YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







BİR DIŞ POLİTİKA ANALİZİ
/**/ Yazar: MEHMET RECAİ ELLİALTIOĞLU | Tarih: 12/04/2021 | Saat: 13:04

Bir Dış Politika Analizi

ABD başkanı Biden daha seçim öncesinden Türkiye aleyhinde esip kükrüyordu ve bu, seçimden sonra da bir süre devam etti. Yaptırımların arttırılacağı ve ekonomik olarak Türkiye’yi zayıflatacaklarını her ağızdan ifade ederken Rusya ve Çin ile birlikte düşman listesinde bile saydılar. Sonra birden ne olduysa söylemler değişti ve Biden’ın önerisiyle AB daha önce Almanya’nın inisiyatifiyle ertelenmiş olan yaptırımlardan vazgeçti. Gerek AB gerekse ABD üst düzey yöneticilerinin verdiği demeçler de beklenmedik ölçüde yumuşadı, hatta övgülerle süslendi. Medyada tartışan uzmanlarımız ve analistlerimiz şaşkınlıklarını saklamadan nihayet Türkiye’nin önemini anladılar da dönüş yaptılar diye yorumladılar. Bu ani dönüşün, o zamana kadar dünya lider(ler)iyle görüşmeyen Biden’ın, Netenyahu ile yaptığı bir saatlik telefon konuşmasının hemen ardından meydana gelmesine kimse dikkat çekmedi. Sadece haberlerde bir cümle olarak ve ekranlarda alt yazı olarak geçti. Hiçbir uzman görüşünde ya da herhangi bir analizde bu görüşmenin içeriği ile ilgili bir yoruma rastlamadım. Evet bu değerli uzmanlar bir süredir Türkiye’nin İsrail ve Mısır’la yakınlaşması gerektiğini salık veriyorlardı. Ayrıca Ege ve Doğu Akdeniz konularında Türkiye’nin dik durması, geri adım atmaması gerektiğini söylüyorlardı. Gerçekten de ufak tefek geri adımlar atılmış olsa da kararlılık mesajı her düzeyde verilmiş olup, bir yandan da İsrail ve Mısır ile belli bir düzeyde diplomatik ve istihbari görüşmelerin olumlu yönde gelişmekte olduğu ifade edilmekteydi.

Mısır’ın Meis adasını Yunanistan’la yaptığı anlaşmanın dışında tutması ve sondaj bölgesi olarak ilan ettiği bölgenin özellikle mavi vatanımızın sınırını aşmayacak biçimde seçilmesi bu görüşmelerin meyvesi olarak da görülebilir. Ayrıca Türkiye-Libya anlaşması ile oluşan durumdan sonra yapılmış olan Yunanistan-Mısır anlaşmasının yok hükmünde olduğu ve Türkiye-Mısır anlaşmasının Mısır için çok daha kârlı ve yararlı olacağı kendilerine açıkça bildirilmişti, ki başından beri bunun farkında oldukları, ancak Türkiye’nin süregelen darbe karşıtı tutumu dolayısıyla olasılık dışı olduğu kabul edilmekteydi. Belliki İhvan İhvan diye İhvan’ı savunma cahil inadının ne İhvan’a ne de Türk halkına bir faydası olmadığının, aksine büyük zararlara neden olduğunun geç te olsa ayırdına varılmış olduğu anlaşılıyor.

