YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







Üçüncü Köprü Meselesi
/**/ Yazar: OYTUN ARSLAN | Tarih: 26/08/2009 | Saat: 23:04

Bugünlerde İstanbul’a yapılacağı söylenen 3. Boğaz Köprüsü ile ilgili tartışmaların arkası kesilmiyor. Kimisi İstanbul için bir gereklilik olarak gördüğü bu köprünün yapılmasından yanayken, kimisi de şehir plancılığı ve çevre duyarlılığı açısından yaklaşarak yeni köprüye karşı çıkıyor.

İstanbul bugün 12 milyonu aşkın nüfusuyla (resmi 2008 sayımı) dünyanın en kalabalık şehirleri arasında ön sıralarda. Yaşayan insan sayısıyla pek çok ülkeyi geride bırakan bu metropol, ülkenin siyasi başkenti olmasa da, diğer pek çok konuda ülkenin itici gücü durumunda. Hal böyleyken, İstanbul’a bir yatırım yaparken, hele böyle büyük ve kitleleri etkileyecek bir yatırım yaparken iki kere düşünmek gerekiyor.

Boğazı bir köprüyle geçmek aslında şu an ortaya çıkmış bir durum değil, tarihi II. Abdülhamid dönemine kadar gidiyor. O zamandan beri pek çok yönetici tarafından dillendirilen Boğaz Köprüsü geçişi, 1973’te hizmete sunulabildi. Daha sonra 15 yıl içinde de ikincisi halkın kullanımına açıldı.

1973’te ve 1988’de hizmete giren iki Boğaz Köprüsü’nün de sloganı aynıydı: Şehrin trafik sorununu çözüyoruz! Fakat her iki köprü de yapıldıktan kısa bir süre sonra ihtiyaca cevap veremez hale geldiler. Birincisindeki sorunları aşmak için yapılan ikincisi de kısa sürede kapasitesine ulaştı ve orası da her gün tıkanmaya başlar oldu. Şimdi ikincisindeki sorunları aşmak için üçüncüsü gündemde. Peki, üçüncüsü de tıkandığında günün birinde dördüncüsünü mü konuşuyor olacağız? Bu böyle gidecekse, yine günün birinde Boğaz’ı tamamen asfaltla mı kaplayacağız?

Bu yeni köprüye karşı çıkanların en büyük kaygısı (şahsım da dâhil), kuzeydeki ormanlık alanların ve su havzalarının zarar görecek olması. Böylesi bir tahribat, şehir için geri dönüşü olmayan sorunlara yol açabilir. Şehrin akciğerleri kuzeydeki son ormanlar yok edilmeye başlanırsa, su havzaları imara açılıp kirlenirse, 20 yıl sonra İstanbul adında bir şehirden bahsetmemiz mümkün dahi olmayabilir. Herkes yağışsız geçen kış aylarında yağmur duasına çıkmayı biliyor, yazın suyumuz olsun diye. Ama aynı kişiler bu iş için ormanların ve su havzalarının da sonuna kadar korunması gerektiğini bilmiyorlar olsa gerek.

Köprünün nihai güzergâhı konusunda herkes farklı bir fikir ortaya koysa da (Başbakan Erdoğan, Ulaştırma Bakanı Yıldırım, İstanbul BB Başkanı Topbaş ve CHP İstanbul İl Başkanı Tekin), kesin bildiğimiz tek şey, mevcut ikinci köprünün daha da kuzeyinde olduğu. Köprü tek başına bir işe yaramıyor, ona gelen ve birleşen yollar gerekiyor. Asıl sorun da burada. Tabii ki köprü tek başına masum görünebilir, hatta Boğaz’a üçüncü bir gerdanlık olarak da algılanabilir; ama problem ona ulaşmak için kullanılacak bağlantı yollarını yapınca başlıyor. Kuzeyden geçeceğinden emin olduğumuza göre, bu bağlantı yollarının ormanlık araziden geçtiğinden hemfikiriz. Her ne kadar hükümetçe “Mümkün olduğunca ormanlık arazilerden geçirmeme konusunda hassasiyetimiz var” açıklamaları yapılsa da, son açıklamalardan güzergâhın ormanları yeterince tahrip ettiği apaçık ortada. Ha ormanlarımızın bir önemi yoksa kabul. Hepsini yakalım gitsin. Biz kendimiz yetmiyor muyuz dünyaya, bir de ormanmış ıvırmış zıvırmış onlarla uğraşalım...

