YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







TÜBİTAK BİLİM ÖDÜLLERİ VE DEVLET ÜNİVERSİTELERİ
/**/ Yazar: HAMİT SERBEST | Tarih: 06/09/2009 | Saat: 15:33

TÜBİTAK'tan yapılan yazılı açıklama ile 2009 yılı Bilim, Hizmet, Teşvik Ödülleri ile TÜBİTAK-TWAS Teşvik Ödülü'ne layık görülen bilim adamları ve çalışmaları açıklandı. Ödül alan tüm bilim adamlarını kutluyor, çalışmalarını başarılarla sürdürmelerini ve daha bir çok ödüller almalarını diliyorum.

Bu yılın ödüllerinin dağılımında devlet üniversitelerinin yeterince başarılı olamadıkları görülüyor. Temel Bilimler ile Mühendislik Bilimlerinde dağıtılan 10 teşvik ödülünün 6 tanesi iki Vakıf Üniversitesi ve diğer 4 tanesi de iki Devlet Üniversitesi arasında paylaşılmıştır. Ayrıca, Bilim Ödülü ve TWAS Teşvik Ödülü ile Sosyal Bilimler alanında dağıtılan 2 teşvik ödülünü de Vakıf Üniversitelerinin aldığını eklemek gerek.

Türkiye’nin bilimsel araştırmalar potansiyelinin hangi kurumlarda veya hangi tür yapılarda giderek odaklanmakta olduğunu görebilmek için ödüllerin devlet ve vakıf üniversiteleri arasındaki dağılımına bakmanın yararlı olacağı düşünülmektedir. Son üç yılda TÜBİTAK Bilim ve Teşvik Ödüllerini alan araştırıcıların isimleri, çalıştıkları üniversiteler ve bilim dalları aşağıda verilmiştir:

2009 TÜBİTAK BİLİM VE TEŞVİK ÖDÜLLERİ

BİLİM ÖDÜLÜ

Temel Bilimler

Prof. Dr. Engin Umut Akkaya (Bilkent Üniversitesi, Kimya Bölümü)

TEŞVİK ÖDÜLLERİ

Temel Bilimler

Doç. Dr. Taylan Akdoğan (Boğaziçi Üniversitesi, Fizik Bölümü)

Doç. Dr. Nihat Sadık Değer (Boğaziçi Üniversitesi, Matematik Bölümü)

Doç. Dr. Tolga Etgü (Koç Üniversitesi, Matematik Bölümü)

Doç. Dr. Mehmet Özgür Oktel (Bilkent Üniversitesi, Fizik Bölümü)

Doç. Dr. Bayram Tekin (ODTÜ, Fizik Bölümü)

Mühendislik Bilimleri

Yrd. Doç. Dr. Hilmi Volkan Demir (Bilkent Üniversitesi, Elektrik ve Elektronik Müh. Bölümü / Fizik Bölümü)

Prof. Dr. Günhan Dündar (Boğaziçi Üniversitesi Elektrik - Elektronik Müh. Bölümü)

Doç. Dr. Fikri Karaesmen (Koç Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi)

Doç. Dr. Hakan Ürey (Koç Üniversitesi Elektrik-Elektronik Müh. Bölümü)

Doç. Dr. Emre Alper Yıldırım (Bilkent Üniversitesi, Endüstri Müh. Bölümü)

Sosyal Bilimler

Doç. Dr. Hatice Pınar Bilgin (Bilkent Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü)

Doç. Dr. Şule Toktaş (Kadir Has Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, 1Uluslararası İlişkiler Bölümü)

TWAS TEŞVİK ÖDÜLÜ

Doç. Dr. Z. Özlem Keskin (Koç Üniversitesi, Kimya ve Biyoloji Müh. Bölümü)

2008 TÜBİTAK BİLİM VE TEŞVİK ÖDÜLLERİ

BİLİM ÖDÜLLERİ

Temel Bilimler

Prof. Dr. Metin Gürses (Bilkent Üniversitesi Matematik BÖlümü)

Prof. Dr. Mehmet E. Şengün Özsöz (Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi)

Sosyal Bilimler

Prof. Dr. Mehmet Baç (Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi)

TEŞVİK ÖDÜLLERİ

Temel Bilimler

Doç. Dr. Cemsinan Deliduman (İstanbul Teknik Üniversitesi, Fizik Bölümü)

