YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







Türkiye’de Yükseköğretim ve TÜBİTAK VİZYON 2023 Raporundan Öneriler
/**/ Yazar: HAMİT SERBEST | Tarih: 02/08/2009 | Saat: 17:43

AKP’nin iktidara geldiği ilk dönemlerde yükseköğretim sistemi için köklü değişiklikler yapılabileceği ümidini taşıyan çok kişi vardı. O dönemde hemen her kesimden yasa önerileri geldi, yoğun tartışmalar yaşandı. Bu raporlardan bir tanesi de “TÜSİAD Yükseköğretim Raporu” idi. Bu yılın Mayıs ayında Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi tarafından hazırlandığı söylenen ve “düşünülemeyeni düşünmek – kutu dışında düşünmek” iddiasıyla topluma sunulan raporun TÜSİAD raporundan fazla bir farkı yoktur[1]. Hatta, Dünya Bankası tarafından 2006 yılında sunulan Türkiye’nin Eğitim Sektörü İncelemesi” raporu[2] ile OECD’nin “Bir Bakışta Eğitim 2008: OECD Göstergeleri” raporunda[3] belirtilen görüş ve öneriler arasında da büyük benzerlikler vardır.

Türkiye’nin bilim ve teknoloji politikaları geliştirme konusunda yaptığı en son çalışması “TÜBİTAK Vizyon - 2023 Teknoloji Öngörüsü Projesi” olmuştur. BTYK’nın 13 Aralık 2000 tarihli toplantısında alınan 2003-2023 yılları için, bilim ve teknoloji alanında paylaşılan bir ülke vizyonunun ortaya konulması ve politikalar önerilmesi için alınan kararla başlatılmıştır. Türkiye’nin Bilim ve Teknoloji Stratejileri Belgesi’nin hazırlanması amacıyla başlatılan proje, ilgili bütün kesimler (siyasi erk, kamu, özel kesim ve üniversiteler) tarafından ortaklaşa yürütülmüş ve Türkiye’nin bu konudaki en kapsamlı çalışması olmuştur.

Ancak, Türkiye’nin 10 öncelikli alanda teknolojik faaliyetlerinin odaklanması gereken hedefleri ve bu hedefe erişmek için yapılması gerekenleri belirleyen “Vizyon 2023 Teknoloji Öngörüsü” çalışması AKP iktidarı ve onun atadığı TÜBİTAK yönetimi tarafından dikkate alınmamıştır.

Bu öncelikli teknoloji alanlarında öngörülen çalışmaların yapılabilmesi için gerekli olan insan gücünün yetiştirilmesinin ve halen var olanlarla yetişecek yeni insan kaynaklarının en etkin biçimde kullanılmasının yollarının araştırılması da Eğitim ve İnsan Kaynakları Strateji Grubu tarafından yapılmıştır. Vizyon 2023 Eğitim ve İnsan Kaynakları Raporu eğitim konusunu okul öncesi çağdan yükseköğretime hatta hayat boyu öğrenimi de içerecek şekilde ele almıştır[4].

Bu yazının amacı Vizyon 2023 Eğitim ve İnsan Kaynakları Raporu ile Strateji Belgesi’ni anlatmak değildir. Sadece, ülkemiz yükseköğretim sistemi için okullaşma oranının yükseltilmesi, yönetim ve finansman konularında yapılan model önerileri aşağıda verilmiştir. YÖK’ün üniversiteleşme oranını yükseltme iddiasıyla üniversite sayısını ve üniversite kontenjanlarını aşırı miktarlarda artırdığı bu ortamda rapordaki görüşlerin aydınlatıcı olacağını düşünüyorum.

Yükseköğretimde Yapılması Gerekenler
(TÜBİTAK Vizyon - 2023
Eğitim ve İnsan Kaynakları Raporu ile Strateji Belgesi)

Yükseköğretim sisteminin çıktıları olan nitelikli insan gücü, ülke ekonomisinin tüm süreçlerinde yer aldığı gibi yükseköğretim sisteminin girdisini oluşturan öğrencilere de eğiticilik yapmaktadır. Bu yönüyle yükseköğretim sistemi tüm eğitim sisteminin etkinliğini belirleyebilecek bir özelliğe sahiptir. Yükseköğretim öncesindeki eğitim kademelerinde öğretmenlik yapacak kişiler yükseköğretim sisteminde eğitim almaktadırlar ve bu kişilerin eğitici olarak edinecekleri nitelikler, verecekleri eğitimin de niteliğini doğrudan etkileyecektir. Diğer taraftan, ülkenin AR-GE sisteminin en önemli unsuru olan AR-GE personeli de yükseköğretim sisteminin çıktısıdır ve ülkenin teknoloji geliştirme yeteneğinin belirleyicisi konumundadır. Bu nedenle, yükseköğretim sisteminin bu çok yönlü etkisi göz önüne alınarak, yükseköğretimde okullaşma oranının yükseltilmesi, niteliğin iyileştirilmesi, yönetim sorunları ve üniversite modeli hakkında yorumlar yapılmış ve öneriler sunulmuştur.