Ormanlık arazilerin viyadüklerle geçileceğini söylüyorlar, o viyadüklerin ayakları havada durmayacak herhalde. Ya da daha güzel bir soru: O kadar iş makinesi şantiye alanına nasıl getirilecek, gökten inmeyeceğine göre? Ormanlık arazilerden yol geçirilmesi mecbursa, aksi çok büyük mali kayıplara sebep oluyorsa bir kısım yeşil alanı tahrip etmek zorunda kalabilirsiniz. Fakat bu, şehirleşmenin olmayacağı, şehirlerarası yollar için geçerlidir. Örneğin, Ankara-İstanbul otoyolu da kimi yerlerde ormanlık alanlardan geçmektedir, ancak bu yollar yüzde olarak ormanlık alanın çok küçük bir kısmını tahrip ettiği gibi, buralarda şehirleşme imkânı da yoktur. O yüzden ormanların beklenenden daha fazla tahribi söz konusu olamaz. Bahsettiğimiz İstanbul ormanları ise, şehre oksijen sağlayan ve onca egzoz dumanına rağmen şehirde nefes almamıza olanak tanıyan yegâne yerlerdir. Kaldı ki, bu yeni köprüyle ve dolayısıyla yeni yollarla birlikte yapılaşmanın kuzeye kaymayacağını, ormanlık arazilerin daha da fazla yağmalanmayacağını bu ülkede kimse garanti edemez. O yüzden bir şehrin ormanlarının yok edilmesi, Anadolu’nun orta yerinden bir otoyol geçirilmesiyle aynı kefeye konamaz.

Sorunun öbür boyutu da, kuzey yerleşiminin tetiklenmesi durumu. Köprüler yapıldıkça, şehir de kuzeye doğru sürekli genişledi. İkinci Köprü yolları, yapıldığında dağlardan tepelerden, bomboş arazilerden geçerken; bugün artık şehir içi bir yol haline gelmiş durumda. Neden? Çünkü köprüler, yollar yapıldıkça erişim iyileşiyor. Erişim iyileştikçe insanlar için yeni çekim merkezleri yaratılıyor. Aradan birkaç yıl geçtikten sonra bir bakıyorsunuz, otoban diye yaptığınız yol binaların, apartmanların arasından geçiyor. Bu Türkiye’de böyle oldu, ne yazık ki gelecekte de böyle olacak. Şimdi deniyor ki, “İmara açmayız, olur biter.” Hangi saf kişinin buna inanacağını merak ederim. Önceki köprülerde de durum aynıydı, ama gelin görün ki seçim tavizleri, tapu dağıtmalar ve devletten üstün mafyavari girişimler hep bir yolunu bulup buraları imara açtırdı. Hata yapmanın en güzel yanı, ondan ders almaktır. Ama biz iki kere hata yapmışız, üçüncüsüne de bile bile lades diyoruz. Hatalarımızdan bile ders alamıyoruz. Şimdi kim inanır buraların imara açılmayacağına, A hükümetinin gidip B hükümetinin gelmesiyle olayların seyrinin değişmeyeceğine. Bu böyle olmuştur ve ne kadar acıdır ki ilerde de böyle olacaktır.

Her gün gazetelerde okumaya alıştık, arsa fiyatları uçtu, tavan yaptı, şöyle oldu, böyle oldu. Peki bu kadar insan neden altına hücum eder gibi bu arsalara hücum ediyor, parasını dağa taşa yatırıyor? Bu kişiler kim? Bu kadar arsa yatırımı yapıldıktan sonra hükümete yapılacak baskı ile, hükümet de geri adım atmaya yanaşmıyor. Öyle ya, öbür türlü olursa bu arsalar değersiz toprak parçaları olarak sahibinin elinde kalacak. Ama hükümet de ya bu oyuna ortak oldu, ya da çıkıp ‘hüküm’ edemiyor, koskoca devletin hükümeti başkalarının elinde oyuncak oluyor. Acı gerçek, ama bu bizde işte böyle oluyor.

