YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







Cumhuriyetin Çelikle Sınavı
/**/ Yazar: MAHMUT KİPER | Tarih: 19/12/2009 | Saat: 16:08

Cumhuriyetin İlk Dönemleri

Geçenlerde Ulaştırma Bakanı, projesi devam eden hızlı tren için rayların Karabük Demir Çelik Tesisleri’nde (KARDEMİR) üretileceğini belirtti ve ekledi; ‘şimdiye kadar tren rayları yurtdışından ithal edilmekteydi artık biz üreteceğiz.’

Hem hızlı, hem güvenli, hem ucuz ve hem de toplu taşıma en uygun hızlı tren tüm dünyada bırakın şehirleri ülkeleri birbirine bağlarken ülkemizde neden bu kadar gecikti? Şimdilik bu konuyu bir tarafa bırakalım.

Ancak, hızlı tren rayları gibi uzunlukları 70 m.yi geçen hassas üretimler  de dahil pek çok çelik aksamın yurdumuzda üretilememesi ülke demir-çelik geçmişine büyük haksızlık.

Çeliği anlamak, sanayiyi anlamaktır

Çünkü, Cumhuriyetimizin hem de ilk yıllarında Kırıkkale Çelik Fabrikası’ndan başlayıp, daha sonra KARDEMİR’le devam eden bir süreçte bu ülke kendi tren raylarını kendi üretmiştir.

Cumhuriyetin kurulmasından 85 yıl sonra demek ki tekrar başa döndük.

En başa, 1850’lerden başlayan bir tarih turuyla dünya ve ülkemiz demir-çelik serüvenine kısa bir göz atalım.

Çeliği anlamak, sanayiyi anlamak demektir. Çünkü, dünyada 1850’lerle birlikte, Türkiye Cumhuriyetinde ise kuruluşla  birlikte  sanayi devrimi ‘çelik çağı’ ile başlar.

Evet, dünya’da Avrupa’dan başlayan Sanayi Devrimi’nin nirengi noktalarından biri kitlesel çelik üretimine olanak verecek ocakların geliştirilmesi olmuştur. Neredeyse 4000 yıldır bilinen ve kullanılan demirin, karbonunu azaltarak çeliğe evrilmesi için 1850’lerde geliştirilen yöntemlerle çok büyük ölçeklerde çelik üretimi mümkün hale geldi. Öyle ki, İngilterede 1850’lerin başında sadece 60.000 ton çelik üretilebilirken, 1880’lere gelindiğinde bu rakam 1.6 milyon ton, 1890’da ise 3.6 milyon ton’lara çıktı.

Çelik üretiminin artması ile demiryolları, demiryollarının artması ile gene ana maddesi çelik olan makina ve tezgahların dolaşımı başladı. Önce İngiltere, ardından Almanya ve diğer ülkeler hızla sanayi ülkesi oldular.

Çeliğin girdiği herşey  yeni yaşam demekti. Demirağlarla örülen kıtalar yakınlaşmaya, köprülerle iki yakası biraraya gelen ırmaklar geçilmeye, evler büyümeye, çok sayıda insanın çalıştığı, tezgahlar üreten fabrikalar kurulmaya başlandı. Üretim şekilleri de, yaşam alanları da, ilişkiler de, toplumlar da giderek farklılaştı.

Çelikle biçimlenen sanayileşme, ülkeler arasındaki gelişmişliklerin belirlenmesinde çok önemli hale geldi. Bu nedenle, çelik ve onun ilk üretim proseslerinde önemli bir girdi olan kömür milletlerarası işbirliğinde ayrı bir yere kondu. Avrupa Kömür Çelik Topluluğu (AKÇT), AB’ye giden süreçte en belirleyici ve etkili yapılardan biri oldu.

Genç Cumhuriyetin Çelikle Sınavı

Türkiye Cumhuriyeti’nin demir-çelik serüveninin en önemlişahidi, bu çabaların içinde yer almış olan ülkemizin ilk Metalurji Mühendisi Selahattin Şanbaşoğlu’dur.

