YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







BENİM “BEN” OLABİLME OLASILIĞIM…
/**/ Yazar: HAMİT SERBEST | Tarih: 03/05/2011 | Saat: 19:05

Anneler Günü ve Babalar Gününün Kutlu Olması Dileğiyle...

Başlık Shakespeare’in ünlü Hamlet oyunundaki “Olmak ya da Olmamak!” dizesine benzedi ama yaşamı “yaşam öncesi” ile birlikte anlamaya çalışınca böyle bir başlık çıktı.

Türk Dil Kurumu olasılık kelimesini biyolojik terim olarak “Herhangi bir biyolojik olayın tekrarlanma şansı” şeklinde tanımlamış ve örnek olarak da “kalıtsal özelliklerin dölden döle geçme şansının veya tesadüfünün matematiksel hesaplanması”nı vermiş.

Yaşam süresince “yaşadıklarımız” ile deneyimlerimizden çıkardığımız derslerin kişiliğimizin oluşumunda etkin olduğu toplumdaki yaygın görüştür. Bu yaklaşımda özellikle çevre koşullarının, ailenin, eğitimin,…vb. unsurların etkisini görmezden gelmek mümkün değildir. Bazı bilim insanları bebeğin anne karnında iken de çevre koşullarından hatta annenin ruhsal yapısından etkilendiğini ileri sürüyorlar.

Peki, her şey bebeğin anne rahminde yaşamaya başladığı andan itibaren mi şekilleniyor? Yani yumurtanın anne rahminde döllendiği anı yaşamın başlangıcı ve aynı zamanda da o insan için zamanın başlangıcı olarak mı almalıyız? Yoksa öncesine de gidebilir miyiz?

Bunun cevabı sürecin kendisinde yani, anneden gelen yumurta ile babadan gelen spermin anne rahminde birleşme olayında yatıyor. Bunu böyle yazmak ayıp olmuyordur eminim, çünkü küçücük çocuklar bile bebekleri leyleklerin getirmediğini artık biliyor.

Şimdi olayın “olasılık” boyutunu anlatabilmek için bilinen bazı sayısal bilgileri paylaşacağım. İnsanın vücut yapısını inceleyen bilim dalına göre; bir kız çocuğu doğduğu anda yumurtalıklarında yaklaşık 1-2 milyon adet yumurta bulunuyor ve ilk adet dönemine kadar bunlar azalarak yaklaşık 400 bin civarına düşüyor. İlk adetten sonra menopoza kadar, her adet döneminde birkaç yumurta olgunlaşıyor, bir kısmı da küçülüp yok oluyor. Kadın ve erkeğin birlikteliğinde erkek bir boşalmada kadının döl yoluna ortalama 150 milyon sperm hücresi atıyor. Hızla yüzmeye başlayan milyonlarca sperm kadının yumurtalık kanallarındaki kasılmaların da yardımıyla yumurtaya doğru gidiyor ama hangisinin hedefe ulaşmayı başaracağını kestirmek zor. Hekimler genetik özellikleri eksiksiz taşıyana ‘kaliteli sperm’ adını veriyor ancak yumurtanın seçiciliğini kesinlikle bu spermden yana kullanıp kullanmadığı bilinmiyor. Yumurtaya girdikten 8-12 saat sonra baş kısmı parçalanan spermdeki genetik materyal açığa çıkıyor ve döllenme gerçekleşiyor.

Bu noktadan daha da geriye anne ve babanın tanışmasına kadar gitmeyeceğim. Ama sürecin bu küçücük bölümündeki belirsizlikler bile “benim ben olabilme olasılığı”nın ne kadar düşük olduğunu gösteriyor. Yaklaşık 400 bin yumurtadan hangisi o adet döneminde olgunlaşacak? 150 milyon spermden hangisi yumurta ile birleşecek? Yumurtanın veya yumurtaların olgunlaşıp döl yatağına inmesinden kaç gün sonra döllenme olacak? Olabildiğince mekanik biçimde özetlenen bu olayın yaşanmasında tarafların duygusal durumlarının etkisi var mıdır? Bu soruya verilecek cevabın “evet” olması beraberinde daha binlerce farklı olasılık doğuracaktır. Görüldüğü gibi, sonucu olumlu veya olumsuz etkileyecek daha birçok etken sayılabilir.

Zaten yaşamın açıklanması bu kadar basit olabilseydi aynı anne ve babadan olan, aynı çevre koşullarında büyüyen, aynı eğitimi alan,… insanların karakterlerinin hiç değilse benzer olması gerekirdi. Ama değil!.. Bunun nedeninin ise sürece etki eden unsurların çokluğu ve bunların etkilerindeki “belirsizlik” olduğu açıktır. Şimdi “belirsizlik” kavramı bazı kişilerin aklına hemen, kendi inançlarına uygun, bir “ilahi güç” getirebilir ve buradaki belirsizliğin “takdir-i ilahi” ile giderildiğini düşünebilir. Ama gelin isterseniz buna da bilimin ışığında bakalım.

