YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







Statüyü Sarsmak-1
/**/ Yazar: MAHMUT TEBERİK | Tarih: 15/08/2009 | Saat: 01:07

Her insanın yaşamında iki büyük aşk öyküsü vardır:

1.    Cinsel aşka ulaşma arayışı.
2.    Toplumun, çevrenin, arkadaşların vb. kişinin kendi dışındaki dünyanın sevgisini kazanma arayışı.

Bu arayışlarda başarılı olan insanlar hazzın, mutluluğun ve sevincin doruklarında yaşarlar. Başarısız olanlar ise kendini yer bitirir, yok eder. Başarılı olmak ve başarıların daim olmasını sağlamak ise statü sahibi olmaktan geçer.

Statü; kişinin toplumdaki konumu, bir gruptaki resmi ya da mesleki duruşu ya da kişinin dünyanın gözündeki değeridir.

Statü endişesi, başarılı bir yaşamla başarısız bir yaşam arasındaki farkı idrak ettiğimiz zaman ödediğimiz bedeldir.

Egemen İdeolojiler Ve Statü

Her çağın egemen düşünceleri (ideolojileri) egemen sınıfın düşünceleridir. Örn. Feodal düzende toprak sahibi soyludur. Her toprak sahibi anasından doğduğu andan itibaren asiller sınıfının bir üyesi olur. Tembel, yeteneksiz ve beceriksiz olması bu aidiyeti engellemez. Kapitalist toplumda başarı, girişimcilerin başarılarıdır.
Egemen düşünceler zor kullanılarak yayılmaz. Toplumun içine renksiz, kokusuz bir gaz gibi yayılır. Toplumlar bu ideolojileri ya yaşayarak öğrenir ya da günümüzde olduğu gibi reklamların, televizyon programlarının içine siner ve kalıcılaşır.

Tarihte hakim olmuş egemen düşüncelere örnekler:

M.Ö. 350: “Şu kesindir ki bazı insanlar doğaları gereği özgür, diğerleriyse köledir. Köleler için kölelik doğru ve uygun olandır”. Aristo.

Hristiyanlık ve İslamiyet: İnsanlar Tanrı’nın önünde eşit olabilirlerdi. Ancak bu eşitlik, pratikte eşitlik aranması anlamına gelmiyordu. İnsanlar, öbür dünyada (cennet ve cehennemde) eşit olacaklardı.

Toplumdaki herkesin yeri Tanrı tarafından belirlenmişti. Bazılarının soğan yediği, aç kaldığı, diğerlerinin bu sırada ziyafet salonlarında bal yiyerek parmağını yaladığını sorgulamak Tanrı’nın gücüne meydan okumaktı.

18. ve 19. yüzyıllar: Siyaset ve tüketim alanındaki devrimler; yaşamda bütün insanların doğuştan eşit, herkes her şeye ulaşabilir, çalışan çabalayan herkes başarılı olabilir” psikolojini topluma enjekte ediyordu.

Egemen düşünceyi değiştirmek, dünyanın güneşin etrafındaki dönüşünü değiştirmek kadar zor görünür insanın gözüne. Çünkü doğduğu andan itibaren çevresi, bunu sorgulamanın yanlış olduğunu, bu düşüncelerin değiştirilemez olduğunu öğretmiştir. Kişi, öğrenilmiş ya da öğretilmiş bir çaresizlik içinde bu doğmaları kabul etmiştir.

Tarih statüsü yüksek insan tipleri; avcılar, savaşçılar, dini bütün kişiler, centilmenler, köklü aileler, şövalyeler, vb. insanlardı.

Günümüzde Statü

Günümüzde ideal insan tipi için temel ölçüt, maddi zenginlik oldu. Toplum ve çevrenin gözünde, cebindeki ya da kasandaki para ve servet kadar değerin var. Çek defterine yazdığın rakamın yüksekliği kadar statü sahibisin.

Günümüzde paran varsa özgürsün, rahatsın, başkalarınca sevilirsin, övülürsün. Yoksa görmezden gelinirsin, insanların görünce yolunu değiştirdiği, “mış” gibi davrandığı bir insan olursun. Yani, bitiksin demektir.

Statüye duyulan iştah işe yarayabilir. Yüksek statü arayışına yönelten istekler; para, ün, itibar, insanı hırslandırır, enerji verir, uykularını kaçırır, yaratıcı bir gerginlik oluşturur ve yapılan işlerde başarılı olunabilir. Ancak, aşırıya kaçılırsa insanı yer bitirir ve sonu ölümle sonuçlanan maceralara sürükleyebilir.

Aslında asıl hedef sevgiye ulaşmak olmalı, para, ün, itibar bu yolda birer araç olmalıdır. Ancak toplum ve çevre olayı böyle değerlendirmez. Toplum tarafından, önemli konumdakiler “adam olmuş”, tersi olanlar “bir hiç” olarak tanımlanır. Yoksul insan, insanlığın görüş alanının dışına itilir.

Doğal ihtiyaçlarımızı karşılayabilecek bir gelire sahip olsak bile neden daha fazla para isteriz? Çünkü insanlar çevrenin ilgisi, sempatisi ve beğenisi için şartlandırılmıştır. Bunların yolu ise paradan geçmektedir.

İnsana verilebilecek en büyük ceza, toplum ve çevresi tarafından dışlanmaktır. Dışlanmamak içinse Pavlov’un köpekleri gibi şartlandırıldık ve kalıplanmış insanlar haline getirildik. Adeta başkaları için yaşar hale geldik.

