YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







ACABA BEN Mİ DOĞRU DÜŞÜNME YETENEĞİMİ YİTİRDİM? YOKSA BATAĞA MI SÜRÜKLENİYORUZ?
/**/ Yazar: ALİ DEMİRSOY | Tarih: 14/12/2015 | Saat: 22:24

“Dilerim birincisi doğrudur”

Prof. Dr. Ali Demirsoy

     Ben kargaların güldüğünü görmedim. Ancak bu bölgeye dünyanın en anti demokratik ve gerici yönetimleri olan Katar ve Suudi Arabistan ile demokrasi ve barış getirmeye kalkışanlara herhalde bu sefer kargalar bile gülecektir.

     Önce bu günlerde yöneticilerimizin sıkça dile getirdikleri bir söylemden başlayalım: Rusya sen burada ne arıyorsun? Önce bunu izah etmelisin. Eğer bu bölgede sadece Rusya varsa bu söylem kesinlikle doğrudur ve haklıdır.  Hatta şunu da söyleyebiliriz, eğer Birleşmiş Milletlerin üyesi bir ülke kendi rızası olmadan yabancı bir askeri güç tarafından işgal ediliyorsa, o yönetimin iktidara geliş nedeni ne olursa olsun, geçerli olan o günkü yönetim bu silahlı güçler tarafından tehdit ediliyorsa, ülkenin içinde yönetime karşı olan silahlı gruplar yabancı güçler tarafından destekleniyorsa, herhangi bir gerekçenin ardına sığınılmadan şiddetle kınanmalıdır. Ülkeler demokrasiye ulaşacaksa kendi iç dinamikleri ile ulaşmalıdır. Eğer bir patronun rehberliğinde demokrasi getirilmeye çalışılmışsa bunun sürekli olması, sancısız olması, istenen şekilde yerleşmesini beklemek, dünyada yaşanan gerçekleri görememek demektir.

     Bu yüzyılda askeri müdahaleler ile çağdaş demokrasi getirilmiş bir ülke biliyor musunuz? O zaman bu eylemlerin adı, demokrasi görünümü altında o bölgenin zenginliklerine el koyma, askeri üs kurma, ilerideki operasyonlar için asker ve yandaş sağlamanın gizli adıdır. Vietnam, Afganistan, Irak, Libya, Sudan, Angola (birçok Afrika ülkesi), Mısır ve sonunda Suriye yakın zamanda yaşadığımız örneklerdir.

     İki ülke arasında parlamentodan geçmiş askeri işbirliği ve asker bulundurma sözleşmesi varsa, içimize sindirmesek de, buna diyebileceğimiz bir şey yoktur. Bu açıdan baktığımızda Ermenistan’da ve Suriye’de (baba Esad’dan bu yana Rusya ile Suriye arasında askeri işbirliği sözleşmesi bulunmaktadır) Rus askerinin, Kıbrıs’ta İngiliz ve Türk askerinin, Türkiye’de Amerikan askerinin bulunması ve üs oluşturması yasal hak olarak görülmektedir. Bu nedenle batının siyasetten ve tarihten anlayan yönetimleri Suriye’deki Rus varlığına, Rusya’nın da Türkiye’deki Amerikan varlığına fazla dil uzatamamaktadır. Siz eğer Rusya’ya Suriye’de ne arıyorsun diye sormaya kalkışırsanız, kol kola gezdiğimiz, güya sırtımızı dayadığımız, bu bölgeyi kan çanağına döndüren ortaklarımıza da bu sorunun sorulma kapısını açmış oluruz. Şimdi ben soruyorum: Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya, İspanya, İtalya ve birkaç ülke daha, Afganistan, Libya, Irak, Sudan ve bilmediğimiz daha birçok ülkede ne arıyorlar? Afganistan’ın neden bombardımana tutulduğunu anlayan var mı? Birkaç adamı bulacağım, öldüreceğim diye bir ülkeyi tümüyle bombalamayı kim onaylayabilir? Ne yazık ki orada da vardık.