1800’lerde, Newton’un yasalarına dayanarak, Laplace demiş ki; “evrende mevcut maddelerin konumları biliniyorsa; ayrıca kütleleri ile hızlarının çarpımı ve onları etkileyen güçler bilinirse geçmiş hakkında bilgi sahibi olmak ve geleceği kesinlikle bilmek mümkündür”. Ancak, bunun her zaman doğru olmadığını 1900’lü yılların ilk çeyreğinde Alman fizikçi W. Heisenberg, bilimsel olarak kanıtlamıştır. Heisenberg'in “Belirsizlik İlkesi” olarak adlandırılan bu fizik yasasına göre, bir parçacığın kütle değişimi ile hız değişiminin çarpımı ve konumu aynı anda tam doğrulukla ölçülemez.

Burada belirsizlik ilkesinin günlük yaşamımızda karşılaştığımız cisimlerin davranışı ile ilgili olmadığını, atomik ölçekteki yani milimetrenin yüz milyonda biri büyüklüğündeki yapılar ve uzaklıklar (kuantum mekanik olarak adlandırılan olaylar) için geçerli olduğunu belirtmek gerek. Çevremizde çıplak gözle görebildiğimiz hareket halinde olan cisimlerin yerini ve hız ile kütle çarpımını saptamak zor değil. Örneğin bilardo sporunda topa vurulduktan sonra topun bilardo masasının neresinde olduğu, hızı ve yönü aynı anda bulunabilir. Ancak, bu incelemeyi atomik ölçekteki elektron ve foton gibi parçacıkların davranışları üzerinde yapacak olsak sonucun kesin olmadığını ve Heisenberg’in ifade ettiği belirsizlik sınırları içinde kaldığını görürüz. Bu belirsizlik doğanın en önemli temel yasalarından birisidir. Hatta buna doğanın temel yapı taşlarından birisi de denilebilir, çünkü her şey bu belirsizlik sınırları içinde yaşam buluyor ve bir sürenin ardından sonlanıyor.

Sperm ve yumurta mikroskop altında gözlenebilen büyüklükteki yapılar; sperm santimetrenin 250’de biri büyüklüğünde ve yumurta ise toplu iğne ucu kadar. Ancak bunların iç yapıları düşünülürse, bir spermin yaklaşık 40.000 atomdan oluştuğu ve yumurtanın içindeki atom sayısının ise bundan çok daha fazla olduğu görülür. Yani sperm ile yumurta arasında da atomik ölçekte birçok ilişki var. Spermin döllemek için peşinde koştuğu yumurta ile oluşturduğu birçok kimyasal reaksiyonda atomik ölçekteki parçacıkların paylaşılması veya yer değiştirmesi vardır ki bu da yaşamın kendisinin de bir kuantum mekanik süreç olduğunu gösterir.

Bu kısa özet gösteriyor ki, benim “ben” olarak yaşamın başlangıç koşullarına müdahale etme şansım yok. Ayrıca, anne ve babamıza da söyleyecek bir sözümüz yok... Öyleyse, başıma gelecekler için kader buymuş demekle yetinmeli miyim? Hayatımla ilgili yapabileceğim hiçbir şey yok mudur? Din ve inanç sömürüsü yapanlar insanlara sorunlarını ancak inandıkları Tanrı’nın çözebileceği görüşünü pompalıyorlar. Tabii Tanrı’nın istediğine istediği nimetleri vereceğini istemediğine de hiçbir şey vermeyeceğini de ekliyorlar. Yani bu dünyada istediklerine kavuşmanın ve öteki dünyada da rahat edebilmenin yolu Tanrı’nın rızasını almak olarak gösteriliyor. Bunun yolu da Tanrı’ya yalvarmak, ibadet etmek, türbelere adak adamak, muska yazdırmak, günah çıkarmak,… gibi her yerde gördüğünüz, duyduğunuz şeyler. Peki ya akıl? Akıl, mantık bir işe yaramaz mı? Bu sorunun cevabı “hayır” ise, dünyadaki rollerimiz zaten önceden belirlenmişse, ne yaparsak yapalım bunu değiştirmek mümkün olmayacaksa Hayyam’ın ağzından sormak lazım:

Beni özene bezene yaratan kim? Sen!
Ne yapacağımı da yazmışsın önceden.
Demek günah işleten de sensin bana:
Öyleyse nedir o cennet cehennem?

Ben insanların “Tanrı” sözcüğüne ne anlam yüklediklerine aldırmıyorum, hangi dinden olduklarıyla ise hiç ilgilenmiyorum. Çünkü bu kavrama hangi anlam yüklendiğinden ziyade yaşamlarında nasıl bir yer verdikleri önemli oluyor; hem tek tek birey olarak hem de toplum olarak. İnsanları kaderci, çaresiz ve edilgen duruma düşürecek bir anlayışı kabul etmek “akıl karı” değildir. İşte bu akıl yani düşünme yeteneğimiz tüm canlılar arasında biz insanları farklı ve üstün bir konuma yerleştirmiştir. İnsanlık bunu aklına borçludur ama kullandığı takdirde…



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>