Şanbaşoğlu, 1930’ların başlarında başlayan demir-çelik seferberliğinin her aşamasında nefer, lider, gözlemci ve tanık olarak yer almış, Türkiye’nin sınaî gelişiminde sürekli izler bırakmış ve bu satırlarda anlatılacak olan demir-çelik öyküsünün –inanılmaz güçlü hafızasıyla en ince detaylarına kadar– bu günlere taşınmasını sağlamış bir üstadımızdır. 1995 yılında, 88 yaşında bir trafik kazasında ölene kadar da, o dönemlerdeki insanlarda görülen temel özelliklerden olan üstün devlet ve görev bilinciyle, tüm olumsuzluk ve yokluklara rağmen, ülke sanayisinin temel taşlarını ve ülkemizin sağlam tuğlalarını öne çıkmadan sessizce örmeye çalışmıştır.

S. Şanbaşoğlu Cumhuriyetin ilk yıllarındaki demir-çelik ile ilgili gelişmeleri  şöyle anlatıyor;

“1929 senesinde , Kırıkkale’deki çelik fabrikasının temeli atıldı. Bu fabrika 1932’nin başında bitti. Fabrikada iki tane 10’ar tonluk Siemens-Martin ocağı, bir tane 2 tonluk elektrikli ark ocağı ve iki tane de kupol ocağı ile beraber dökümhane, haddehane, demirhane, tamirhane vardı. 1932’de Almanlardan bir heyet geldi, bunları çalıştırmaya başladık.”

Kırıkkale Çelik fabrikası kurulur kurulmaz ilk kalkıştığı işlerden biri ray üretimidir. Çünkü Cumhuriyetin  birinci sloganı ‘bir karış daha fazla demiryolu’dur.

İlk ray  öyküsünü Şanbaşoğlu’ndan dinleyelim;

“O vakit demiryolları Türkiye için çok önemli. Bu fabrikaları askerlerin ihtiyaçları için kurarken, İsmet Paşa’nın emriyle ‘.... Burada ray da yapılsın’ denmiştir. Türkiye’de ilk defa ray 1932 Senesi’nin Haziranı’nın 4’ünde burada yapılmıştır. Daha sonra Almanlar gittiler ve 1934’e kadar çelikhane çalışmadı; çünkü ne mühimmat, ne de ray için hiçbir sipariş yoktu.....

1934 senesinde Ali Çetinkaya Bayındırlık Bakanı olduktan sonra Devlet Demiryolları ona bağlandı. Devlet Demiryolları başlangıçta hiç istemiyordu. Ama, Çetinkaya zorlayınca ray siparişini Kırıkkale’ye vermek zorunda kaldılar. Başlangıçta, tabiatıyla hiç tahsisat falan yok. Hepimiz acemiyiz ve doğru dürüst kütle halinde üretim yapamıyoruz. O esnada, 15’lik top imalatı için Almanya’ya tekâmül kursuna gidenler, Škoda firmasından Harlas isimli bir ustabaşı getirdiler. Bizim çelik imalatında Harlas’ın çok büyük yardımı ve tesiri oldu.

Rayları ilk teslim ettiğimiz zaman TCDDY şüphe etmişti. İnşaat Fen Heyeti Başkanı olan İsmail Fuat Bey bizim raylardan ve Alman konsorsiyumundan gelmiş raylardan bir kaç örnek alıp test etmek üzere İsviçre’ye gönderdi. Onlar rayları Thomas çeliğinden yapıyordu. Bizim raylar onlarınkinden kat be kat mukavim çıkınca herkesin sesi kesildi. 1935-1940 tarihleri arasında TCDDY’ye 20.000 ton ray verdik.’

Kırıkkale’nin esas  görevi vasıflı çelik üretimidir. Bunda çok başarılı olur . 1935-50 arasında 150 kadar değişik çelik çeşidi yapılmıştır. Yapılanlar hep ilk’lerdir;

Sıcak iş, yüksek hız, kısaca her cins takım çeliği, uçak çeliği, kalem çeliği, paslanmaz çelikler, atışa dayanıklı çelikler, bütün dişli çelikleri, semantasyon çelikleri, daha bir çokları...

Herşeyin ilki zordur. Uzun araştırmalar, uğraşlar, büyük kaynaklar gerekir. Türkiye’de ise işler daha zordur ama inanç ve başarma azmi yokları var etmektedir. Nasıl mı? Selahattin Bey’i dinlemeye devam edelim;

‘Bizi en çok müşkülata uğratan, fişek için, platina dediğimiz çok düşük (% 0,08) karbonlu ve silissiz malzeme imal etmekti. Kırıkkale’de dolomit yoktu, ama manyezit vardı; manyezitin yakılması ve katılması ilk defa burada oldu.

