YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







ERMENİ OLAYINI ÖZGÜR-EVRENSEL DÜŞÜNCELİLER YARGILAYABİLİR – Ermeniler Açısından
Yazar: ALİ DEMİRSOY | Tarih: 03/05/2015 | Saat: 16:24

            1966-1977 yıllarında Erzurum Atatürk Üniversitesinde görev yaptım. Mesleğim ve alışkanlığım gereği Doğu Anadolu’da sık sık gezilere çıktım. İlgi alanlarımdan biri, bu bölgede savaşa katılmış, Ermeni olaylarından zarar görmüş ya da Ermeni olaylarına şu ya da bu şekilde karışmış yaşı ileri olan görgü tanıklarının anılarını dinlemek olmuştur. Hepsinin anlatımı ya da öyküsü farklı olsa da ana fikri aynıydı. Ermeniler kanlı bir kalkışmayı başlatmış, ardından askeri güçler bastırmak için gelmiş; sürgün yaşanmış. Sürgün sırasında da bin bir rezalet ve sıkıntı yaşanmış.

            Erzurum ve civarı illerde hemen hemen bir aile görmedim ki geçmişte ailesinden birini (bu, çocuk, kadın ya da yaşlı da olabilir) ya da ailenin kendisinin dışındaki bireylerinin tümünü Ermeniler katletmemiş olsun. İyi de bugün burada Ermeniler niye kalmamış sorusuna hiç kimse net bir yanıt vermedi, veremedi ve sadece – birlikte yaşasaydık ne iyi olurdu duygusunu belli ki hala taşıyarak – acı bir gülümseme ile yetindiler. Belli ki Artin’in de Mehmet’in de kemiklerinin sızladığını hissediyorlardı…

            Galiba Anadolu’nun özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun birçok yerinde (Hacin, Van, Maraş, Elazığ) benzer olaylar cereyan etmiş olmalı ki; herkesin Tehcir olarak bildiği Ermenilerin hem kendileri hem de Osmanlı Ordusu için güvenli olacak yerlere sevk kararı alınıyor. Batı Anadolu’da böyle bir karar uygulanmıyor.

            Güvenlik güçlerinin (özellikle Hamidiye Alaylarının) korumasında sevk başlıyor. Ermeniler günlük kullanabilecekleri eşyaları ve değerli eşyalarını ya yanlarına alıyorlar ya da güvenli bir yere gizliyorlar (çoğunluk gömüyorlar) ya da güvendikleri Müslüman komşularına teslim ediyorlar.

            Konvoylar yola çıkıyor. Örneğin Erzurum’da konvoyun bir ucu Ilıca’da iken (Erzurum merkezden yaklaşık 15 kilometre uzakta) şehirdeki konvoyun çıkma işlemi devam ediyor. Doğal olarak bu kadar büyük bir konvoyun korunması yeterli güvenlik gücü istiyor; Osmanlı belli ki yeterince güvenlik gücü tahsis edemiyor; en azından düzenli ordu mensuplarını gönderemiyor.

            Bundan sonrasını ailesi ile birlikte bu konvoya katılan; ancak yolda ailesini yitiren ve bin bir zorluk içerisinde Eğin’de bir kümese sığınan 17 yaşındaki Sophi’den (ya da Sophie) dinleyelim. Sophi Erzurum’da zengin bir ailenin kızı, ailesi ile bu sevke katılıyor. Değerli eşyalarını Erzurum’daki evlerinin içinde bulunan tandırın arkasındaki duvara gömüyorlar. Jandarmalar çok iyi davranmasa dahi, insan onurunu incitecek fazla bir şey yapmıyorlar. Ancak Erzincan’a girerken (büyük bir olasılıkla Sansa Boğazı’nda) ve daha sonra Erzincan çıkışında (büyük bir olasılıkla Kemah Boğazı’nda) karanlıkta, kendi aralarında Türkçe konuşmayan insanların saldırısına uğruyorlar ve değerli eşyalarını kaptırıyorlar; genç kızların bir kısmının ırzına geçiliyor; bir kısmı da öldürülerek Karasu’ya atılıyor. Jandarmalar bu saldırıları önleyemiyor.