Doç. Dr. Ersin Göğüş (Sabancı Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi)

Doç. Dr. Ali Kaya (Boğaziçi Üniversitesi, Fizik Bölümü)

Yrd. Doç. Dr. Alper Kiraz (Koç Üniversitesi, Fizik Bölümü)

Mühendislik Bilimleri

Prof. Dr. Ahmet Erhan Aksoylu (Boğaziçi Üniversitesi, Kimya Müh. Bölümü)

Prof. Dr. Orhan Aydın (Karadeniz Teknik Üniversitesi Makine Müh. Bölümü)

Doç. Dr. Ş. İlker Birbil (Sabancı Üniversitesi)

Prof. Dr. Tuğrul Dayar (Bilkent Üniversitesi Bilgisayar Müh. Bölümü)

Doç. Dr. A. Arif Ergin (Gebze İleri teknoloji Enstitüsü, Elektronik Müh. Bölümü)

Doç. Dr. İsmail Koyuncu (İTÜ İnşaat Fakültesi)

Sosyal Bilimler

Yrd. Doç. Dr. Selva Demiralp (Koç Üniversitesi)

Yrd. Doç. Dr. Ayşe Gürel (Boğaziçi Üniversitesi, Eğitim Fakültesi)

2007 TÜBİTAK BİLİM VE TEŞVİK ÖDÜLLERİ

BİLİM ÖDÜLLERİ

Temel Bilimler

Prof. Dr. Ali MUSTAFAZADE (Koç Üniversitesi, Matematik Bölümü)

Mühendislik Bilimleri

Prof. Dr. M. İrşadi AKSUN (Koç Üniversitesi, Elektrik-Elektronik Müh. Bölümü)

Prof. Dr. Polat GÜLKAN (Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İnşaat Müh. Bölümü)

TEŞVİK ÖDÜLLERİ

Temel Bilimler

Yrd. Doç. Dr. Ceyhun BULUTAY (Bilkent Üniversitesi, Fizik Bölümü)

Doç. Dr. Özgür Esat MÜSTECAPLIOĞLU (Koç Üniversitesi, Fizik Bölümü)

Prof. Dr. Uğur TIRNAKLI (Ege Üniversitesi, Fen Fakültesi, Fizik Bölümü)

Yrd. Doç. Dr. Ergün YALÇIN (Bilkent Üniversitesi, Fen Fakültesi, Matematik Bölümü)

Mühendislik Bilimleri

Doç. Dr. Alper DEMİR (Koç Üniversitesi, Elektrik-Elektronik Müh. Bölümü)

Doç. Dr. Vural GÖKMEN (Hacettepe Üniversitesi, Gıda Müh. Bölümü)

Prof. Dr. Mustafa GÜDEN (İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Makine Müh. Bölümü)

Doç. Dr. Mahmut D. MAT (Niğde Üniversitesi, Makine Müh. Bölümü)

TÜBİTAK-TWAS TEŞVİK ÖDÜLÜ

Doç. Dr. Bahtiyar Özgür SARIOĞLU (Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Fizik Bölümü)

Ödül dağılımına bakacak olursak 2007’de Devlet ve Vakıf Üniversiteleri eşit olarak paylaşmışlar her biri altışar ödül almış, 2008 yılında Vakıf Üniversiteleri 7 Devlet Üniversiteleri 8 ödül almış. 2009 yılına gelindiğinde, yukarıdaki listede görüldüğü gibi, Devlet Üniversitelerinin aldığı 4 ödüle karşılık Vakıf Üniversiteleri 10 ödül alarak büyük bir üstünlük sağlamışlar. Devlet Üniversitelerinin daha başarılı olduğu tek alan Sağlık Bilimleri ki burada da Vakıf Üniversiteleri henüz rekabetçi bir konuma gelebilmiş değiller.

 

 

2007

2008

2009

VAKIF ÜNİVERSİTELERİ

6

7

10

DEVLET ÜNİVERSİTELERİ

6

8

4

 

Bu durumdan başta Yükseköğretim Kurulu olmak üzere devlet üniversiteleri adına bir ders çıkarılması gerektiği açıktır. 1982 yılından bu yana içinde yaşadığımız YÖK sistemini sadece yasal düzenlemeler açısından değerlendirmek eksik olur ve yanlış sonuçlara götürür. O nedenle, sistemin paydaşlarının katkılarını da dikkate alarak devlet üniversitelerinin bilimsel yeterliği ve başarısı konusuna etkili olan konular hakkında değerlendirmeler yapılmalıdır.