Yükseköğretimden Beklentiler

Vizyon 2023 projesindeki öngörüler çerçevesinde ülkemizde önümüzdeki 20 yılın insan kaynağının oluşturulmasında ve hedeflenen eğitim düzeyine gelinmesinde, üniversitelere ön lisans, lisans ve lisansüstü eğitimi ile AR-GE etkinlikleri alanlarında çok önemli roller düşmektedir. Bunları başlıklarla sıralamak gerekirse:

  • Yükseköğretimde hedeflenen okullaşma oranını belli alanlara öncelik vererek yakalayabilmek için gerekli sayıda ve nitelikte öğretmen ve öğretim elemanı yetiştirilmesi ve eğitimi.
  • Toplumsal öncelikli bilimsel ve teknolojik alanlarda yürütülecek AR-GE’de çalışacak insan kaynağının yetiştirilmesi.
  • AB’de oluşması beklenen eğitimli insan gücü gereksinimi projeksiyonunun insan kaynağı yetiştirilmesi programlarında göz önünde tutulması.
  • Sanayi kesimi ve diğer toplumsal kuruluşlar ile işbirliği yapılarak, AR-GE çalışmalarının sanayinin ve toplumun gereksinimleri doğrultusunda proje destekli olarak yürütülmesinin özendirilmesi ve böylece bilgiye toplumun refahı doğrultusunda ekonomik değer kazandırılması.
  • AB Avrupa araştırma alanı (şu andaki 6. çerçeve programları) çalışmalarına Türkiye’nin etkin katılımının ve yoğun AR-GE desteği almasının sağlanması.

Yönetim Sorunları ve Üniversite Modeli

Ülkemizdeki yükseköğretim sisteminde yaşanmakta olan sorunlar, uygulanmakta olan sistemin ayrıntılı ve akılcı bir yaklaşımla değerlendirilmesini, bu değerlendirmeden edinilecek çıkarımları kullanarak hem yükseköğretim sistemlerinin evrensel özelliklerine sahip hem de toplumumuzun çağdaş bir yükseköğretim sisteminden beklentilerini karşılayacak atılımcı ve geleceğe pencere açan bir yükseköğretim sisteminin oluşturulmasını gerektirmektedir. Bu sistemde, ülkemizdeki yükseköğretim kurumlarının hem akademik, hem yönetsel hem de mali özerkliklerinin tam anlamı ile sağlanmış olması gözetilmesi gerekenlerin başında gelmektedir. Bu üç alandaki özerklik birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, birinin eksikliği ya da aksaması, diğerlerinin de istendiği şekilde oluşmasına ve yürütülmesine engel teşkil edecektir.

Akademik özerklik, üniversitelerde bilgi üretiminde, aktarımında ve bilginin toplum yararına kullanımında izlenecek akademik yaklaşım ve kararların her türlü dış baskıdan uzak olmasını gerektirmektedir. Ancak, akademik özgürlük bu alanda sınırsız ve sorumluluk üstlenilmeyen bir serbestlik anlamına gelmemeli, üniversitelerin ve üniversite öğretim kadrosunun akademik performansları evrensel normlara dayalı dış değerlendirmeler ile yapılmalıdır. Öğretim programlarının kalitesini güvenceye alacak ve sürekli yükseltecek ölçme, değerlendirme ve sürekli iyileştirme sistemleri kurulmalı, programların kalite değerlendirmeleri için ulusal ve uluslararası akreditasyon mekanizmaları devreye alınmalıdır. Eğitimde çağdaşlık, toplumun entelektüel kapasitesinin (beşeri sermaye) artırılması, öğrenci ve öğrenme odaklılık, araştırmalarda toplumun bilimsel ve teknolojik gereksinimlerinin öncelikleri, topluma hizmette entelektüel birikim paylaşımı, yol göstericilik ve toplumsal sorunlara çözüm üretme ön planda tutulmalıdır.