Yaptığınız köprüler nüfusu artırıcı etki yapıyor, göçü tetikliyor; Sultanbeyli oluyor, Kavacık oluyor, Samandıra oluyor. Peki İstanbul bu nüfus artışını istiyor mu? İstanbul şehri, zaten mevcut nüfusu kaldıramıyor, bu yeni yollarla imara açılacak yeni yerleşimlere yerleşecek nüfusu ilerde hiç kaldıramayacak. İstanbul’a göçü nasıl durdururuz ya da tersine göçü nasıl harekete geçirebiliriz diye tartıştığımız şu günlerde bu yeni yerleşimlerle hangi soruna hangi çözümlerin getirilmesi bekleniyor? 10 yıl sonra da 3. Köprü trafiğini çözmeye çalışacağız böyle giderse. O zaman da 4. Köprü projeleri gelecek önümüze.

Kabul edelim ki 3. Köprü geçişi yapıldı, peki bu köprü kimlere hizmete edecek? Ulaştırma Bakanı diyor ki, “Şehirleşmeyi tetiklemesin diye ve ormanlara zarar vermesin diye, şehirden bağlantı yollarını yapmamaya karar verdik.”[1] Güzel, yani köprü direk olarak İstanbullu için yapılmıyor, sadece transit trafiğe hizmet edecek görünüyor. Kimdir bu transit trafiği yaratanlar; Avrupa’dan Anadolu’ya (ve tam tersi) geçen bilumum kamyon/tırlar, Avrupa’dan gelip memleketlerini ziyarete giden/geri dönen gurbetçiler ve Trakya’dan Anadolu’ya (ve tam tersi) seyahat eden insanlar. Bu trafiğin İstanbul trafiğinde olan payını ise uzmanlar açıklıyor: 3% .[2] Yani yüzde 3’lük bir rahatlama için bu kadar büyük bir yatırım, yeni bir köprü. Kaldı ki, zaten yük taşımacılığı yapan araçların yoğun saatlerde köprüleri kullanması yasak, sadece yoğun olmayan saatlerde geçebiliyorlar. Yani, aslında bu araçların halihazırda zaten İstanbul’un gündüz/iş trafiğine büyük bir olumsuz etkisi bulunmuyor.

Bu kadar küçük bir pay için böyle büyük bir yatırıma değmeyeceği aşikâr. Peki, Ulaştırma Bakanlığı ihaleyi nasıl yapmayı planlıyor? Yap-İşlet-Devret modeli ile. Firma inşaatı üstlenecek, köprü kullanımından belli bir süreyle gelir sağlayacak. Böylesine az gelir getireceğini bile bile hangi firma bu işe soyunur, sormak isterim. Projenin mali olarak rantabl olması için, üzerinden yeterince geçişin olması gerekiyor. Zaten şu an kuzeyde yerleşim yok, ayrıca hangi İstanbullu Silivri’den girip Gebze’den çıkmak ister ki? Transit trafik buna yetmezse, açıldıktan kısa bir süre sonraki senaryo şöyle görünüyor: Önce bağlantı yollarıyla 3. Köprü şehirle bağlanacak, sonra da şu an 2. Köprü’de yaşadıklarımızın aynısı yaşanacak. Özel araç kullanımının teşviki ile, yine başladığımız yere döneceğiz. Bununla birlikte, ihalede firmalara geçiş garantisi verilmesi gündemde (tıpkı İzmit Körfez geçişinde olduğu gibi). Yani, devlet beklenen araç geçişi sayısının yakalanamadığı durumlarda firma için aradaki farkı cebinden karşılayacak, yani vatandaşın cebinden.[3] Bu da sizin, bizim, hepimizin vergileriyle ödenecek. Diğer bir deyişle, üstünden araç geçse de, geçmese de bu köprü bizim için hiç hayırlı olmayacak.

Yeni yapılacak köprünün ne amaca hizmet ettiği bir türlü anlaşılamıyor, şu anki görüntüsüyle kesin olan sadece rantçılara hizmet ettiği. İstanbul trafiğini çözecek deniyor, ama İstanbul’a bağlantı verilmiyor. Transit trafiğin etkisi ise şu durumda zaten çok az. İstanbul’un ulaşım talepleri şehrin güneyinde yoğunlaşmışken, kuzeye bir köprü yapmak ne kadar yararlı olur, tartışılır. Kimse o kadar yol yapıp şehrin en kuzeyinden yay çizip gitmez, yolunu da o kadar uzatmaz.