YÖK sisteminin yükseköğretim kurumu sayısını ve yükseköğretimde okullaşma oranını yükseltmesi bir başarı olarak görülebilir. Ama, bu eğer bir başarı ise, yükü bütünüyle devlet üniversitelerine çektirilmiş, yeterli kaynak ve imkan sağlanmadan gerçekleştirildiği için devlet üniversitelerinde ciddi bir nitelik sorunu yaratmıştır. Burada, sistemin tek tip üniversite yaratma eğiliminde olmasının ve rekabetçiliğin önünü açacak mekanizmaları barındırmamasının etkileri de göz ardı edilemez.

YÖK; nitelik sorununun temel nedeni olan öğretim üyesi açığını, sanki sayısal yeterlilik varmış gibi, öğretim üyesi dağılımındaki eşitsizlik olarak değerlendirmiştir. Öğretim üyelerini taşraya gönderebilmek için mevcut öğretim elemanlarının bulundukları kurumda yükseltilmelerinin önünü kapayarak atama ve yükseltmelerde başka üniversitelerde görev yapma mecburiyetini getirdi. Zorlama karşısında öğretim üyelerinin bir kısmı özel sektöre geçti, bir kısmı da taşra üniversitelerine gitti. Bu kuralın uygulanış şekli bir müddet sonra yozlaştı, İstanbul ve Ankara’daki bazı üniversiteler aralarında kadro alışverişinde bulunarak kişileri bir üniversitede yükselterek atadılar ve kendi üniversitesinde görevine devam etmesine izin verdiler. Halk arasında “akademik hülle” olarak adlandırılan bu uygulamanın yaygınlaşması ile de kural uygulamadan kaldırıldı. Ama bu uygulamanın yürürlükte olduğu süre içinde büyük üniversitelerimizde o tarihlerde yeni oluşmaya başlayan akademik yapılanmalar ne yazık ki dağıldı.

Doçentlik sınav yönetmeliği değiştirilerek tez yerine uluslar arası yayın koşulu getirildi ve değerlendirmelerin daha objektif yapılabilmesinin önü açıldı. Ancak, kriterin sadece uluslar arası endekslerce taranan dergilerde yayınlanan makalelerle sınırlandırılması, öğretim üyelerinin ülkemiz sanayisinin sorunlarından uzak kalması sonucunu doğurdu. Ayrıca, devlet üniversitelerinin mühendislik ve fen fakültelerine yeterli teknik altyapı sağlanmadığı için çalışmaların büyük bölümü teorik konularla sınırlı kaldı. Bu eksikliği gidermek için DPT İleri Teknoloji Proje desteği vermeye başladı ama ne yazık ki bu desteklere başvurular akademik ve nesnel kriterlerden ziyade rektörlerden başlayarak siyasilere kadar uzanan bir yelpazede öznel kriterlerle değerlendirildi. Mühendislik Dekanları Konseyi tarafından hazırlanan “Mühendislik Fakülteleri Altyapı ve Diğer Sorunları” raporu ülkemizdeki devlet üniversitelerinin mühendislik fakültelerinin bulunduğu durumu çok açık biçimde göstermektedir. Fakültelerde eğitim amaçlı laboratuarlar vardır ama araştırma amaçlı laboratuarlar yok denecek kadar azdır (Mühendislik Fakülteleri Alt Yapı ve Diğer Sorunları, Mühendislik Dekanları Konseyi, Mühendislik Fakültelerinin Alt Yapı ve Diğer Sorunları Çalışma Grubu, TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası, EMO Yayın No: EG/2004/3, Nisan 2004, ISBN 975-395-760-2).

Öğretim üyesi niteliğini iyileştirmek amacıyla önce Profesör kadrosuna yükseltilerek atanma konusunda ölçütler getirildi, atamalar merkezi yapılmaya çalışıldı. Uygulamalardan birileri hoşnut olmadıkça ilkeler değiştirildi ve en sonunda tüm üniversitelerin YÖK tarafından onaylanmış akademik atama ve yükseltme kriterlerini baz alması istendi. Üniversitelerin kendi koşullarına göre ek ölçütler belirleyebilmesi de üniversite senatolarının yetkisine bırakıldı. Ancak, akademik atama ve yükseltme ölçütlerinin uygulanmayacağı söylemini seçim propagandası yapan kişilerin devlet üniversitelerinde rektör seçilebildiği gerçeğini de göz ardı etmeyerek bu koşulların öğretim üyesi niteliğini yükseltmede ne kadar yarar sağladığının ayrıca değerlendirilmesi gereklidir.

