YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







AKKUYU NÜKLEER SANTRALI: GEREKLİLİK Mİ,SİYASİ TERCİH Mİ?
Yazar: YUSUF ZEREN | Tarih: 09/07/2010 | Saat: 00:38

Bir ülkenin yarınlarına güven içinde bakabilmesi için iç ve dış güvenliği yanında, üç temel alanda sürdürülebilir bir stratejik plana sahip olması gerekir.

Bu stratejik alanlar: Gıda,enerji ve çevredir.

Enerji türleri içinde elektrik enerjisi, en yaygın kullanılanıdır.

Lityum  bataryalarında elektriğin ekonomik olarak depolanması sağlandığından, önümüzdeki yıllarda elektrikli otomobillerin kullanımı ile elektrik enerjisi talebi daha da artacaktır.

Elektrik enerjisi doğada hazır, kullanılabilir halde bulunmamaktadır. Birincil enerji kaynaklarının (fosil yakıtlar, nükleer yakıtlar ve hidrolik enerji) enerji dönüşüm tesislerinde ikincil enerjiye (elektrik enerjisi) dönüşümüyle elde edilmektedir.

Bu enerji dönüşüm tesislerinden biri de nükleer santrallardır.

Nükleer santrallarda elektrik enerjisi, nükleer yakıtın  zincirleme reaksiyonu sonucu reaktör kalbindeki suda oluşan yüksek sıcaklığın, ikincil devredeki suya dolaylı yoldan aktarılmasıyla üretilen buharın  tahrik ettiği türbin ve  jeneratör grubundan elde edilmektedir.   

Tüm fosil yakıtlar gerek üretimleri, gerek tüketimleri sırasında ciddi çevre sorunları yaratırlar. Elektrik enerjisi ise, tüketilirken çevreye olumsuz etki yapmayan bir enerji türüdür.

Ancak, elektrik enerjisinin hangi kaynaktan üretildiği önemlidir. Stratejik olarak  bu kaynaklar çeşitlendirilmiş olmalı ( tek kaynağa dayalı olmamalı),ekonomik olmalı, sürdürülebilir olmalı,dönüşüm ve kullanım sırasında  çevreye en az zarar vermelidir.

Türkiye’nin elektrik üretimi halen üç temel kaynağa dayalıdır.

TEİAŞ ‘ın 2009 verilerine göre elektrik üretiminde kaynak dağılımı:

Doğalgaz                                 : % 50
Kömür                                     : % 29
Hidrolik                                  : % 17
Petrol                                     : % 4,0
Atıklar                                   : % 0,1
Jeotermal,rüzgar,güneş vb.        : % 0,05 dir.

Bu kaynaklar yukarıda sıralanan stratejik ilkeler açısından değerlendirilirse:

Kaynak çeşitliliğinin az, fosil yakıtlara , özellikle doğal gaza, bağımlılık düzeyinin yüksek olduğu görülmektedir.

Türkiye, tükettiği doğal gazın % 97 sini ithal etmektedir. Ayrıca, doğal gaz fiyatları petrol fiyatlarına endekslidir.

Petrol fiyatları arttığında gaz fiyatları da artmaktadır. Petrolün varil fiyatının 150 dolara kadar çıktığı günler hafızalarımızda tazeliğini korumaktadır.

Türkiye’de her yıl 60-70 milyon ton düşük kaliteli linyit kömürü yakılarak elektrik üretilmektedir. Üç kg.yerli linyit kömüründen ancak 1 kWh elektrik enerjisi elde edilmektedir. Oysa, 1 kg. kaliteli kömürden 2- 3 kWh enerji sağlanabilmektedir.Yüksek kalorili kömür kaynaklarımız çok azdır.

Yakma sitemlerimizi modernize edemez ve mevcut linyitlerimizi zenginleştirmeden kullanmaya devam edersek, yüksek kalorili ithal kömüre de bağımlılığımız giderek artacaktır. Halen önemli oranda yüksek kalorili kömür ithalatımız vardır.

Atmosfere yılda saldığımız CO2 miktarı, gelişmiş ülkeler kadar yüksek değilse de, kişi başına 5 tona yaklaşmıştır.

Linyit, atmosfere saldığı yüksek orandaki C02 , toz ve çıkarttığı radyonükleitler içeren milyonlarca ton kül nedeniyle,yerli kaynağımız olmasına rağmen, kirletici bir yakıttır.

Kyoto Protokolünü bizden önce imzalayan sanayileşmiş ülkelere CO2 salım sınırları konulmuştur. Önümüzdeki süreçte Kopenhag kararları uyarınca bize de sınırlamalar getirileceği kesindir.