3. Köprü ile ilgili kamuoyunun ilk bilgilendirilmelerinde, bizzat Ulaştırma Bakanı tarafından köprüde bir de raylı geçiş olacağı söylenmişti. Bu vaat pek çok insanın köprüyü kabul edebilir bulmasına yol açmıştı ki, bakandan o müjdeli (!) haber geldi: “Köprüdeki demiryolu geçişini kaldırdık, çünkü fizibl çıkmıyor.”[4] Takip edenler bilirler, İzmit Körfez Köprüsü’ndeki geçişte de en başta demiryolu geçişi olacağı söylenmişti, daha sonra maliyeti yüksek bulunduğu gerekçesiyle firmaların isteği üzerine kaldırılmıştı.[5] Yani bakanlık, “yeni inşa edilecek köprü geçişlerinde demiryolları geçişi de bulunsun” politikasını kendi başına ikinci kez delmiş oldu.[6] Bu da, gelecekteki yatırımlarda bakanlığın ne kadar samimi olacağını gösteriyor. Bir vatandaş olarak bakanın sözlerine inanıp inanmamanız da artık size kalmış.

Yıllardır plansızlıktan yakınır dururduk, her işimiz plansız programsız derdik. Plan yapılınca ne olduğunu ise bu olayla görmüş olduk. İstanbul Belediye Meclisi tarafından onaylanan 1/100.000 ölçekli plan, belediye başkanı Topbaş tarafından İstanbul’un anayasası olarak gösterilmişti. Artık bu plana uymayan hiçbir şey yapılamayacaktı. Ne acıdır ki, ben bu planda 3. Köprü’ye yer verildiğini hatırlamıyorum, kimse hatırlayamaz çünkü böyle bir durum yoktur.  Planda olmayan bir uygulama olan 3. Köprü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Meclisi hiçe sayılarak Ankara tarafından planlandı, projelendi ve İstanbul’a (hatta hükümetle ayni partiden olan belediye başkanına bile) emrivaki yapıldı. O zaman, İstanbul’da belediyeye, il meclisine ne gerek var; madem her şeyi Ankara’dan hallediyoruz, kapatalım gitsin. Sonra İMP’ye (İstanbul Metropolitan Planlama Merkezi) de gerek yok, zaten onların yaptıkları planlara nasıl olsa müdahale edeceğiz.[7] Bu olay gösterdi ki, çevre planı süs için yapılmış, hiçbir değeri yok. Bunun bir kere delinmiş olması da, diğerlerinin sırada olduğunun habercisi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın da -bu konuda karşı olduğu apaçık belli olduğu halde- hükümetle ters düşmemek adına sesini çıkartmaması, onun tüm samimiyetine gölge düşürmüş vaziyette.

Çözüm bekleyen bir sorunumuz var, doğru. 3. Köprü çözüm değilse, çözüm nerede? Tüm Avrupa otomobil kullanımını caydıracak önlemler alırken bizim onu teşvik edecek girişimlerde bulunmamız bizi bir bilinmeze sürüklüyor; oysa çözüm belli: Kaliteli bir toplu taşıma ve raylı sistemler. Kim istemez kıtaları, karaları birbirine bağlamayı. Tabii ki İstanbul için elzemdir, ama araçları değil de insanları kıtalararası taşıyan bir sisteme ihtiyacımız var artık. Madem çok zenginiz, her yere köprü yapabiliyoruz, o zaman o paraları daha hayırlı işlere yatıralım. “Finansman problemimiz var, metrolara kaynak bulamıyoruz.” diye dövünen yetkililer neden köprü için harcanacak paraları, çabaları buraya aktarmayı düşünmezler? Eğer Ulaştırma Bakanlığı İstanbul’un ulaşım sorununu çözmekte samimi ise, metrolarını finanse eder, biz de onları alkışlarız. Bakanlıktakiler de biliyorlar bu köprünün çözüm olmayacağını, ama artık arkada neler dönüyorsa temcit pilavı gibi önümüze getiriyorlar bu köprü konusunu.

Asrın projesi Marmaray var, daha o bitirilmemişken hemen yeni bir araç geçişi köprüsü niye? Bakanlık kendi yatırımı olan Marmaray’ı kendi kendine gölgelemek mi istiyor acaba? Bir yandan insanları toplu taşımaya çekmeye çalışırken, diğer yandan da insanları otomobil kullanımına teşvik etmiyor mu? İstanbul’da 1000 kişiye 125 araç düşmekte, gelişmiş Batı Avrupa kentlerinde ise bu oran 1000 kişide 450 civarında. Oldukça tehlikeli bir dönemdeyiz aslında, yani İstanbul zenginleşip geliştikçe, daha çok araba trafiğe çıkacak, doygunluğa ulaşmasına daha çok var. Bugün yollarda gördüğünüz araçların 3-4 katını tasavvur edin yollarda ve her olumsuzluğu 3-4 ile çarpın. Eğer 3. Köprü gibi yatırımlar sürerse, bu süreç daha da hızlanır, her yerden yol geçer, biz de çeker gideriz bu şehirden zira bize yaşayacak alan kalmaz artık otomobillerden. 