Yönetsel özerklik, üniversitelerde her düzeydeki karar verme ve uygulama mekanizmalarının üniversitelerin kendileri tarafından, ilkesel düzeydeki yalın ve genel bir yükseköğretim yasal çerçevesi içinde kalınarak, ancak her türlü dış baskıdan uzak bir biçimde çalıştırılmasını gerektirmektedir. Yükseköğretim Kurulu merkezi yönetim yerine yükseköğretim kurumları arasında eşgüdümü sağlama ve yönlendirme rolünü üstlenmelidir. Üniversitelerin siyaset üstü bir kurum olma özellikleri öncelikli olarak gözetilmelidir. Üniversite çalışanlarının bireysel düzeyde siyasi tercihleri olması çok doğaldır, ancak bu tercihlerin kurumların işleyişinde etkili olmasını engelleyecek düzenlemeler gerekmektedir. Üniversite yönetimleri, karar alma, alınan kararların uygulanması ve uygulamaların denetlenmesinde güçlerin ayrılığı ilkesine uygun olacak biçimde düzenlenmelidir. Üniversite yönetiminin etkin ve başarılı olmasının ön koşulu, tüm iç ve dış paydaşların görüşlerinin dile getirilebildiği ve dengeli bir biçimde dikkate alındığı katılımcı karar mekanizmalarının varlığıdır. Böylece, üniversite yönetimlerine ve dolayısı ile üniversitelere açıklık, şeffaflık ve hesap verebilirlik gibi özellikler de kazandırılacaktır. Üniversite yönetimi kadrosunun profesyonel yönetim alt yapısı ile donatılmış olmaları sağlanmalıdır.

Mali özerklik, üniversitelerin kendi mali kaynaklarını yaratma ve bu kaynakları kurumsal amaçları doğrultusunda her türlü dış baskıdan uzak bir biçimde diledikleri serbestlikte kullanabilmelerini gerektirir. Ancak, mali özgürlük sorumluluk üstlenilmemesi anlamına gelmemeli, üniversitelerin topluma mali kaynakları sağladıkları kesimler aracılığı ile hesap vermeleri gerçekleşmelidir. Mali kaynaklar devletten geldiği sürece ve oranda üniversitelerin kamu adına devletin mali denetimine tabi tutulmaları doğaldır.

Finansman Modeli

Ülkemizdeki yükseköğretim sistemi için yukarıda önerilen modelin tamamlayıcı unsuru finansman şekli olacaktır. Toplumun üniversitelere mali desteğini devlet aracılığı ile sağlarken, tümü ile üniversiteleri devlet bütçesinden doğrudan finanse etmekten vazgeçilmeli ve üniversitelerin kendi kaynaklarını yaratmalarına olanak sağlanmalıdır. Devletin üniversitelere sağlayacağı maddi katkının da üniversitelerin topluma katkıları ölçüsünde olacağı çağdaş ve etkin bir finansman modeli kullanılmalıdır.

Bu amaçla kullanılacak araçlardan birincisi AR-GE çalışmalarının finansman şeklidir. Üniversitelerin toplumsal alanlara ağırlık veren projelerini öncelikli olarak destekleyecek bir araştırma geliştirme ortamı yaratılmalıdır. Böylece, üniversitelerdeki birikimin toplum yararına kullanılabilme imkanı artırılacaktır.

Burada önerilen modelin işlerliğini sağlayacak diğer araç ise “paralı eğitim” modelidir. Ancak, tüm gelir düzeylerinden bireylerin eğitim imkanına kavuşması engellenmemeli, yani “eğitimde fırsat eşitliği” ilkesi gözetilmelidir. Bu nedenle; söz konusu modelin ön koşulu, vakıf-devlet üniversitesi ayrımı yapmadan öğrencileresağlanacak düşük maliyetli, uzun vadeli geri ödemeli ve başarılı öğrenciler için ya da toplumsal öncelikli alanlarda öğrenim gören öğrenciler için bursa dönüşecek öğrenim kredileri mekanizmalarının kurulmasıdır.

Yukarıda açıklanan yükseköğretim sisteminin uygulanması ile birlikte, tek tip üniversite uygulaması kalkacak, yükseköğretim kurumlarının kendi aralarında rekabete açılmaları sağlanacaktır. Ayrıca, vakıf üniversitelerinin ülke yükseköğretimindeki payı da artırılacaktır.