İsrail açısından da önceleri Türkiye’nin büyük sorun olarak görülmesinden, iyi ilişkiler içine girme görüşünün hâkim olmasına ve çeşitli kanallarca ve seviyelerde bunun ifade edilmesine dönüşmesi ise oldukça hızlı oldu. Bunun önemli bir nedeninin, yine Birleşmiş Milletler tarafından geçerliliği onaylanmış Türkiye-Libya anlaşması olduğu kanaatindeyim. Zira Doğu Akdeniz’de çıkacak bir kriz nedeniyle Türkiye’nin düşmanca davranması durumunda, deniz altından geçirilecek doğal gaz boru hattına izin vermeyeceği oldukça kuvvetli bir olasılık olarak ortaya çıkmıştı. Ayrıca bu projenin çok pahalı olması ve finansmanının zaten doğrudan ilgili ülkeler tarafından karşılanamayacağı, AB ve ABD’nin katkılarının gerekeceği, ancak bunun da kesinleşmemiş olduğu ortadaydı. Bu iki nedenden dolayı Amerikalı bir emekli askeri uzman tarafından dile getirtilen ve taraflarca baştan beri bilinenin bir tekrarı olarak mevcut projenin finansmanının pek mümkün olmayacağı, onun yerine Türkiye seçeneğinin daha akıllıca olacağı görüşü bir İsrail gazetesinde alıntılanarak İsrail hükümetine yeni bir öneriymiş gibi sunuldu. Açık kaynaklarda yer alan bu bilinenlerle dünya kamuoyunda iki ülke arasında bir yakınlaşma olduğu algısı oluşturuldu. Genelde karşı tarafın suyuna gitmeyi marifet sayan “monşer”ler yerine Ömer Seyfettin’in “Pembe İncili Kaftan” öyküsünü okumamış dış işleri kadrosuyla İsrail’e karşı yürütülen, öngörüsü kıt dış politikalar sonucu düşülen ezik durumun artık hazmedildiği ve yine başka halkların hakkını şuursuzca koruyacağım derken devlet geleneğine uymayan gereksiz ilişik kesme uygulamalarıyla aslında Türk halkının menfaatlerinin gözetilmediği noktasından dönülmekte olduğu anlaşılmaktadır. İsrail’le ilişkilerin düzeltilmesinin Filistin’in de yararına olduğunun bilinmesi ya da öğrenilmesi bir kazanç olacaktır. Bu demek değildir ki gerektiğinde İsrail olsun Mısır olsun Türkiye’ye karşı (ya da kendi halklarına karşı) bir yanlış yaptıklarında sessiz kalacaksın. Nota vereceksin, ve tabi ki müzik notası değil.

Ancak Biden-Netenyahu görüşmesinin bu konularla sınırlı olması düşünülemez. Ayrıca bu konuların yoluna girmesi büyük söylem değişimleri ya da strateji değişikliği için yeterli olamaz. Görüşmede asıl ele alınan konunun İran sorunu olduğu herhalde açıktır. Peki İran konusunda Türkiye’nin bir tutum değişikliği mi oldu? Bildiğimiz kadarıyla o yönde bir açıklama, yorum veya izlenim yok. Ama gizli bir anlaşma yapılmışsa eğer, bu ne olabilir diye çeşitli olasılıklar üzerinde kafa yormak gerekir. Örneğin, neden bir gece ansızın gelecek olan Sincar operasyonu görünüşe göre rafa kaldırıldı? İran konusu önemli.

İran’ın Cumhurbaşkanı ağzından İsrail’i haritadan sileceğiz açıklamasını, İsrail’in sürekli aklında tuttuğu ve İran’ı bir numaralı sorun, hatta bir düşman olarak tanımlayıp fırsatını bulduğu anda cezalandırmayı istemesi, ancak Irak olayında olduğu gibi nükleer tesislerini bombalamaya kalksa hem İran’ın buna anında karşılık vereceği kesin, hem de sonrasında, çok zarar görmesi halinde, Irak ve Ürdün üzerinden kara birlikleriyle İsrail’e saldırması kanımca kaçınılmazdır. Bu nedenle İsrail, kalkışacağı böyle bir girişimde Amerika’nın ilk andan itibaren yanında olmasını istemektedir. Amerika’nın Suriye’de görünürde yerel çatışmalar için gerekebilecek silah ve mühimmat ihtiyacının çok çok üzerinde yığınak yapmasının nedeninin İran’ın İsrail’e saldırısını önlemek için olduğu anlaşılmaktadır. Türkiye ise bunu ya anlamıyor ve bir paranoya sergiliyor, ya da özellikle anlamazdan gelerek Suriye’deki kendi varlığına gerekçe gösteriyor. Amerika’nın çok kısa bir sürede Irak’a asker indirmesi ve Suriye’deki silah ve mühimmatı Irak’a taşıması için hiçbir engel görünmüyor. Trump bu konuda kandırılabilirdi ama süre bitti, Trump gitti.