Diğer taraftan sera gazlarının yol açtığı küresel iklim değişikliği, hidrolik enerji kaynaklarımızın akış düzenini ve sürdürülebilirliğini de tehlikeye sokmaktadır.

Yağışlı yıllarda barajlarımız dolup taşarken, kurak geçen yıllarda hidroelektrik santrallarımızda elektrik üretilememektedir.

Bu nedenle de doğal gaza bağımlılığımız daha da artmaktadır. İhtiyaç, daha fazla doğal gazla kapatılmaktadır.

Elektrik üretim ve dağıtım yönetiminde genel strateji, gün içinde talep edilen asgari elektrik enerjisi ihtiyacının ucuz,kaliteli, kesintisiz ve sürdürülebilir şekilde karşılanmasıdır.

Bu  asgari talep baz yük santraları tarafından karşılanır. Ek yükler ise, gerektiğinde kolayca devreye sokulup çıkartılabilen diğer santrallar tarafından sağlanır.

Nükleer santralların baz yük santralı olma özellikleri yüksektir. Çünkü, nükleer santrallar özellikleri gereği, bir kez çalışmaya başladıktan sonra (kritik olduktan sonra) yıllarca aynı kararlılıkla kesintisiz çalışabilirler.

Doğal uranyumla çalışan CANDU tipi ağır su santralları ömür boyu, basınçlı hafif sulu (PWR) santrallar ise, iki, üç yılda bir kısa süreli yakıt değişim kesintisi dışında kesintisiz çalışan santrallardır. 

Nükleer yakıtların içerdikleri enerji düzeyine göre fiyatları makul ve uzun süre küçük bir hacımda depolanabilir olmaları da nükleer santrallara baz santral özelliği kazandırmaktadır.Nükleer santraların sabit yatırımı yüksek,işletme masrafları düşüktür.

Eurostat 2006 ya göre AB ülkelerinde elektrik  üretiminin kaynaklara göre dağılımı aşağıdadır:

Nükleer                            :  % 29,4
Kömür                               : % 21,9
Doğal gaz                          : % 20,6
Petrol                               :% 13,4
Yenilenebilir(   HES+RES)   : % 14,7dir.

Dünya Enerji Kongresi 2009 raporuna göre ise dünyada elektrik üretiminin kaynaklarına göre dağılımı:

Kömür                               : % 41,0
Doğal gaz                          : % 20,1
Nükleer                            : % 14,8
Hidrolik                            : % 16,0
Petrol                               : % 5,8
Biyokütle + atıklar             : % 1,0
Rüzgar+güneş+jeotermal : % 1.0 dir.

Görüldüğü gibi gerek AB ülkeleri, gerekse AB dışındaki ülkelerin bir kısmı, temin kaynaklarını çeşitlendirmek için nükleer enerjiyi tüm sakıncalarına rağmen üretim sistemlerine katmışlardır.

Bu oran,Fransa % 77; Belçika;% 53; İsveç % 44; İsviçre % 36; Japonya % 34; Almanya % 31; İspanya % 27 ; ABD % 20 dir.

Gelişmiş ülkeler doğal gaza bağımlılık düzeyinin % 20’yi aşmamasına özen göstermektedirler.

Bizim elektrik üretiminde doğal gaza bağımlılık düzeyimiz halen %50 dir.

Görüldüğü gibi çoğu gelişmiş ülke, elektrik enerjisi temin kaynaklarını daha çeşitli, sürdürülebilir,  ekonomik,  güvenli ve  rekabetçi bir yapıya kavuşturmuşlardır.

DPT Yüksek Planlama Kurulunun 2009 yılında hazırladığı “Elektrik Enerjisi Piyasası ve ArzGüvenliği Strateji Belgesi” kararlarına göre 2023 yılına kadar:

-Teknik ve ekonomik olarak değerlendirilebilecek hidroelektrik potansiyelimizin tamamının elektrik üretiminde kullanılması sağlanacaktır,

-Rüzgar enerjisi kurulu gücünün 2023 yılına kadar 20 000 MW’a çıkarılması hedeflenmektedir,

-Güneş enerjisinden elektrik enerjisi elde edilmesini özendirmek için gerekli yasal düzenlemeler yapılacaktır,

-Başta doğal gaz olmak üzere elektrik üretiminde fosil yakıtların payı azaltılacaktır,

-Elektrik enerjisi üretiminde 2020 yılına kadar nükleerin payının % 5 seviyesine ulaşması sağlanacaktır. Denilmektedir. 