Okullaşma Oranının Yükseltilmesi

2023 yılında hedeflenen okullaşma oranlarından en önemlisi ve belki de yapısal değişikliği ile beraber üzerinde en çok durulması gereken, yükseköğretimdeki okullaşma oranının %50’lerin üzerine çıkarılmasıdır. DİE verilerine göre, yükseköğretimde örgün eğitimdeki okullaşma oranı 1999-2000 yılı itibariyle, brüt %17,42 ve net olarak da %10,52’dir. Yükseköğretim Kurulu, 2000-2001 yılında yükseköğretimdeki toplam okullaşma oranını %29,7; örgün öğretimdeki okullaşma oranını ise %19,4 olarak vermiştir.

2001-2002 eğitim-öğretim yılında örgün ve açık öğretim kurumları dahil olmak üzere toplam 1.568.384 öğrenci vardır. Bu öğrencilerin %49,4’ü 4 yıllık örgün öğretim kurumlarında, %16,8’i 2 yıllık örgün öğretim kurumlarında ve %33,3’ü açık öğretim kurumlarında öğrenim görmektedir. Bunların dışında %0,5’lik bir öğrenci grubu da 2 ve 4 yıllık olmak üzere diğer yükseköğretim kurumlarında vardır. Yine aynı dönemdeki verilere göre, 25.953’ü öğretim üyesi olmak üzere toplam 70.012 öğretim elemanı görev yapmaktadır. Öğretim üyesi veya öğretim elemanı başına öğrenci sayısı bu verilerden hesaplanabilir; ancak, açık öğretim kurumlarındaki öğrenci sayılarının bu hesaplama dışında tutularak öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısının dikkate alınması daha doğru olacaktır. Ayrıca mevcut durum için hesap yapılırken; MYO’larında çoğunlukla öğretim üyesi istihdam edilemediği göz önüne alınarak öğretim üyelerinin tamamının 4 yıllık kurumlarda bulunduğu kabul edilirse, öğrenci/öğretim üyesi oranı 30,16 olarak bulunur.

Eylem planında yükseköğretimle ilgili uygulamanın başlangıç yılı olarak 2005 yılı öngörülmüştür ve 2011 yılında yükseköğretime olan talepte olağanüstü bir artışın yaşanacağı düşünülmektedir. Çünkü, orta öğretimin zorunlu eğitimin içine alınması halinde sistemin vereceği ilk mezunlar 2011 yılında üniversite önüne yığılacaktır. Türkiye’nin böylesine büyük bir talep artışına rağmen okullaşma oranını yükseltmeyi sağlayabilmesi gerekmektedir. DİE verilerine göre, yükseköğretimdeki okullaşma oranı 1990-1991 yılında brüt %8,65 iken 1999-2000 yılında %17,42 olmuştur; yani 10 yıllık bir zaman dilimi süresince yılda yaklaşık %1’lik bir artış sağlanabilmiştir. O nedenle, 2020 yılına kadar kademeli bir biçimde okullaşma oranının artırılması öngörülmektedir. 2003-2004 yılı itibariyle açık öğretim hariç 1.189.276 öğrenci vardır ve okullaşma oranı %23,3’tür. Bu oranın 2010 yılında %30’a, 2015 yılında %40’a ve 2020 yılında da %50’ye çıkarılması hedeflenmektedir. Çağ nüfusu 18-21 yaş arası kabul edilerek öngörülen okullaşma oranlarına göre örgün eğitimdeki öğrenci sayısı 2010 yılında 1.559.400, 2015 yılında 2.257.600 ve 2020 yılında da 2.866.000 olacaktır. Okullaşma hedefine bugünkü öğrenci/öğretim üyesioranında erişebilmek için öğretim üyesi sayısını 2010 yılında 51.980’e, 2015 yılında 75.250’ye ve 2020 yılında da 95.530’a çıkartmak gereklidir.

Niteliğin Yükseltilmesi

Tüm programların yeniden yapılandırılmış ortaöğretim sistemine uygun olarak düzenlenmesi gerektiği ve bu programlara uygun yeni üniversiteler, fakülteler, bölümler açılması ve bütün sistemin niteliğinin yükseltilmesi gerektiği de göz önünde tutulduğunda, eğitim konusunda yapılacak atılımın en zor ve en dikkat edilmesi gereken bölümünün yüksek öğretim kısmı olacağı da gerçektir.