ABD uzun zamandır Çin’le mücadele halinde. 2017 Stratfor raporunda yayınlanan bir incelemede çeşitli kriterler üzerinden değerlendirildiğinde hangi ülkelerin 50 yıl içinde tehdit veya rakip olacağı analizine yer verildi. Bu kriterler örneğin, kıta ülkesi mi, komşu ülkelerin birleşip bir güç oluşturma olasılığı var mı, kıyı ülkesi mi, ulaşıma müsait nehirleri var mı, demografik yapısı, vs. vs. Sonuçta sadece Çin rakip, hatta tehdit olarak ortaya çıkıyor, ki raporun başında böyle bir tehdit olasılığı varsa, ne pahasına olursa olsun bunun oluşmasına izin verilmemesinin amaçlandığı ve vakit kaybetmeksizin tehdidin tamamen ortadan kaldırılmasının hedeflendiği belirtilmiş. Şu anda ifade edilen süre ise 50 yılın çok çok altına inmiş durumda. 

Trump başkanlığının attığı ilk adımlardan biri Çin’le olan ticaret açığının kapatılması için ithal edilen Çin mallarına ilave gümrük vergileri koymak, Amerikan şirketlerinin Çin’de yatırım yapmalarının önüne geçmek, 5G teknolojisine geçişte Çin’in ön almasını hazmedemediği için Huawei firmasına bir nevi savaş açması ve bu arada diğer ülkelere Çin’le ilişkileri konusunda manevi baskı yapmaktan çekinmemesi gibi çabaları pek başarılı olmamış görünüyor. Zira Çin bir taraftan İpek Yolu projesini canlandırmak suretiyle pazarlarını genişletmek ve rekabet avantajının da etkisiyle ekonomik olarak güçlenmeye devam etmekte, diğer taraftan gerek Afrika’da yatırımlarını artırma yönünde attığı adımlarla gerekse orta doğuda yaptığı ikili anlaşmalarla ve son olarak İran’la yaptığı yatırım anlaşmasıyla ticaretini geliştirmek suretiyle Amerikan ambargolarının etkisini kırmış görünüyor. Amerika’nın önceliği Çin, İsrail’in önceliği ise İran, ancak bu durumlardan fırsat yaratmakta mahir olan Rusya da boş durmuyor ve daha önce ayağını soktuğu açık kapıyı zorluyor. Aslında mevcut krizi başlatanın Rusya mı yoksa batının etkisiyle Ukrayna mı olduğunu bilmiyorum, ama sonuçta öncelikleri değiştirmesi açısından önemli görünüyor.