Öngörülen dönem içinde plan hedeflerine ulaşılabilirse, daha önce üç ayak üzerine oturtulan elektrik üretim sistemimiz, nükleer ve rüzgarın da devreye girmesiyle, beş ayak üzerinde daha dengeli, güvenli, ekonomik ve rekabetçi bir yapıya kavuşturulacaktır.

Plan hedeflerine göre nükleer kurulu gücün 2020 de % 5 düzeyine ulaştırılması için de girişimler başlatılmıştır.

Kamu oyunca yakından izlendiği gibi, Nükleer Enerji Yasası çıkartılmış, bu yasaya dayalı olarak yer lisansı olan Akkuyu’da bir nükleer santral kurulması için alım garantisi ve fiyat rekabetine dayalı bir ihale açılmıştır.

Çeşitli nedenlerle bu ihaleye sadece bir Rus firması dışında katılan firma olmamış ve bu firmanın verdiği fiyat teklifi yüksek bulunarak ihale iptal edilmiştir.

Bu arada yeni bir girişim başlatılmış, Nisan 2010 da Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Medvedev’in ülkemizi ziyareti sırasında “Akkuyu Sahasında Nükleer Güç Santralının Tesisineve İşletilmesine Dair İşbirliği Anlaşması” yapılmasına karar verilmiştir.

Bu anlaşma, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ile Rusya Federasyonu Başbakan Yardımcısı Igor Sechin tarafından  12 Mayıs 2010’da Ankara’da imzalamıştır.

Atılan bu imzanın daha önce iptal edilen ihale ile bir ilişkisi yoktur.

Bu anlaşma kapsamında, Akkuyu’da her biri 1200 MW’lık dört üniteden oluşan toplam 4800 MW gücünde bir nükleer santral kurulmasına karar verilmiştir.

Maliyeti yaklaşık  20 milyar dolar olacak bu santralın tüm finansmanı Rusya tarafından sağlanacaktır.

Santralın ilk ünitesinin inşası 2017 yılında tamamlanacak,  2018 de elektrik üretmeye başlayacaktır. Diğer üniteler ise, birer yıl aralıkla devreye sokulacaktır.

Anlaşma kapsamında,Türkiye’de ortak bir “Proje Şirketi”  kurulacak, şirkette Türkiye’yi Elektrik Taahhüt Ve Ticaret A.Ş.(TETAŞ), Rus tarafını ise, Atomstroyexport Firması  temsil edecektir.

Kurulacak şirketin hisselerinin % 51’i Rusya’nın olacak ,% 49 ‘u yerli ve yabancı sermayeye açılacaktır. Santral 60 yıl süreyle bu şirket tarafından işletilecektir.

Santral arazisi proje şirketine bedelsiz tahsis edilecektir. Mevcut araziye ilave arazi gerekirse Proje Şirketi, Orman Fonu’na ödeme yapacaktır.

Projenin yürütülmesinde mümkün olduğunca Türk şirketleriyle birlikte çalışılacaktır.

Taraflar arasında ortaya çıkacak herhangi bir anlaşmazlık altı ay içinde çözülemezse uluslararası tahkime gidilecektir.

İlk iki ünitenin üreteceği elektriğin % 70’ i, son iki ünitenin elektriğinin de % 30’un 15 yıl süreyle KDV hariç, kWh’i 12,35 ABD senti fiyattan TETAŞ tarafından satın alınacaktır.

Satın alınması garanti edilen miktar ve süre dışında üretilen elektrik serbest piyasa koşullarında satılacaktır. Üretimin taahhüt edilenden az olması halinde Şirket bu miktarı bir şekilde temin edecektir.

Santralın net karının % 20’si Türk hazinesine aktarılacaktır.

Kurulacak reaktörler, VVR 1200, PWR tipinde olacak ve kısmi zenginleştirilmiş U 235 yakıtı ile çalışacaktır. Yakıtın zenginliği % 20 ‘den fazla olmayacaktır.

Kullanılmış yakıt Rusya’da yeniden işlenebilecek, her iki tarafın rızası olmadan plütonyumu ayırmak için kimyasal işlem yapılamayacaktır.

Proje şirketi, kullanılmış yakıt ve radyoaktif yakıt yönetimi için TETAŞ hesabına 0,15 ABD senti/kWh ve santralı ömrü sonunda işletmeden çıkartma hesabı için de ayrıca 0,15 ABD senti/kWh tutarında bir ödeme yapacaktır.

Atık yönetimi ve santralın ömrü sonunda sökümden Rusya tarafı sorumlu olacaktır.