Sonra, Türkiye’de ilk defa çelik döküm, kuma çelik döküm de burada yapıldı. Çelik döküm kumu tanınmıyordu, bentonit hiç bilinmezdi. O vakit şamotu öğütüp döküm kumuyla karıştırma suretiyle çelik kumu imal edildi. İlk yapılan şeyler, topların tekerlek başları olmuştur. Ve ondan sonra da enteresan iki döküm yapıldı; bunlar eski Erkin denizaltı personel gemisinin bodoslamaları ve mermi çeliklerinin çekme halkaları için, iç kısmı beyaz döküm, dış kısımları gri döküm halkalardı.

Kapasite 2 tonluk bir elektrik ark ocağından ibaretti. Bütün bunları kitaplardan bakarak yaptık. Patent, lisans söz konusu olamazdı. Kendi ihtiyacımızı, TCDDY’nin ve Milli Savunma’nın ihtiyaçlarını karşılardık. Piyasaya vermedik, piyasanın ihtiyacı da yoktu....”

Ağır Sanayiye Doğru

Bu küçük sanayi modelinde gerçekten çok önemli, değişik ve zor işler yapılıyordu. Ama birkaç bin ton/yıl ölçekli çelik üretimi ülkenin sanayileşebilmesi için çok yetersizdi. Türkiye’nin sanayi devrimini yakalaması için, ağır sanayisini kurması ve bunun için de lokomotif sektörlerden olan demir-çelik işinde çok yüksek üretim rakamlarına ulaşması gerekiyordu. İngilizlerin kitlesel demir-çelik üretimini ‘Amerika Müstemlekesi(sömürge)’nden daha üstün tutmaları gibi, başta ABD olmak üzere, diğer gelişmiş ülkeler de çelik üretimini çok önemsediler. 1980’lerin sonlarında Uluslararası Demir-Çelik Enstitüsü’nün (IISI) 21. yıllık toplantısındaki şeref konuğu şöyle diyordu: “ABD bir endüstri devi ise, bunu çelik endüstrisi merkezli sınaî üretim gücüne borçludur....”

En azından 2000’lerin başına kadar uzanan bir sanayi çağında lokomotif rol oynamış olan işkollarının desteklenmesi, ekonomik gelişmenin anahtarı konumundaydı. Çünkü bu anahtar sektörlere yapılan yatırımlar sonucu, üretimde görülen % 20’lik bir artış, ulaşımdan reklama tüm diğer yan sektörlerde % 20’lik bir artışı da beraberinde getirmekteydi. Kimya sanayisi ile birlikte temel lokomotif sektörlerden olan demir-çelik işkolunda çalışan bir kişi, bu sektörlerden etkilenen diğer işkollarında 20 kişiye daha istihdam olanağı sağlamaktaydı. Yeni yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti de bu gerçeği görüyordu. Bu nedenle de, ülkede kitlesel ölçekli bir entegre demir-çelik tesisinin kurulması hususunun araştırılması için gereken çalışmalar, İktisat Vekaleti tarafından hemen başlatılmıştı.

Gelen, giden uzman heyetleri ardından  nihayet, entegre demir-çelik tesislerinin kuruluş yerlerinin seçiminin ve diğer sorunların incelenebilmesi için, Sümerbank ve Genel Kurmay ile birlikte çalışmalara başlanmış; birinci sanayi kalkınma planı kapsamında yer alan bu en önemli tesisinin kesin olarak kurulmasına karar verilmiştir.

Amerikalı iktisatçıların ve Rus heyetinin incelemeleri sonucunda, tesisler için önerdikleri kuruluş yeri Ereğli’dir. Daha sonra, kesin kuruluş yerinin tesbiti için Sümerbank ve Askeri Fabrikalar uzmanlarından bir heyet seçilir. S. Şanbaşoğlu ile KARDEMİR’in yolları da ilk kez burada kesişir. Yer seçimi için oluşturulan heyette Vedat Akdoğan, Hasan Osman Kıraç ve S. Şanbaşoğlu bulunmaktadır. İncelemelerin sonucunda “.... tesis Zonguldak’ta kurulsun...” derler; Genelkurmay deniz toplarının atış menzili (o zamanlar 70 km’ydi) dışında kalması hususunda ısrar eder ve Zonguldak’tan 70 km içeride 11-12 haneli Karabük Köyü bulunur.