Amerika açısından bakılırsa Türkiye oyun bozanlık yapıyor. Amerika önce 1 Mart tezkeresinin reddi ile şoke oldu, ki Türk hükümetinin sözüne güvenerek sonucu beklemeden girdikleri birçok angajmanı iptal edip geri çekilmek zorunda kaldı. Bu durum çok zorlarına gitti. Niyetinin Irak’a girmek olmasına karşın doğuda birçok bölgede yerleşmenin yanı sıra, hatta ilk iş olarak Karadeniz kıyısında konuşlanmaya kalktılar. Türkiye, daha sonra Brezilya ile birlikte İran’la yaptığı “Tahran Deklarasyonu” diye anılan nükleer takas anlaşması ile Amerika’nın planına engel oldu. Amerika’nın İran’a uyguladığı ambargonun Türkiye tarafından delinmesi, ayrıca Suriye’de güvenliği nedeniyle ısrarcılığını sürdürüp Fırat’ın doğusuna girmesi de Amerikan planlarına taş koyması olarak sayılabilir. Bunlara karşılık olarak, Türk askerinin başına çuval geçirme, FETO darbe girişimi ve PKK, YPG ve DEAŞ gibi tescilli terör örgütlerini Türkiye’ye karşı alenen kullanması yetmiyormuş gibi, Rusların Fırat’ın batısına geçmesine davetiye çıkararak, kendi kuvvetlerini Suriye’den çektiğinde, YPG’yi Rusya vasıtasıyla Türkiye’ye karşı korumaya alma çabası da gözlerden kaçmamaktadır. Stratejik derinlikli yöneticilerimizin dilinden düşürmediği ve bütün dünyanın yalakalık olarak nitelediği stratejik ortağımız ifadesiyle gülünç duruma düşen Türkiye’ye, Amerika’nın düşmanca davranma örnekleri çoğaltılabilir.

1 Mart tezkeresi Amerika için nelere mal oldu, söz verildiği gibi meclisten geçseydi bugün ne durumda olurduk sorusuna yanıt olarak, aslında bugün müstemleke haline gelmiş olan Yunanistan fotoğrafı gösterilebilir. Kuzey Irak Kürt “devleti”nin bir benzeri “Doğu Anadolu Kürt devleti” olarak kurulmuş ve hatta şimdiye kadar ikisi birleşmiş ve birçok batılı ülke tarafından da tanınmış olacaktı. Belki buna karşılık ağzımıza bir bal olarak ve iktidarın halkı ikna etmesine yardımcı olacak, Sultan Abdülhamit zamanında savaşsız kaybedilene kıyasla daha az olsa da, savaşsız kaybedilen toprak ile fiilen küçülen Türkiye’nin Avrupa Birliğine alınarak eritilmesi bir “hayırlara vesile olma” örneği olarak tarihe geçecekti. 

Bu arada şunu da aklımıza getirelim: o günlerde parlamento sistemi yerine başkanlık sistemi olsaydı, yukarıda bahsi geçen durum başımıza gelmez miydi? Elbette gelirdi. Ardından da Amerika İran’ı bahane ederek, topraklarımızı işgal etmeye (pardon misafir olmaya) devam edecek ve Çin’e karşı büyük bir avantaj sağlamış olacaktı. Bu durumda Amerika Türkiye’ye neden kızmasın? Bu kadar zaman geçtiği halde o hayal etmiş olduğu pozisyona gelebilmiş değil. Üstelik bu arada Çin boş durmamış, uluslararası ticari projelerini gerçekleştirmede ve her kıtada edindiği üs ve limanlarla stratejik olarak önemli mesafeler kat etmiş oldu, ki Amerika Çin’in bu ön alışlarını izlemek zorunda kaldı.