İşbirliği anlaşmasının yürürlüğe girebilmesi için TBMM’ce onaylanması gerekmektedir.

İlk bakışta 12,35 ABD senti/kWh birim fiyatı bugünkü fiyatlarla karşılaştırıldığında yüksek bulunabilir ancak, tesisin sabit maliyetinin yüksekliği ve 2018 yılında enerji fiyatlarının bugünden daha yüksek olacağı da unutulmamalıdır.

Şimdi bu santral neden Mersin-Akkuyu’da kuruluyor ve bu nükleer santralın ülkemize ve Mersin’e yarar ve sebep olacağı sakıncaları tartışabiliriz.

Akkuyu’nun uzman bir heyet tarafından santral sahası olarak seçilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) kriterlerine göre 1976 yılında yer lisansı  alması tesadüf değildir.

Nükleer santral yeri seçiminde bazı temel  kriterler vardır. Bunlar:

-Santral yeri, güvenlik ve maliyet açısından deprem riskinin az olduğu bir yer olmalıdır,
-Yüksek miktardaki soğutma suyu ihtiyacının kesintisiz karşılanabilmesi gerektiği için, santral yerinin tercihen deniz kıyısında bulunması istenir,
-Ulusal güvenlik açısından santral yeri, her türlü terör tehditlerine karşı korunaklı ve savunulması uygun bir yer olmalıdır,
-Santralın yakın çevresinde yoğun bir yerleşimin bulunmamalı ve,
-İletim hatlarında enerji kayıpların az olması için santral tüketim merkezlerinden çok uzak olmamalıdır.

Akkuyu santral sahasının halen bu kriterlerden bazılarını taşıyıp taşımadığı tartışılabilir.

Zamanında seçkin bir heyet bu yeri IAEA kriterleri açısından uygun bulmuştur.

Oldukça büyük bir yatırımla santral sahasında liman, lojman vb. inşaatlar tamamlanmış ve saha  koruma altına alınmıştır.

Nükleer İşbirliği Anlaşmasının Meclis’in gündemine gelmesinin  yaklaştığı bu günlerde doğal olarak  Akkuyu ile ilgili tartışmalar da yoğunlaşmıştır.

Bazı siyasi parti ve nükleer karşıtı platform sözcüleri, nükleer enerji konusunda toplumu olumlu ve olumsuz yönleriyle doğru bilgilendirme yerine, siyaseten toptancı bir reddiye anlayışı içinde hareket etmektedirler.

Diğer bir grup ise, nükleer santral çok gerekliyse Mersin yerine başka yerde kurulsun anlayışı içindedir.

Uzun yıllardır konu bilimsel ve teknik yönden doğru verilerle  tartışılmadığı için, toplumda nükleer enerjiye karşı psikolojik bir kaygı oluşmuştur.

Bu  kaygının oluşmasında Çernobil kazasının da önemli katkısı vardır.

Hele Mersin gibi kalkınmasını önemli oranda tarım ve turizme bağlamış bir kent için bu kaygılar gözardı edilemez.

Ancak konu, ülkemizin geleceğini ilgilendiren stratejik önemde bir konudur.

Konunun sırf muhalefet yapmak ve Mersin’de kurulmasın başka yerde kurulsun bağlamında ele alınması yanlıştır. Elbette çevre,  güvenlik ve ekonomik açıdan değerlendirmeler yapılacaktır.

Ancak konunun niteliği gereği, bugün siyaseten karşı çıkanların, yarın iktidar olduklarında evet demek durumunda kalmaları mümkündür.

Geçmiş yıllarda çeşitli kez ihaleler açılmış, önemli firmalar bu ihalelere katıldıkları halde, tatmin edici bir sebep gösterilmeden  ihaleler iptal edilmiştir.

Bu uygulama, yeni ihaleye karşı bu firmalarda ilgisizlik yaratmış ve bu arada geçen zaman içinde Batı Ülkeleri Türkiye’ye nükleer teknoloji aktarmayı sakıncalı görmeye başlamışlardır.

Toplumun temel ihtiyaçlarının zamanında karşılanmasında iktidarların siyasi sorumluluğu vardır. Kamu yararı söz konusu olduğunda da toplumun bölgesel bir tutum yerine,bütünsel bir yaklaşım göstermesini gerektiren durumlar söz konusudur.

Örneğin, Afşin-Elbistan ve Muğla-Yatağan gibi tarım ve turizm potansiyeli yüksek bölgelerimizdeki kömür santralarında kamu yararı nedeniyle  elektrik üretimi kömür bitinceye kadar devam edecektir.

