YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







BEYİN GÖÇÜ YERİNE FİKİR GÖÇÜ MÜ MODA OLDU???
/**/ Yazar: HAMİT SERBEST | Tarih: 30/03/2016 | Saat: 19:03

Dünya ekonomisinin liderleri konumunda olan ülkelerin gelişmişlik süreçlerine bakıldığında, fakir ülkelerin önce ucuz iş gücünü daha sonra yer altı kaynaklarını kendileri için kullandıkları görülür. Günümüzde ise, yer altı kaynağı olarak petrol ve su ile değerli madenler için ülkeler arasında benzer bir yarış hatta savaş hala sürmekte. Bu savaşların faturasını ise yeraltı zenginliklerin bulunduğu toprakların sahipleri öder, hem malıyla hem canıyla. Ama, bu senaryoları yazanlar ve sahneye koyanlar, bu savaşlara hiç bir zaman çıkar kavgası demezler. Onların ifadesine göre, “Her şey ‘İnsan Hakları ve Demokrasi’ içindir”...

Ülkelerin ve şirketlerin en önemli zenginliğinin nitelikli insan kaynağı olduğu artık biliniyor. Batı, insanın zekasını, bilgisini kullanabilmenin çeşitli yollarını kullanıyor. Başka toplumların insan kaynağını da çekebilmek için cazip koşullar yaratıyorlar. İkinci Dünya Savaşı yıllarında ve sonrasında bir çok bilim insanı ABD’ye göç etti. Gidenler doğduğu topraklara geri dönmedi, yaşamını Amerika’da sürdürdü. Göç veren ülkelerin başında Almanya ve Rusya geliyordu.

Bu dönemde, Türkiye’ye de gelen ve bilim dünyamıza önemli katkılar yapan bilim insanları oldu ama biz onları tutmayı bilemedik. Onların bir kısmı savaş sonrasında ye kendi ülkesine döndü ya da ABD’ye gitti.

Sovyetler Birliği’nin dağıldığı 1990 yıllarda ise bilim dünyası yeni bir göç dalgasına şahit oldu. Birlik üyesi ülkelerin bilim insanları dünyanın dört bir tarafına dağıldılar. Doğu Bloku dışındaki  ülkeler, bu bilim insanlarını kaptılar. Bu insanları ülkelerine getirmek için burs, maaş, proje, laboratuvar, ... gibi akla gelebilecek her türlü teşviki sağladılar. Bir müddet sonra gelenlerin maliyetlerinin çok yüksek olduğunu ve her iki tarafın da bekledikleri kadar mutlu olamadıkları görüldü. Bu gelenler kendi topraklarından kopamıyordu. Tıpkı Avrupa ülkelerine giden Türk işçileri gibi bir gün dönme hayalini canlı tutuyorlardı. Yani Dünya Savaşı sonrasında gelenler gibi kolay asimile olmayacaklardı. Bu insanların memleketlerini terk etmelerine neden olan fakirlik her iki taraf için de hiç denenmemiş bir çözüm üretti. Batı bu insanlara maaş bağladı ama kendi ülkelerinde yaşamak kaydıyla ve yapacakları işleri de proje bazlı olarak belirliyordu. Gittiği ülkede belki ayda 5.000 ABD doları ile kıt kanaat geçinebiliyordu ama kendi ülkesinde aylık 1.000 dolar ile çok rahat bir yaşam sürüyor, birikim yapabiliyordu.

Sonuçta, batı şunu anlamış oldu ki; “Zeki ve bilgili insanları mutlaka kendi ülkesine taşıması gerekmiyor. O insanı doğduğu ülkede bırakarak da aynı sonucu elde edebilir.” Önemli olan o insanların beklenen fikirleri ve bilgileri üretebileceği süreçleri doğru kurgulayabilmek.

Bu dönemde Türkiye de denemelerde bulundu ama sonuç neredeyse sıfır oldu. TÜBİTAK’ın DOP-ROG adıyla yürüttüğü program kapsamında Doğu Bloku ülkelerinden gelenlere dolar bazında 2.500 dolar aylıklar ödendi ama biz beceremedik...