Üniversite araştırma fonları kurularak gerek katma bütçeden, gerekse üniversitelerin döner sermaye gelirlerinden fona kaynak aktarımı yapılarak üniversitelerin bünyesinde araştırmalara destek sağlayacak yeni bir mekanizma kuruldu. Ancak, üniversitelerimizde kaynak dağıtımında genellikle bilimsel ölçütlerin dışında başka unsurlar etkili olduğu için bu fonlarda toplanan kaynaklar projelere gerçek anlamda destekler sağlayacak şekilde kullanılamadı. Üniversiteler, kendi adına öncelikli araştırma alanları belirlememiş proje önerilerinin konularına ve yeterliğine bakılarak proje ödeneği dağıtılması yerine öneren kişilerin akademik unvanları gözetilerek kaynaklar eşit olarak paylaştırılmışlardır. Tabii, bu arada rektörlere göre makbul olan/olmayan öğretim üyeleri arasında gerekli ayrımın gözetildiğini de eklemek gerek.

Üniversitelerin asli görevi eğitim-öğretim olarak tanımlanmış ve sistem öyle kurgulanmıştır; öğretim üyeleri ek gelir elde edebilmek için olabildiğince çok “ek ders” verme çabasına yönlendirilmişlerdir.. Birçok üniversitede ikinci öğretim programlarının açılmasının esas nedeni de budur. Öğretim üyelerinin ek gelir elde etme arzu ve gayretlerinin yadırganacak bir tarafı yoktur, buradaki eleştiri sistemin kurgusuna yöneliktir. Öğretim üyelerine ek ders vererek maaş yanı sıra gelir elde etme olanağı sağlanırken araştırma yapanlara da ek gelir edinmenin yolları açılmalıydı. Son birkaç yılda TÜBİTAK’tan akademik proje desteği alan öğretim üyelerine telif hakkı ödenmesi bu anlamda olumlu bir gelişmedir ama yeterli değildir.

Vakıf üniversitelerine gelince, 2001 yılında ülkemizdeki 77 üniversitenin 24 tanesi Vakıf üniversitesi idi yani sayısal olarak sistemde %31 payı vardı. 2009 yılı itibariyle sayısal olarak sistemdeki Vakıf üniversiteleri payında bir değişme yok, toplam 139 üniversitenin 45’i Vakıf üniversitesi ve oran yine %31 civarında. Ancak, örgün öğretim içindeki paylarında az da olsa artışlar var. 1999 yılında %4 olan pay, 2000 yılında %6’ya 2004-2005 yılında % 7 civarına yükselmiştir. 2008 yılında bu oranın %12’ye yaklaştığı görülmektedir. 2008 yılında örgün öğretim Ön Lisans programlarına 232.188 ve Lisans programlarına da 269.868 kişi olmak üzere toplam 502.056 kişi yerleştirilmiştir. Bu sayılar adayların sınavsız geçişle yerleştiği Ön Lisans programlarındaki kayıt sayılarını da içermektedir. Adayların sınavsız geçişle yerleştiği programlara yerleşen adaylar dahil edilmediği takdirde toplam 397.449 kişi yerleştirilmiştir ve bunların 350.919 kişisi devlet üniversitelerinde, 46.530 kişisi de Vakıf üniversitelerindedir.

Üniversitelerin 2009-2010 akademik yılı kontenjanlarına göre ön lisans programlarına yaklaşık 302.000, lisans programlarına da yaklaşık 333.000 olmak üzere toplam 635.000 öğrenci alınması öngörülmektedir. Bunların 535.986’sı devlet üniversitelerine, 78.654’ü Vakıf üniversitelerine aittir; ancak yerleştirmeler sonucunda bu kontenjanların ne kadarının doldurulabileceğini şimdiden tahmin etmek zordur.