Çünkü kömür oradadır ve ülke şartları, çevre sorunları ve bazı memnuniyetsizliklere rağmen  üretimi sürdürmek gerekmektedir.

Ancak,yöre halkının da iktidarlardan üretimin toplum ve çevre sağlığına zarar vermeyecek şekilde sürdürülmesinin sağlanma için tüm önlemlerin alınmasını istemeleri en doğal haklarıdır.

Akkuyu’da kurulması planlanan nükleer santral için de toptancı bir yaklaşımla hayır demek yerine, en yüksek güvenlik koşullarının istemek daha gerçekçi bir yaklaşım olabilir.

Sakıncaları yanında yaratacağı istihdam,  sağlayacağı kesintisiz ve kaliteli enerji temin önceliği, malzeme, yüksek enerji fiziği, elektromekanik , ileri işletim ve yönetim bilgisine yakınlık,sivil nükleer teknolojiye geçiş imkanı da bardağın dolu tarafı olabilir.

Ülkemizin 10 000 ton uranyum cevheri, ilerde nükleer yakıt olarak kullanılabilecek 380 000 ton Toryum cevheri vardır. Bunları değerlendirmeliyiz.

Sürdürülebilir Enerji Kenti Barcelona başlıklı önceki yazımda bir Akdeniz liman kenti olan Barcelona’nın elektrik enerjisini hemen yakınındaki Vandellos 2 ,Asco 1 ve Asco2 nükleer santrallarından karşılandığını yazmıştım.

Barcelona’da turizm, Mersin’le karşılaştırılamayacak kadar gelişmiştir. Bölgenin tarım potansiyeli de vardır. Ama bölgenin gelişimi açısından enerji ihtiyacının kesintisiz karşılanması öncelik kazanmıştır.

İspanya, Avrupa ülkeler içinde güneşten elektrik üretmede teknolojisi en gelişmiş ülkedir. Uyguladıkları teşvik yasalarıyla güneşten elektrik elde etmede önce büyük başarılar sağlamışlar fakat, şu anda bu teşvikten vazgeçme sürecine girmişlerdir.

Çünkü, teşvik için harcamalar çığ gibi artarken,beklenen verimlilik sağlanamamıştır.Güneşten elektrik üretmede maliyetler aşağı çekilememiştir.

Barcelonalılar, yıllardır kentin yenilenebilir kaynaklardan yararlanma düzeyini artırarak fosil kaynaklara ve nükleere  bağımlılığını azaltmak için, dünyaya örnek bir çaba gösterdikleri halde, halen kentin toplam enerji ihtiyacının sadece % 1,1’ini yenilenebilir kaynaklardan karşılayabiliyorlar. O nedenle de nükleerden tümüyle vazgeçmek yerine, ihtiyaçları kalmayıncaya kadar yararlanmayı sürdürmeyi benimsemişlerdir. 

DPT ‘nin Stratejik Planında öngörüldüğü gibi başta hidrolik olmak üzere elbette bütün yenilenebilir kaynaklarımızı harekete geçirmeliyiz.

Ancak, ülkemiz henüz kalkınmasını tamamlayamamış bir ülkedir. Gelişmiş ülkelerin enerji ihtiyacı giderek azalırken bizim ihtiyacımız her yıl artmaya devam ediyor.

Belki krizin etkisinden kurtulmakta olmamız nedeniyle olacak, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığının açıklamasına göre, elektrik enerjisi tüketimimiz bir yıl öncesine göre Haziran 2010 itibarıyla % 9 artış göstermiş. Önceki yıllarda bu artış % 6-8 arasında değişmekteydi.

Almanya, rüzgar enerjisine en çok yatırım yapan ülkedir. Toplam kurulu gücünün % 16 sı rüzgar enerjisi santralı (RES) olduğu halde, rüzgarın elektrik üretimine katkılsı  sadece % 3,5-4,0 düzeyindedir.O nedenle de yeşillerin tüm baskılarına rağmen nükleerden tümüyle vazgeçememektedir.

Çünkü,nükleer santrallar yılda 8760 saat kesintisiz çalışabilirken,rüzgar hızı her an yeterli olmadığı için RES’ler bu sürenin ancak 1/5 i kadar bir süre enerji üretebiliyor. Geceleyin, bulutlu ve yağışlı günlerde ise güneşten elektrik üretilememektedir.

Türkiye hızla kalkınmasını tamamlamak için yenilenebilir dahil tüm enerji kaynaklarından yararlanmak zorundadır.

Prof. Dr. Yusuf Zeren



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (2) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>