Soldan sağa: Ali Demirsoy, Kardeşim Ayten Güven, Safiye, Yeğenim Mustafa Haşim Demirsoy, Oturan, Amcamın kızı Nilüfer Karacagil, yeğenim Hatice Betül Demirsoy

            Sophi, ailem tarafından kurtarılıyor. Adı Safiye’ye çevriliyor; uzun süre ailemin yanında “Safiye Bibi” sıfatıyla kalıyor ve sonunda köydeki bir insanla evlendiriliyor; kendi ailesi oluyor. Safiye Bibi, ölümüne yakın bu olayları anlattı ve bana, “bana büyük yardımlarınız oldu, size borçluyum; Erzurum’da Yağmur Dere Mahallesine git, ….duran panjurlu evin içine gir, tandırın arkasına taraf olan duvara doğru bir bucuk adım at; toprağı bir metre kaz; bir küpün içen konmuş ailemizin takılarını bulacaksın. Onları al ve ananın helal sütü gibi kullan” dedi. Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde çalışırken lojmanlarımıza bakan bir kapıcı vardı, Kahraman Efendi. Kendisine sordum, Erzurum’da Yağmur Dere Mahallesi var mı? diye. Var hocam dedi; niye oraları soruyorsun ki; oralar çok makbul insanların oturduğu yerler değildir. Pek ala Kahraman Bey, …. yanında panjurlu bir ev var mı? Var hocam dedi. Ben 13 yıl Erzurum’da kaldım ve o mahalleye ayak basmadım. Çünkü ağlayanın malı gülene hayır etmez (bu cümleyi unutmayın, özellikle Ermenilerden özür dileyenler).

            Benzer olayı Bulgaristan’da yaşadım. Almanya’dan 1975 yılında Türkiye’ye dönerken, gümrük girişinden Leva bozdurarak kupon almadığım için benzin alma hakkım olmuyormuş ve yolda da benzin bitti; bir petrol istasyonunda çakılı kaldım. Ne olacağımı bilmeden ser sefil beklemeye başladım; gece yarısı kelli felli olan birisi geldi; oldukça net bir Türkçe ile konuşmaya başladık. Durumu anlattım, o zamanlar doçenttim, mesleğimi, çalıştığım yeri, dünya görüşümü vs çay içerken konuşma içerisinde ayrıntılı olarak anlattım. Sonunda adam bana, ben buranın yetkilisiyim; sana istediğin benzini vereceğim. Ancak seninle biraz daha özel konuşmam gerekiyor dedi. Geçmişini anlatmaya başladı. Erzurum Ermeni’siymiş ve Erzurum’un birkaç zengin ailesinden birine mensupmuş. Bu sevk sırasında paralarını ve özellikle altınlarını Erzurum’da saklamışlar. Ailenin hiç birinin Türkiye’ye girme hakkı yokmuş. Bana dönerek: Bu kadar süredir buralarda bulunuyorum; yoldan geçenlerin hemen hiç birini gözüm kesmedi; ilk defa güvenebileceğim bir izlenim bırakan bir insana rastladım. Erzurum’da da çalışıyorsun. Şimdi ben bu altınların yerini sana söyleyeceğim. Bu altınları çıkarıp, yarısını sen alacaksın; onlar sana ananın sütü gibi helal olsun; geri kalan yarısını da bana getireceksin dedi. Bir anda neye uğradığımı şaşırdım. Bir ara toparlanarak Safiye Bibi’nin öyküsünü anlattım ve bunu yapamayacağımı; bana yerini de söylememesini rica ettim. Anlayışla karşıladı ve bana bazı hediyeler verdi. Bugün olsa yerini öğrenir miydim? Emin değilim…

            Sevk Eğin’deki Ermenilere de uygulanmış. Galiba güneye daha çok da Lübnan’a gönderilmişler. Bu sevk sırasında da benzer olaylar yaşanmış. Hamidiye Alayları ve yine çapulcu, eşkiya takımı sevk alayına saldırarak hem katliam yapmışlar hem de yağma yapmışlar.

