YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







EĞİTİM DENEN ŞEY...
/**/ Yazar: HAMİT SERBEST | Tarih: 28/06/2015 | Saat: 00:26

İnsanı doğadaki diğer canlılardan ayıran en önemli özelliğinin aklı olduğunu biliyoruz. Akıl dediğimiz bu şeyi bilgisayarın işletim sistemine benzetecek olsak yanlış mı olur? Dışarıdan yüklenen bilgilerin nasıl işleneceği, nasıl saklanacağı ve gerektiğinde nasıl kullanılacağı konusunda yapmak istediğimiz işlemlerin yapılmasını sağladığına göre...

Bilgisayara dışsal bilgi doğrudan kullanıcı (yani geçici veya kalıcı sahibi) tarafından klavye aracılığıyla girilir veya harici belleklerden veya internet üzerinden aktarılır. Ama bilgisayar özel olarak kullanıcısı tarafından görevlendirilmemişse ne dışarıdan bilgi alabilir ne de kendiliğinden dışarıya bilgi aktarabilir.

İnsanın da işletim sistemi yüklü ve hafızası boş (en azından öyle varsayıyoruz) bir bilgisayar olarak dünyaya geldiğini düşünebiliriz. İşletim sisteminde bir takım temel içgüdüleri var gördüğümüz kadarıyla. Beslenme ve nefes alma gibi vücudun enerji ihtiyacını karşılayacak davranışların dışında insanın kişiliğini şekillendiren en önemli özelliklerinden olan “merak” örneğin. Bu merak dürtüsü nedeniyle insan yaşamının her döneminde kendi kendine deneyimlemeye çalıştıklarıyla başına olmadık işler açar.

Vücudunun herhangi bir noktasındaki acı veya his doğasından gelen muhteşem haberleşme/kontrol ağ yapısı sayesinde hafızasına kaydedilir. Toplanan bilgileri, normal koşullar altında, insanlar gerektiğinde kullanır. Örneğin, sobadan elini yakan bebek bir daha sobaya veya sıcaklık hissettiği cisimlere dokunmaz. Ama karşılıksız aşktan ağzı yanan bir yetişkin aynı hatayı ömrü boyunca tekrarlayabilir. Atalar boşuna dememiş: “Akıllı insan sadece kendi deneyimlerinden değil başkalarının deneyimlerinden de ders alabilendir

İnsanı bir bilgisayardan ayıran en önemli fark algılayıcılarıdır. İnsana bilgiler, bir bilgisayarda olduğunun tersine, başkası tarafından yüklenemez. İnsan dünyaya geldiği andan itibaren dış dünyadan bilgi toplamaya başlar, başkasının herhangi bir müdahalesine gerek duymadan. İlkokulda beş duyu olarak öğretilen kulak, burun, dil, deri, göz başta olmak üzere insanın dış dünya ile bağ kurmasını sağlayan bir çok algılayıcıları vardır. Dünyaya geldiği an başlayan bu algılama ile bebeğin bilgi düzeyi hızla yükselir. Ayrıca, doğası gereği bu bilgi toplama işini hızlandırmak için her karşılaştığı şeyi anlamaya çalışır veya sorarak öğrenmek ister. Yani meraklıdır, dünyaya merak yüklü olarak gelir.

Belleği bomboş olarak yaşama başlayan bu canlı, bir yandan da öğrendiklerini de kendine göre uygulamaya başlar. Dışarıdan gözlem yoluyla aldığı bilgileri o günkü dünyasına göre içselleştirir. Yani kendisi için özgün bilgiye çevirir ve bunlar da çevresiyle olan ilişkisinin şeklini belirler. Çoğunlukla ailenin yanında geçirilen bu dönemde anne-baba ile diğer aile büyüklerinden birileri bu küçük insanlar için rol-model olur veya ailenin diğer bireyleri tarafından çocuk için rol-model yapılır.

Gerçekte aile yanında geçirilen süre, yaşamı boyunca karşılaşacağı eğitim süreçlerinin en önemlisini oluşturur. Aile, belki bilerek belki de bilmeyerek o küçük insana tüm yaşantısını etkileyecek düşünce kalıplarını yerleştirebilir.