Batı yaptığı fayda-maliyet analizi sonunda beyin göçü yerine “fikir-bilgi” göçünü uygulama modeline geçti. Dünya ekonomisi artık bilgi temelli süreçlerle yönetiliyor. Bilgiyi elinde tutan dünyanın herhangi bir köşesinde kendince en uygun olduğunu düşündüğü koşullarda üretim yapabiliyor veya yaptırabiliyor.  

Yaşadığımız çağa adını veren “bilgi” giderek önemini artırıyor. Bu noktada, Türkçe ile İngilizce arasındaki fark nedeniyle “bilgi” ile ne kastedildiğini açıklamak da fayda var. İngilizce “data” sözcüğü sosyal bilimciler için bilgidir, mühendisler için veridir. Information ve knowledge sözlerini de biz bilgi olarak kullanıyoruz. Ancak, “information” internet, kitap, dergi,.... gibi tüm kaynaklardan erişilebilecek bilgidir. “Knowledge” ise özümsenmiş, içselleştirilmiş bilgidir. “Bilgi Çağı” veya “Bilgi Tabanlı Ekonomi” kavramlarındaki bilgi tabii ki özümsenmiş bilgidir.

Eskiden futbolcu transfer eder gibi nitelikli araştırıcıları tam zamanlı olarak bünyesine katan ülkeler/firmalar artık insanı değil insan zekasının ürünü olan yeni fikirleri almaya öncelik vermekte. Bu yeni sistem gereği, dünyanın hangi köşesinde olursa olsun, ekonomik değer yaratma ihtimali olabilecek tüm fikirlerin ortaya çıkmasını sağlamaya çalışıyorlar. Dolayısıyla, filizlenecek fikirlerin beslenip büyütülmesi ve dünyanın beğenisine sunulacak hale getirilmesi gerekiyor.

Her toplumun kendi ulusal kaynaklarıyla yürüteceği bu süreçlerin doğuracağı fikirler/ürünler için en iddialı, en seçici alıcılar küresel liderlik yarışı sürdüren firmalar oluyor. Serbest piyasa kuralları uyarınca da en iyileri en yüksek fiyatla satın alabilecekler gelişmiş ülkelerin uluslararası şirketleridir.

Bir fikrin ticarileştirilmesi ve rafta bir ürün haline getirilmesi süreçlerini profesyonelce yönetmeye başlayan ilk ülke ABD olmuştur. Ham fikirlerin ilk olarak bilimsel ve teknolojik doğrulamalarının yapıldığı, başarı şansı görülenlerin kamu fonlarıyla veya melek yatırım fonu, girişim sermayesi,... gibi sivil yatırım araçlarıyla desteklendiği bir ekosistem yaratılmış. Başta Avrupa olmak üzere, ileri teknoloji sahibi olan tüm ülkeler bu modeli kendilerine uyarlamışlardır. Tıpkı ABD’de olduğu gibi, bu işlevleri yerine getiren ve genellikle üniversitelere bağlı olarak çalışan bu birimlere Teknoloji Transfer Ofisi adı verilmekte. Türkiye olarak biz de bu kervana katılmış durumdayız.

Genel resimde bir kaç fırça eksiği kalmış durumda, onu da yakında eminim tamamlayacaklardır. Teknoloji ve dolayısıyla ekonomi dünyasında ülkeler arasında kurulacak ağ yapılar ile “değer taşıma ihtimali olan her fikir” tüm dünyada görücüye çıkmış olacaktır.

Toplumsal fayda açısından bakıldığında kurulmakta olan bu yeni sistemin yanlış bir yönü yoktur. Çünkü; en iyi fikirler en yüksek değerle ürüne dönüşecek ve toplum için en değerli ürün yaratılmış olacaktır. Yani toplumsal fayda maksimize edilebilecektir.

Peki, sınırların yok olduğu küresel bir dünyada yaşadığımız söylense de uluslararası şirketlerin dahi ana vatanı olduğu gerçeği ortada değil mi? Her toplum, doğal olarak, öncelikle kendi çıkarlarını koruma peşinde olmuyor mu?  

Türkiye de bu konuda üzerine düşeni yapmak zorunda değil mi?

Ülkemizin içinde bulunduğu duruma bakarsak bunları düşünmeye sıra gelir mi bilemiyorum...



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>