Öğretim elemanı sayısı bakımından Vakıf üniversiteleri 2008-2009 yılı verilerine göre %10,4’lük bir paya sahiptir. Ancak, aşağıdaki tablodan görüleceği üzere, öğretim üyesi sayısı bakımından payı yaklaşık %9,7 ve araştırma görevlisi sayısı bakımdan da %5,4 payı var. Öğretim görevlisi, uzman, okutman gibi diğer öğretim elemanları açısından Türkiye içindeki payı da %19 mertebesindedir. Bilindiği gibi, Vakıf üniversitelerindeki öğretim üyelerinin çoğunluğu devlet üniversitelerinden emeklilik veya başka nedenlerle ayrılan öğretim üyeleri ile yurt dışında doktora yapıp dönen genç araştırıcılardan oluşmaktadır. Dolayısıyla, devlet üniversiteleri halen Vakıf üniversiteleri için “insan kaynağı deposu” olarak hizmet vermektedir. Vakıf üniversitelerinin, yükseköğretim sistemimize gerçek anlamda katkı sağlıyor duruma gelebilmesi için öğretim üyesi yetiştirme programları geliştirmeleri gereklidir.

 

 

DEVLET

%

VAKIF

%

TOPLAM

Profesör

12.119

90,4

1.281

9,6

13.400

Doçent

6.581

92,0

575

8,0

7.156

Yardımcı Doçent

16.370

89,6

1.905

10,4

18.275

Öğretim Üyeleri

35.070

90,3

3.761

9,7

38.831

Araştırma Görevlisi

32.880

94,6

1.884

5,4

34.764

 

 

 

 

 

 

Diğer Öğretim Elemanları

19.707

81,3

4.541

18,7

24.248

TOPLAM

87.737

89,6

10.186

10,4

97.923

 

Vakıf üniversitelerinin öğretim üyesi alma yöntemi ile spor kulüplerinin oyuncu almaları arasında yöntem olarak çok fazla bir fark yoktur. Bunu eleştiri anlamında değil sadece devlet üniversitelerinin oyunu benzer kurallarla oynama şansı olmadığını belirtmek için söyledim. Ancak, başarılı bilim insanlarını toplayıp onların bilimsel üretkenliklerini sürdürmelerini sağlayabilmenin de bir başarı olduğu açıktır. Bu arada, Vakıf Üniversitelerinin temel bilimler ve mühendislik alanlarındaki bu başarılarının sadece 3 Vakıf üniversitesi tarafından sağlandığını da belirtmek gerekiyor.

Diğer taraftan, devlet üniversitelerinde 2547 sayılı yasa ve ilgili yönetmeliklerin rektörlere birçok sınırlamalar getirdiği doğrudur ama yine bu sistemin yarattığı "etkin yönetici" modeli rektörlerin istedikleri takdirde “otoriter” lider olarak çalışabilmelerine fırsat vermektedir. Özellikle seçimler öncesi ve sonrası dönemlerde öğretim üyelerini “yandaş veya muhalif” olarak sınıflandırabilen ve mevzuata veya teamüllere aykırı uygulamalar yapabilen, hatta bazen yetkilerini dahi aşan yaptırımlar uygulayabilen rektörler ne yazık ki bilimsel konularda yetki kullanmakta çekimser kalmaktadırlar. Bu eleştirinin muhataplarının başta üç büyük şehirdeki üniversiteler olmak üzere tüm devlet üniversiteleridir, herhangi bir üniversiteye özel yönetilmiş eleştiri değildir. Devlet üniversitelerinin haksız rekabetle karşı karşıya olduğu doğrudur ama rektörlerin bunu mazeret olarak kullanma hakları yoktur. Çünkü, devlet üniversitelerinin öncelikle uygulanabilir ve gerçekçi bir stratejik plan yapmaları ve mutlaka belirli bir bilimsel alanda Türkiye’de ve dünyada söz sahibi olmayı hedef olarak seçmeleri gereklidir. Esas sorun devlet üniversitelerinin böyle bir hedefi olmamasından doğmakta ve kaynaklar üniversitenin en kuvvetli olduğu birimini desteklemek yerine “kardeş payı” yapılarak her birimi kuvvetlendirmek için kullanılmaktadır. Sonuçta da bilim ödüllerinin dağılımında sahip olduğu öğretim üyesi potansiyelinin gerektirdiği başarıyı yakalayamamaktadırlar.



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (1) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>