Çocuk ise kendisine dayatılan düşüncelere çoğunlukla direnir. İlk başta içgüdüsel olarak çocukça nedenlerle karşı çıkar, kendi istediği şeyleri yapabilmek için çabalar. Büyüdükçe bu tepki toplumun değer yargılarını sorgulamaya yönelir. Siyaset ve inanç konusunda gördüklerini, okuduklarını sorgulamaya çalışır. Ve tabii ki, çevresiyle de çatışmaları başlar...

Bu mücadelesinde karşı taraftakiler hep daha güçlülerdir. Kendisinden yaşça ve başça büyük olan kişilerle karşı karşıya gelir. Ya öğretmenidir, ya hocasıdır, ya anne veya babasıdır kendisini “doğru yola (!)” çekmek isteyenler. Kendince bir yaşam oluşturma çabalarına karşı aldığı tepkiler, genellikle eş veya iş seçimini sadece kendi tercihine göre belirlemeye yeltendiğinde  zirve yapar.

Aslında genç insana karşı çıkanlar, tatlı-sert yollarla genci görüşlerinden caydırmaya çalışanlar hep iyi niyetlidirler. Gencin iyiliğini isterler ve onu olası bir yanlıştan döndürmek zorunda olduklarını düşünürler...

Çocuk büyüme süreci boyunca herhangi bir noktada pes edip mücadeleden vaz geçebilir. Bu noktadan sonra artık kendi aklıyla hareket etmeyi bırakıp başkalarının aklıyla hareket etme yolunu seçer.

Sonuçta taraflardan birisi diğerine üstün gelecektir. Burada üstün gelen genç insan ise mücadelesi belki de ömrünün sonuna kadar devam edecektir. Anne ve babası, çocuklarını kucaklayabileceği gibi onu dışlayabilirler de. Çocuk, mücadelesinden vaz geçecek olursa anne-baba mutlu olur. Evlatları yeni doğmuş gibi sevinirler. Peki bu sevinç gösterisini hak etmişler midir? Yoksa üzülmeleri mi gerekir?

Şimdi, “eğitim insanları şartlandırır mı” sorusunu sormanın zamanı geldi. İster aile içindeki eğitim isterse okul sıralarındaki örgün eğitim insanı şartlandırır mı? Cevabınız “evet” ise nasıl? Kademe kademe gidelim isterseniz.

Tabii ki önce aile gelir. Aile, zorunlu olarak çocuğunun yetişmesinde rol alacaktır, yardımcı olacaktır. Ama bu nasıl bir yardım olmalıdır, yönlendirmeye doğru gitmeli midir? Standart bir eğitim olmalı desek “eğitimin standardı var mıdır” diye sormak gerek. Veya eğitim “iyi bir insan” yetiştirmek amacına hizmet etmelidir. İyi bir insan yani hep doğruları yapan, yanlışı olmayan kişi... Peki, iyinin tanımı var mı ve doğru derken kimin doğruları baz alınacaktır? Bu dönemde çocuğun bir takım dayatmalardan kendini koruyabileceği herhangi bir aracı veya gücü var mıdır? Özellikle, baskı ve şiddet uygulayabilen bir ailenin parçası ise...

İlk okula başlama yaşı çocuğun “ana kuzusu” olmaktan çıkmaya başladığı dönemdir. Artık, okul öncesi eğitimle, bir çok çocuk bu deneyimleri daha erken yaşamaya başlasalar da gerçek anlamda ailenin etkileriyle çevrenin etkilerinin dengelenmeye başladığı dönemdir. Orta okul yıllarında, yani ergenlik döneminde, bu ayrışma daha net fark edilir. Çocukların bu yılları çevre etkilerine en açık oldukları ve olumlu/olumsuz bir çok şeyi akranlarından aldıkları dönemleridir. Bu yıllarda çocuğun algı dünyasının dengeleyici faktörü öğretmenleridir. Yani akranlarından duyduklarını ve öğrendiklerini doğrulayacak veya yanlışlarını gösterecek kişidir öğretmen. Bu yaşların öğretmenleri, çocuk psikolojisinden anlayan ve ergenlik çağına geçişin sancılarına, fırtınalarına çare arayabilecek yetkinlikte olmalıdır.