Küçük görülen insanlara sırtımızı dönüyoruz, güçlü ve iktidar sahiplerine karşı heyecanlanıyoruz. Onların elini sıkabilmek, övgülerine mazhar olmak bizim için övünç kaynağı oluyor.

İnsanlar neyin önemli ve önemsiz olduğu konusunda başkalarının görüşlerine göre karar verirler. (Reklam, medya, vb.) Yargılama yöntemlerini bildiğimiz ve onlara saygı duyduğumuz bir toplum ya da topluluk, bizi başarısızlıkla suçlarsa kendimizi aşağılanmış hissederiz.

Basında; şan, şöhret sahipleri her gün manşetteyken, adsız sansız kişilerin değersizliği ima edilir. Yalakalar sürekli yüksek statüdeki insanlardan söz eder. Diğerlerini anmazlar bile.

Egomuz ya da kendimizi algılayışımız hava kaçıran bir balona benziyor. Balon; sevgi, övülmeler, değer verilmeler vb. ile sürekli doluyor. Hor görülme, görmezlikten gelinmeler vb. ile boşalıyor.
Günümüzde her şey gibi sevgi de karşılıklı. Küçükken biz olduğumuz için, büyüyünce yaptığımız işler karşılığında seviliriz.

Çocukluğumuzda zavallı ve çaresiz durumdayken bize karşılıksız sevgi, ilgi ve şefkat gösterenler anne, baba, dede, nine vb. idi. Bunun karşılığı ödenmez. Çünkü bizi sevmelerinin tek nedeni kimliğimizdi. Yani biz olduğumuz içindi. Sürekli isteme, sürekli zırvalamamıza rağmen.

Bolluk ve refah içinde yaşamak, daha da fazlasını istemeyi önleyemiyor. Sahip olamadığımızı bir başkasında görünce deliye dönüyoruz ve kıskanıyoruz. Kıskançlığın en belirgin özelliği ise; referans aldığımız, benzeştiğimiz insanları kıskanmamız. Uzak olanları, orantısız olanları değil.

Eşitsizlikler toplumda genel kuralsa büyük eşitsizlikler hiç dikkati çekmez. Efendisinin yaşantısı köleyi ırgalamaz. Ancak her şey aşağı yukarı birbirinin dengi olmaya başladığında en küçük eşitsizlik bile dikkati çeker, göze çarpar ve kıskançlık başlar.

Örneğin er generali değil, onbaşı ve çavuşu kıskanır. İşçi genel müdürü değil ustasını kıskanır.

Statü Sahibi Olmanın Ve Korumanın Bedeli

Egemen ideoloji başarılı olmaktan söz eder ama arka plandan bahsetmez. Oysa arka planda vergi kaçırmak, yalan söylemek, dolandırmak, peşkeş çekmek, zimmete geçirmek, emeğin hakkını vermemek, söz veripte yerine getirmemek vb. bir sürü hile ve madrabazlık kol gezer.

Yerel ve ulusal basında ya da yazılı ve görsel medyada bize, sürecin kendisini değil, yalnızca sonuçlarını sunarlar. Bize anlatılan başarı öyküleri aslında sansürlenmiştir. Geriye yalnızca hayran olunacak parıltılı yönleri kalmıştır.

Statü sahibi olmak, hele hele onu bir yaşam boyu aynı seviyede tutmak çok zordur. Doğuştan statün düşükse, çalış çabala, dişinle tırnağınla mücadele et, ilerlediğin yolda her türlü aracı mübah kıl ve yüksek bir yere getir. O yüksek yerden düşmemek, en azından o noktada durabilmek ise dünyanın en zor işidir.

Yüksek statü, en güzel dünya nimetlerinden biridir ama pek az kişi itiraf eder. Statü endişesi pek yansıtılmaz. Statü sahibi olupta sonradan kaybetmek ise attan inip eşeğe binmeye benzer. Düşmanlarımın bile bu duruma düşmesini istemem. Mahzuni der ki: Hani benim ile yiyip içenler / Gölgemin altında konup göçenler / Sizi zalim dar günümde kaçanlar / Şimdi bu halime yanar ağlarım.
Zihinsel sakinlik ve dinginlik, modern toplum bireylerinin bir daha asla ulaşamayacakları bir ruh halidir.

Eski çağlarda insanlık, kendini dinleyebiliyor, tatminkar bir yaşamın gereklerini elinde tutuyordu. Aile sevgisi, doğaya saygı, başkalarına duyulan merak, müzik zevki, basit eğlencelerden alınan haz, vb. Örn. Kızılderililer.

Kızılderililer, maddi açıdan son derece basit, ancak psikolojik açıdan tatmin edici bir yaşam sürerken Avrupalılarla temas sonucu, silah, mücevher, alkol, boncuklar, aynalar vb. hasretini çekmeye başladılar.

Hayvan derileri için Kızılderilililer avlanmaya teşvik edildi. 1739-1759 arası Çeroke kabilesinin 2000 savaşçısı talepleri karşılayabilmek için yaklaşık 1 milyon 250 bin geyik öldürdü.

Aynı dönemde Montagnain yerlileri yılda 12000 ile 15000 hayvan derisi sattılar. Ancak mutlu olamadılar, intihar ve alkol oranı yükseldi.

Eski çağlarda Avrupa’da insanlar onurunu kurtarmak, aslında statülerini korumak için şiddete başvurur, yani düello ederlerdi. Başkalarının düşüncelerini fazlasıyla önemseme ve kırılganlık sonucu yapılan düello nedeniyle 17. yüzyılda İspanya’da 5000 kişinin yaşamını yitirmiştir.


[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>