Alman Krupp firması 80.000 ton/yıl ve İngiliz Brassert firması da 150.000 ton/yıl kapasiteli iki ayrı teklif verirler. İşin alınması için çok bastıran İngiliz Hükümeti ile imzalanan toplam 2,5 milyon ₤ tutarındaki bir kredi anlaşması çerçevesinde, KARDEMİR’in ihalesi H. A. BRASSERT firmasına verilir.  

3 Nisan 1937 tarihindeki KARDEMİR temel atma töreninde Başvekil İsmet İnönü sanayi devrimini yakalamaya doğru asıl ağır endüstrinin kurulmasındaki kararlılığı şöyle dile getirmektedir:

‘’.......Arkadaşlar, endüstri hayatına hevesle girdikten sonra asıl endüstrinin ana kısmına, ağır endüstriye bugün başlamış bulunuyoruz. Makine endüstrisine de buradan başlanır. Bu müessese içtimai bakımdan da ayrıca dikkati celp edecek bir kıymeti haizdir. Burada çalışanların ikamet ve çalışma sıhhat şartları, mektep ihtiyaçları ayrıca hazırlanacak, bunlar için ayrı ayrı müesseseler kurulacaktır. Görüyorsunuz ki, Karabük Demir ve Çelik Fabrikaları ile memleketin her sahada çok kıymetli olan başlıca ihtiyaçlarına cevap verecek bir müessese kurmakla kalmıyoruz. Cumhuriyetçi ve milliyetçi Türkiye’nin manevi ve içtimai bir medeniyet ve kültür müessesesini de meydana getirmiş oluyoruz.’’

Böylelikle, Soğanlı ile Araç çaylarının kesiştiği yerde ve birer bataklıktan farksız olan, sıtmanın kol gezdiği geniş çeltik tarlalarının üzerinde memleketimizin ilk büyük ağır sanayi tesisleri hızla yükselmeye başlamıştı. Bu olay ülke çapında büyük yankılar uyandırmış ve gazeteler olayı günlerce işlemişlerdi....

KARDEMİR’in kuruluşu ile ilgili olarak S. Şanbaşoğlu şunları anlatıyordu :

“.... Karabük’ün yapılması –dikkat buyurun– 2½ senede olmuştur ve bu yapılma işinde ne dozer, ne de ekskavatör vardı. Bütün bu işler kazma, kürek ve eşek küfeleriyle yerlerin doldurulması suretiyle gerçekleştirilmiştir...’’

KARDEMİR Hafriyatının Kahramanları: Merkep Katarları (Kaynak: KARDEMİR Broşürü)

9 Eylül 1939’da işletmeye alınan Fatma adındaki 1. Yüksek Fırın, karnındaki cevheri taşkömürünün ateşi ve karbonu ile yoğurdu; uzun doğum sancıları çekti. Cumhuriyetin ilk sıvı demiri 10 Eylül 1939’da Fatma’nın karnından akkor halinde gün ışığına çıktı.

15 Eylül 1939’da Fatma tam kapasiteyle işletmeye alındığında, Yüksek Fırın Şefi Ekrem Kapralı ve İngiliz Uzman Mr. Smith Müessese Müdürü Halit Civelekoğlu’nun yanına gelir ve döküm alındığını bildirirler. Bu esnada, orada tanık olarak S. Şanbaşoğlu da bulunmaktadır. KARDEMİR’le Şanbaşoğlu’nun yolları, uzun yıllar sonra tekrar kesişecektir.

Daha sonra, sıra demiri yine ateşle çeliğe dönüştürecek olan Siemens-Martin ocaklarının devreye alınmasına gelir.

KARDEMİR’in ilk üretimlerinden biri tabii ki gene demiryolu rayıdır.

Henüz yeni kurulmuş bir ulus, hızlı bir kalkınma ve çağı yakalama mücadelesine girişmişse, bir yandan sanayileşmek, öbür yandan kentleşmek zorundadır. Her ikiside giderek daha çok çelik tüketir.

Genç Türkiye Cumhuriyeti çelikle ilk sınavını başarıyla verir.



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (2) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>