Lise yıllarında kişi ergenlikten yetişkinliğe geçişin eşiğine gelmiştir. Bu dönemin insanı bambaşka bir kişiliğe sahiptir, dünyaları yıkıp kendine istediği gibi yepyeni bir dünya kurabilecek gücü kendinde görür. Buna da yürekten inanır. Ama inançları kadar küskünlükleri, kırgınları da bir o kadar keskindir.

Lise yıllarındaki genç ile üniversite öğrencisi arasında davranış biçimi, dünyaya bakışı açısından uçurum var dense yeridir. Bu uçurumu biraz da üniversite hocaları yaratır. Birinci sınıfta henüz lise öğrenciliği havasından kurtulamamış genç kendini müthiş bir özgürlük ortamında bulur. Etrafta okul müdürü, müdür yardımcıları yoktur. Ders saatleri dışında doğru otur, gürültü yapma, sigara içme,... gibi uyarılarda bulunacak kimse yoktur. Dahası derse girmeyip kantinde oturduğunda hadi bakalım derse diyen de yoktur. Bu aşırı özgürlük oksijen fazlası gibi baş döndürür. Kimisi dersleri asar lisede çektiği sıkıntıların acısını çıkarmaya çalışır kendince. Kimisi de derslerde hocalara ters düşer, hele sınıftakileri grup psikolojisiyle harekete dahil edebilirse hocalara ter de döktürür. Aslında hocalar biraz hoşgörülü olabilse bir müddet sonra o genç gerçekleri görecek ve anlayacaktır. Ama üniversite hocalarında genel tavır, “burası ana okulu değil, ben de size dadılık yapacak değilim” şeklinde olur.

Şimdi bu büyük resim içinde gösterdiğimiz ilkokuldan üniversiteye kadar örgün eğitim olarak tanımlanan bu sistemin amacını düşünelim. İnsanlar çocuklarını niye bu okullara gönderirler, ne beklerler? En basit yanıt hayatını kazanabilmesini, halk tabiriyle ele-güne muhtaç olmadan yaşayabilmesini, sağlamaktır. Yani her insan gibi bu dünyada  geçireceği belirli süreyi geçirebilmesi için ihtiyaç duyabileceklerini güvenceye almaktır.

O yaşlarda pek değeri bilinmese de bu imkanlar ona sunulur ve çocuk da bunları bir “tartışmasız bir hak” olarak görür. Aileler ise, çocuklarına bunları sağlarken çocuklarının da belirli bir yaşa geldiklerinde hem kendileri hem de çocukları için bunu sağlamak durumunda kalacaklarını düşünür. Dolayısıyla, onları bu ihtiyaçları karşılayabilecek yetkinliğe kavuşturmaya çalışırlar. Tıpkı bir kuşun yavrusuna yuvadan uçmayı öğretmesi gibi insan da yavrusuna bu imkanları sağlayarak onu yuvadan uçmaya hazır hale getirir. Veya getirmeye çabalar.

Bunların hepsi iyi niyetli çabalar ama doğruluğunun sorgulanması gerekir. İster anne-baba olsun isterse örgün eğitim yıllarındaki öğretmenleri “kendilerince iyi niyetli” uğraşıları için uygulayacakları yöntem nasıl olmalıdır? Öğrenme sürecinde yetki öğrenende mi olmalı öğretende mi? Yani kendisine anlatılanları öğrenmek istemeyen veya söylenenleri kabul etmeyen bir çocuğa zorla öğretmek veya zorla yaptırmak bir çözüm müdür? Çocuk direnmeye devam ettiği takdirde her seferinde zorbalıkla mı karşılaşacaktır? Veya çocuğun direnmekten vazgeçmesi zorbalıkla karşılaşmak korkusundan ise doğru bir çözüme ulaşılmış mı olur? Bu duruma getirilmiş bir insanın kendine özgüveni kalır mı? Dahası başkalarına ne kadar güvenebilir? Çevresiyle içten bir sevgi ve aidiyet bağı kurabilir mi?

Böyle bir eğitim o küçük insanın geleceğe bakışını tamamen karanlığa gömmüş olmaz mı?



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>