Bugün, o hayal ettiği konumda olmasa bile Türkiye’yi yan geçerek (bye-pass) aynı etkinliği yaratmış durumdadır. Şöyle çok basit bir örnek düşünelim: bir kabadayı gözüne kestirdiği birini dövecek, ama yanındaki iki arkadaşının onu koruma ihtimali var. Halbuki, önce o iki kişiye göz dağı verse sonra adamı dövse, diğerlerinin “oh iyi ki beni dövmedi” diye sevineceği ve tepki göstermekten kaçınacakları normaldir. Şu anki statükoya göre Türkiye ve Rusya’nın çevrelenmiş ve yeteri kadar göz dağı verilmiş olduğu dikkate alınırsa Amerika’nın artık İran’a saldırması için bir engel görülmüyor. Bahane çok ve yeni bahaneler üretme konusunda İsrail çok başarılı. Bu saldırı nasıl olacak diye düşünürsek, öncelikle İran’ın, Irak ve Afganistan sınırlarına kuvvet yığacak, ardından İran’ın yer altında çok korunaklı olarak inşa ettiği nükleer tesislerine (haydi bir tahminde bulunayım) bir adet bomba atması yeterli olacaktır. Bir bomba derken daha önce (2017 de) Pakistan sınırında Taliban’ın saklanmak için ve Afganistan-Pakistan sınırını iki yönlü geçmek için kullandığı tünel sistemini darma duman etmekte kullanılan ve “Bütün Bombaların Anası – Mother Of All Bombs” adı da verilen GBU-43/B MOAB (Massive Ordnance Air Blast) bombasından bahsediyorum. Akabinde uluslararası tepkilerin, kınamadan öteye gitmeyeceği yönünde yapılacak bir değerlendirme gerçekçi görünüyor. Bu arada çorbada benim de tuzum olsun kabilinden İsrail de İran’daki çeşitli stratejik hedefleri F-35’leriyle vuracaktır. Sonra, daha ileri gidilip hazır gelmişken rejimi de değiştireyim, demokrasi getireyim saikiyle (kısmi) işgal söz konusu olursa artık baskıdan yılmış olan İran halkının zoraki de olsa desteğini almak, İpek Yolu’na da engel olmak, Rusya’yı daha da çevrelemek ve Çin’e daha da yaklaşmak gibi çok önemli stratejik kazanımları, Amerika hanesine yazmış olacaktır. Amerika’nın gündeminde İsrail’in de baskısıyla böyle bir senaryoya öncelik verme olasılığı kanımca yüksektir ve böyle bir harekata, Amerikan askerinin postalı yere değecek olsa bile ne Demokratların ne de Cumhuriyetçilerin karşı çıkacaklarını sanmam. Pentagon ve silah şirketlerinin desteğine ise kesin gözüyle bakabiliriz. Ukrayna krizinin büyümesi bu senaryonun gerçekleşmesinin önüne geçebilir. Ancak bu krizin savaşa dönüşmesi halinde bile Karadeniz’e getirilmesine gerek olmadığı söylenen Harpoon füzeleri taşıyan gemilerin ısrarla, Montreux sözleşmesi kısıtlamasını bir ihtimal delmeyi de göze alarak Karadeniz’e çıkarılmasının asıl nedeni İran olabilir mi sorusunu akla getiriyor. Bu arada Çin’in, İran’la yaptığı yatırım anlaşmasından sonra, böyle bir girişime nasıl tepki vereceğini kestirmek ise uzmanlık işi.

Önemli olan böyle bir senaryonun gerçekleşmesi sürecinde Türkiye, Irak’ta ve Suriye’de ne tür maceralara girmeli ya da girmemeli? Umarım ve inanıyorum ki ilgili kurumlar bu konuda da detaylı çalışma ve stratejik planlamalar yapıyordur ve böyle bir durumda körü körüne komşumuzdur diye İran’ı savunmaya, ya da fırsat budur deyip Musul ve Kerkük’ü, Irak merkezi yönetimi ile Kuzey Irak Kürt yönetimini ikna etmeden “koruma altına almaya” kalkmaz. Bununla beraber, Amerika Irak’ta kalıp İran’dan gelecek saldırıları bertaraf etmek yerine, yukarıda belirtildiği üzere daha avantajlı olan İran’a girmeyi seçerse, o zaman Türkiye’nin Musul ve Kerkük’ü koruma altına alması kanımca gerekli ve kabul ettirilebilir gerekçeli bir girişim olabilir. Zira, Suriye için toprak bütünlüğünün korunması hala geçerli iken Irak’ın kaderinde bölünme var gibi gözüküyor. Kırılma noktası gelip çattığında seyirci kalmamak ve Irak’taki Türkmen soydaşlarımızın geleceğini aydınlığa çıkarmak için gayret göstermek lazım diye düşünüyorum.

Prof. Dr. Recai Ellialtıoğlu

5 Nisan 2021



Yazar Notu: Bu yazı başka bir yerde yayınlanmaktadır.(İstinye Üniversitesi Bülteni)

[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (1) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>