Ülkemizdeki 77 üniversite arasında 24 Vakıf Üniversitesi, sayısal olarak %30’luk bir paya sahiptir; ancak, öğrenci sayısı bakımından sistem içindeki payları %5-6 civarındadır. Çok kaba bir hesapla, bir üniversitede ortalama 20.000 öğrenciye eğitim verilebileceği öngörülerek, yükseköğretim sistemimizdeki kurum sayısının 2010 yılı için beklenen okullaşma oranının getireceği öğrenci talebini karşılamaya yeteceği söylenebilir. Ancak, bu varsayımın ön koşulu “Üniversite ve Finansman Modeli”nin uygulanarak Vakıf Üniversitelerinin her yönüyle sistemin içine çekilmesidir. 2015 ve 2020 yıllarında karşılaşılacak öğrenci sayıları için mevcut kurumların yeterli olmayacağı açıktır. Söz konusu okullaşma oranlarını yakalayabilmek için yeni üniversiteler açılırken eğitim alanlarının seçiminde maliyet-yarar ilişkisi göz önünde tutulmalı, her öğrencinin toplumsal öncelikli bilimsel ve teknolojik alanlarda ve dört yıllık lisans eğitimi almasının gerekmediği unutulmamalıdır.

Eğitimin niteliği açısından en önemli belirleyici unsur öğrenci/öğretim üyesi oranıdır. Yukarıda okullaşma için yapılan projeksiyonda öğrenci/öğretim üyesi oranı bugünkü 30 oranına göre yapılmıştır; bu oranın gelişmiş ülkelerdeki 15-16 seviyelerine çekilmesi gerekir. Yükseköğretim Kurulu’nun 1998-1999 ile 2001-2002 yıları arasındaki verilerine göre, öğretim üyesi sayısı yılda yaklaşık %9 artmaktadır. Bu artış, öngörülen okullaşma oranlarının gerektirdiği öğretim üyesi ihtiyacını karşılamaya yeterli değildir. ÖSYM verilerine göre, 2002-2003 yılında Türkiye’de toplam 2805 kişi doktora derecesi almıştır; bunların 361 tanesi matematik ve fen bilimleri alanında, 569 tanesi sağlık bilimleri alanında ve 469 tanesi teknik bilimler alanındadır. Dolayısıyla, halen uygulanmakta olan “öğretim üyesi yetiştirme” mekanizmalarının iyileştirilmesi ve çeşitlendirilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda başta yurt dışındaki Türk öğretim üyeleri olmak üzere yabancı uyruklu öğretim üyelerinin de bu süreçte rol alabileceği mekanizmalar sisteme dahil edilmelidir.

2005 yılında yayınlanan bu rapordaki veriler kısmen güncelliğini yitirmiş olmakla birlikte ülkemizde yapılacak tartışmalara katkı yapacağı kesindir. Yükseköğretimdeki sorunun sadece sayıları artırmaktan ibaret olmadığı, eğitimin niteliğini yükseltebilmek için her bir unsurun da niteliğinin yükseltilmesi gerektiği göz ardı edilmemelidir.

Bu raporda önerilen “paralı eğitim” modelinde vakıf-devlet üniversitesi ayrımı yapılmadan öğrencilere düşük maliyetli, uzun vadeli geri ödemeli ve başarılı öğrenciler için ya da toplumsal öncelikli alanlarda öğrenim gören öğrenciler için bursa dönüşecek öğrenim kredileri sağlanması Vakıf üniversitelerinin halen geçerli olan mevzuata göre çalışmalarını sürdürmeleri koşuluna bağlıdır. Yani Vakıf üniversitelerinin kar amacı güden şirket yapısında çalışmamaları kaydıyla bu sistem önerilmiştir.

KAYNAKLAR

1."Yükseköğretim ve Yeni Bir Vizyon”, Sabancı Üniversitesi, İstanbul Politikalar Merkezi, (http://mdk.anadolu.edu.tr/toplanti/18MDKsunular/18.MDK%20Sunumları/Üstün%20Erguder/eustun.pdf)

2."Turkey—Education Sector Study, Sustainable Pathways to an Effective, Equitable, and Efficient Education System for Preschool through Secondary School Education”,  Report No. 32450-TU,  Human Development Sector Unit Europe and Central Asia Region Document of the World Bank

3.  “Education at a Glance 2008: OECD Indicators”, (www.oecd.org/edu/eag2008)

4.TÜBİTAK Vizyon - 2023 Eğitim ve İnsan Kaynakları Raporu ile Strateji Belgesi (http://www.tubitak.gov.tr/tubitak_content_files/vizyon2023/eik/EIK_Sonuc_Raporu_ve_Strat_Belg.pdf)



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>