Yük taşımacılığı için RORO taşımacılığı gündeme getirilmeli. İstanbul’un batısında gemilere bindirdiğimiz yükleri doğusuna kadar gemilerle taşıyıp, şehrin içinden yük taşımacılığını çıkarmalıyız. Eğer transit geçiş için bir şeyler yapılacaksa, en iyisi budur. Doğanın bize bahşettiği denizyolunu kullanarak, lojistik taşımacılığın büyük bölümünü İstanbul dışına alabiliriz. Hatta yeni yapılan Marmaray projesi dahi yük trenlerinin bir kıtadan diğer bir kıtaya geçişini sağlayacağı için, bu tür taşımacılığı demiryoluna da kaydırmak mümkün.

Tüm akademisyenler, bilim insanları ve meslek odaları; 3. Köprü’nün yanlış olduğunu ve getireceği tahribatı dillendiriyor.[2] Lakin ülkede üniversiteler sadece diploma verme kurumları olarak görüldüğünden, yetkililerce kaale dahi alınmıyorlar. En ilginci de, belediye başkanlığı döneminde 3. Köprü’ye şiddetle karşı çıkan Başbakan Erdoğan’ın şu an köprüyü talep eden tarafta olması. İnsan sormadan edemiyor, siyaset böyle bir şey mi…[8]

3. Boğaz Köprüsü şu anki durum itibariyle, İstanbul’un ormanlık alanlarını, su havzalarını ve doğal dokusunu yok edeceği gibi, şehrin kuzeye doğru yayılmasını tetikleyecek, nüfusun daha da çok ve plansız bir biçimde artmasına sebep olacaktır. Bunun yanında, uzun vadede İstanbul trafiğine yararından çok zararı olacağı için, sürdürülebilir bir çözüm olma anlayışından uzaktır. Özel araç kullanımını teşvik etmesi sebebiyle, kısa süre sonra diğer köprülerde yaşanan sorunların benzerleri burada da görülecek ve 4. Köprü gündeme gelecektir. Oysaki toplu taşıma ve raylı sistem çözümleri ile bu şehir her şeye rağmen yaşanabilir olarak kalabilir.

Bugün bir lastik tekerlekli araç geçişini tartışacağımıza, bir metro köprüsünü tartışmayı yeğlerdim. Her şeyin bir sırası var. Her şeyimiz tam olduğunda, 600 km’lik metro ağına sahip olduğumuzda, dönüp 3. Köprü’yü tartışalım.

[1] http://www.arkitera.com.tr/h44143-3-koprunun-gizlisi-saklisi-yok.html (21 Ağustos 2009)
[2] http://www.lojiport.com/news_detail.php?id=14691 (30 Haziran 2009)
[3] http://www.hurriyet.com.tr/gundem/12043649.asp?gid=229 (10 Temmuz 2009)
[4] http://haber.superonline.com/haber/2009/07/25/90033.html (25 Temmuz 2009)
[5] http://www.arkitera.com.tr/h34027-korfez-gecisinde-insaat-suresi-7-yila-yukseldi.html      
(15 Eylül 2008)
[6] http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=695073 (28 Mayıs 2008)
[7] http://www.lojiport.com/news_detail.php?id=15712  (23 Ağustos 2009)
[8] http://www.hkmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=6277&tipi=3&sube=6 (6 Temmuz 2009) 

İlgilenenler için, akademisyenlerin televizyonda konu ile ilgili tartışmaları:
http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/363725.asp
3 Mart 2006 – NTV Yakın Plan programı
http://arsiv.ntvmsnbc.com/ntv/metinler/yakin_plan/kasim_2007/15.asp 15 Kasım 2007 – NTV Yakın Plan programı
http://www.ntvmsnbc.com/id/24961441#act=scr&s=318 20 Ağustos 2009 – NTV Yakın Plan programı



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (1) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>