            Dedem Hüseyin Sabri, bu zorunlu sevke yollanan bazı Ermenilere gidecekleri yere sağlam ulaşabilmeleri için yardımda bulunmuş ve hatta onlara altın lira olarak destekte bulunmuş. Onlara: “Bizim her zaman sizin bilgi ve sanatınıza ihtiyacımız olacak; bu ülkeyi birlikte imar edeceğiz demiş”. Bu yardımı alanlardan biriyle daha sonra tanışma fırsatım oldu. Paris’in ve Marsilya’nın iki büyük elmas mağazasının sahibi, Türkçe söylenişi ile Davut, kendi dillerinde David Şükrü. Dedem onun gideceği yere sağlıklı ulaşması için elinden geleni yapıyor. İşleri iyi gitmiş olmalı ki, önemli bir elmas tüccarı oluyor. Yıllar sonra Kemaliye’de evimizi ziyaret ederek bir süre kaldı; dedemin oturduğu köşe minderine kapanarak ağladı. Vaftiz edildiği yıkık kilisenin içinde uzun süre donuk gözlerle dolaştı, herhalde papazın oturduğu yer olmalıydı, dizlerini yere koyarak uzun süre öyle kaldı. Babam ve ben ne orada ne de sonra hiçbir şey sormadık. Anasıyla su suladığı bağa gittik, otları ve ağaçları sevdi; ancak içi oyulmuş asırlık bir dut ağacının içine girerek öyle kala kaldı; belli ki bu ağacın çevresinde ya da içinde diğer çocuklarla oyunlar oynamıştı. Fransa ve Amerika ile doğrudan ticaret yapan, dünyaca ünlü Eğin halılarını ve mensucat satan, Eğin’i dünyaya açan, o günkü konuşmalar arasında sadece herhalde lakabı “Pilavlar” olarak aklımda kalan bir Ermeni iş adamının “Bakik” denen mevkide yıkılmış ve ancak o haliyle bugün birçok şehrimizde bile çok zor görünecek bir saray yavrusunun içinde epeyi dolaştı. Belli ki anıları vardı. Bize dönüp: Bu adam yaşasaydı, dünyanın zenginlerinden biri de Eğin’de oturuyor olacaktı dediğini anımsıyorum. Bahçesinin peyzajı için Paris’ten bitkiler getirtirmiş; evinde piyano çalınırmış; kapının girişinden itibaren insan boyu şamdanlar ve duvarlarda tablolar bulunurmuş. Böyle bir kapışmanın Doğu Anadolu’nun ekonomisini ve sanatsal gelişimini ne ölçüde etkilediğini bugün daha iyi anlıyorum…

            Babam beni okuturken hem sağlık hem de maddi acıdan çok zor durumlara düştü. Ortak bir dostumuz, bu durumu bizim bilgimiz dışında, bir rastlantı olarak David Şükrü’ye aktardığında: “Benim ve bütün ailemin şu anda yaşıyor olmasını Sarıbey Sülalesine borçluyuz. Ancak kilisede alınmış bir yeminimiz vardır”: “Biz ne olursa olsun Taciklere (Müslümanlara) hiçbir zaman yardım edemeyiz. Bu nedenle (babamı kastederek) Mehmet’e yardım edemeyeceğim” diyor. Belli ki birileri bu intikamı milli bir hedef olarak koymuş.

         Kemaliye’de komşu köyde asıl adının ne olduğu bilinmeyen, konan bir Türkçe ad ve bir de “Hoppana” olarak bilinen takma adla tanınan bir bayan da Safiyi Bibi ile benzer acıları yaşamış; sığındığı evin insanlarına sadakatle hizmet etmiş ve onları ailesi olarak görmüştü; ev sahibi aile de onun acısına belli ki ortak olmuş ve ona ailenin bireyi gibi davranmıştı. Ancak tehcir sırasında, delikanlı olan iki oğlunu, Erzincan civarına geldiğinde Bayburt’a göndereceklerini söyleyerek ondan ayırmışlardı. Bu kadın yarım yüzyıl, çocuklarım yaşıyor mu, ne olur onları bulur musunuz, bir kere yüzlerini göreyim ondan sonra öleyim diye gözyaşı döktü. Uzaklara bakarak öldü…



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>