarih yalanı” diyorlar bilmiyorum. Ama, kabul etseler de etmeseler de tarihimizde gerçekten ders alınacak çok şey var; özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun sonuna doğru yaşadıklarımızda…

Avrupa’da, Afrika’da ve Ortadoğu’daki topraklarını İmparatorluğun nasıl bırakmak zorunda kaldığı, batılı devletlerin hangi entrikalarla bunları bıraktırdığı tarih kitaplarında yazılı. Bugün de benzer oyunlar oynanıyor diyecek olsam hemen “paranoyak” damgasını yapıştıracaklar. En iyisi Sayın Soner Yalçın’ın Girit için yazdıklarının özetine göz atıp günümüzle benzerliği var mı yok mu karar vermek…

Osmanlı’dan koparılan tüm toprak parçalarında olduğu gibi her şey ayaklanmayla başladı. Rumların ayaklanmasını Osmanlı ordusu tam bastıracakken devreye İngiltere ile Fransa girdi. Girit’in Yunanlılara verilmesini söz konusu etmediler ama Osmanlı’nın “Girit Açılımı” yapmasını istediler.

Askeri harekatın hemen durdurulması ve silah bırakacak isyancılar için genel af çıkarılması bekleniyordu. Dahası Girit yoksuldu; ada halkı iki yıl vergiden muaf olmalıydı. Padişah’ın atayacağı valinin biri Türk, diğeri Rum iki yardımcısı olmalıydı. Ayrıca resmi yazışmalarda Türkçe zorunluluğu kaldırılmalıydı. Osmanlı açılımı kabul etti. Türkler rahatladı; köy ve mezralarına döndü. Müslümanlar, “Bu açılım ne kadar güzelmiş” demeye başladı.

Açılımın ikinci aşaması, Osmanlı’nın 1878’de Ruslara yenilmesi ile başladı. Girit’te ayaklanma oldu, köylerine dönmüş olan “açılım kurbanı” Türklerin evleri, tarlaları yakıldı; canlarından oldular. Osmanlı ordusu yine isyancıların peşine düştü ve tabii devreye yine Avrupalılar girdi, Girit’e özel imtiyazlar tanındı. 25 Ekim 1878’deki Halepa Sözleşmesi ile başlayan yeni açılıma göre Girit Valisi sadece Müslümanlardan seçilmeyecekti, Hıristiyan da olacaktı. Vilayet genel meclisinde Rumlar çoğunlukta olacaktı, 49 sandalye Rumlara ve 31 sandalye Müslümanlara verilecekti. Hıristiyan kaymakamlar Müslüman kaymakamlardan sayıca fazla olacaktı. Vilayet Meclisi ve mahkeme dili Rumca olacak; ancak resmi zabıtlar ve dilekçeler Rumca ve Türkçe olabilecekti. En önemlisi asayişi sağlayan jandarma, yerli halktan seçilecekti. Osmanlı bu açılıma da “Evet” dedi.

Açılımın üçüncü aşaması, Avrupa’ya müdahale hakkı veren 1896 isyanı ile başladı. Girit yanıyordu; İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya, Rusya asayiş amacıyla savaş gemilerini Girit’e gönderdiler. Osmanlı’ya yine, yeni bir açılım dayattılar. Girit valisi kesinlikle Hıristiyan olacaktı. Vali, adada karışıklık çıkması halinde Batı’dan silah ve asker yardımı isteyebilecekti. Hemen genel af ilan edilecekti. Memurların üçte biri Hıristiyan olacaktı.

Avrupalı hukukçular adli bir ıslahat reformu hazırlayacaktı. Osmanlı bu açılıma da boyun eğdi. İstanbul’un Girit’te açılım yapmaktan başı dönmüştü. Elleri silahlı Rumlar artık şehir merkezlerinde bile Türkleri öldürmeye başlamıştı. Girit’te oluk oluk Türk kanı akıyor, toplu katliamlar başlamış, Türk köyleri yakılıp yıkılmıştı. Türkler adadan kaçış yolu arıyordu artık.

Sonunda Osmanlı, 18 Nisan 1897’de Yunanistan’a savaş açtı. Beklendiği gibi bir ay gibi kısa sürede Yunan ordusunu perişan etti. Türk ordusu Atina’ya girecekken, Rus Çarı II. Nikolay’ın isteği ve İngiltere’nin baskısıyla II. Abdülhamit Türk ordusunu durdurdu. Osmanlı, bırakın bir avuç toprağı, savaş tazminatı bile alamadı. Aksine Girit’teki nüfuzunu kaybetti...

Açılımın dördüncü aşamasında “otonomi” ilan edildi “Türkler, Rumları kesecek” iddiasıyla Avrupalılar adaya asker çıkardı. Asayişi artık onların askeri sağlayacaktı! Türk askerine gerek yoktu. “Osmanlı askeri gidince Rumlar bir daha ayaklanmaz” dendi. Türk askeri 1898’de Girit’ten çekildi. Avrupalılar, Rumların ve Türklerin can ve mal güvenliklerini garanti altına aldıktan sonra adadan ayrılacaklardı. Girit’e böylece barış gelecekti.

Girit valisini seçme hakkı, büyük devletlerin onaylaması şartıyla Osmanlı padişahına bırakıldı Sonunda Prens Otto Girit Valisi yapıldı. Kısa bir süre sonra dört devlet adadan çekildi. Ve sonuç 1910’da Girit Meclisi Yunanistan’la birleşme kararı aldı. Girit onca açılıma rağmen 1913’te Osmanlı’nın elinden kuş olup uçtu, gitti!

Osmanlı, topraklarının çoğunu diplomasi oyunlarıyla kaybetti. Yeter ki kardeş kanı dursun dendi hep… “Durdu mu?” Hayır... Bugüne baktığımızda olayların tanıdık gelen yönü var mı acaba? Ne dersiniz…



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>