     Kitle silahları var yalanı ile Irak’a saldırıp milyonlarca insanın ölümüne milyonlarcasının yaralanmasına milyonlarcasının göç etmesine, ülkenin harabeye döndürülmesine, dünya mirasının yağma edilmesine hangi demokrasi duygunuz ile yüzünüz kızarmadan onay verdiniz, veriyorsunuz? Benim ülkemden 10 yıl boyunca benim onayımla kalkan uçaklar 105.000 sorti ile bu ülkeyi yıkarken, bölerken, kızlarının ırzına geçilirken, çocuklar ilaçsızlıktan ölürken sizin demokrasi ve insanlık anlayışınız neredeydi? Arşivleri çıkarın bir daha görelim. O günün en egemen yöneticisi, kalemi elinde televizyonlarda, icraatın içinden programında, “Mıstır Prezitent Buş’a dün gece telefon ettim, askeri müdahale zorunlu olmuştur” söylemi ile bu şer güçlerini buraya davet ettiğimizi halkımıza neden bir daha göstermiyoruz? Türkiye hayır demeyi öğrenseydi, o yürekliliği gösterseydi, emin olun ki bu coğrafya, bu gün çok daha farklı olurdu. Benim gibi bir biyoloğun bunları söylemesinin fazla bir şey ifade etmeyeceğini biliyorum. Bunu tarih yazacak; ancak tarih geriye döndürülemediği için, bu bölgenin laneti üzerimizde kalacak.

     Libya, Kıbrıs çıkarmasında bize mühimmat olarak destek vermiş; Türk iş adamlarını davet ederek ve karlı işler vererek müttehitlerimize ilk defa dünyaya açılma fırsatı ve cesareti vermiş;  bu hizmetlerinden dolayı ödediği paralar ile yamalı bohçaya dönmüş bütçemizin nefes almasını sağlamış bir ülkeye, dışişleri bakanımızın eline cani kılıklı muhaliflere dağıtılmak üzere 300 milyon dolar konmuş bir bavul iliştirerek göndermeyi, gemi ve uçak göndererek emperyalistlerin oradaki askeri hareketini desteklemeyi kim hangi ahlaki değerlerle açıklayabilir? Kaldı ki para dağıttığımız Libya’nın yeni yönetimi ilk iş olarak iş adamlarımızın hepsini kapı dışarı etti; ticari ilişkileri minimuma indirdi; halklar arasındaki sevgiyi yerle bir etti. Diyorum ya benim düşüncemde bir sorun olmalı. Çünkü bu devleti idare edenler kesinlikle daha akıllı, daha zeki olmalarının yanısıra benim ulaşamadığım önemli bilgileri de avuçlarının içinde tutuyor olmalılar. Ben hata yapabilirim. Devlet hata yapamaz.

     Olaylardan ve tarihten ders alma yöneticilerin edinmeleri gereken ilk öğretileri olmalıdır diye düşünüyorum. Libya’da bu hatayı yaptık, iyi de arkasından Mısır’da niye tekrarladık? Seçimle iş başına gelmiş bir cumhurbaşkanı (Hüsnü Mübarek) vardı. Hüsnü Mübarek çeşitli desiselerle yıktırılıp, Mısır, çağdışı görüşü olan ve utanç verici kararlar ile dünyayı iğrendiren, endişelendiren ve hayretler içine sürükleyen yeni bir rejimin eline verildi. Mısır gibi bir ülkenin cahiliye dönemine dönmesine emperyalistler bile razı olmamış olmalılar ki, düğmeye basıp, alaşağı ettiler. Düşen çağdışı yönetimin tek destekçisi ve savunucusu kim kaldı: Türkiye. Mısır ile gelişmiş olan ticaretimiz bıçakla kesilir gibi kesildikten başka, o güne kadar hiçbir ülkeye tanınmamış indirimli fiyatlarla kanaldan geçen gemilerimize önemli bir zam yapıldı. Orada da kalınmadı, Doğu Akdeniz’in yeraltı kaynaklarından yararlanmak için Güney Kıbrıs, Yunanistan ve Mısır önemli bir ortaklık kurdular (Aralık 2015).

     Bizim yumuşak bağrımız ya da karnımız Suriye sınırıdır. Haritaya bakmayı bilen en cahil adam bile bunu hemen anlar. Bu kapı bizi Arap dünyasına açabilecek en önemli kapıdır. Doğrusu ben AKP yönetiminin dünya görüşüne sıcak bakmamakla birlikte, komşularla sıfır sorun, vizelerin kaldırılması ve özellikle Suriye yönetimiyle yağlı ballı olma girişimleri, hatta bu sıcak ilişkilerin ailelerin içine kadar sokulmuş olması beni çok mutlu etmişti. Belli ki yöneticilerimiz diğer hatalarımızdan ders çıkarmış olmalı diye düşünmüştüm!

     Sınırın öbür yakasında dengesiz, kendi içinde çatışmalı, yönetim gücünün zayıf olduğu, etnik ve dinsel ayrılıkların cinnet getirmecesine arttığı ve bu sürtüşmelerin çeşitli ülkelerle kaşındığı bir devletin bulunması bizim de kaderimizi çok kötü bir şekilde etkileyeceğini ortaokuldan terk bir insan bile anlardı. Kaldı ki bu komşu devletin içindeki etnik ve dinsel grupların uzantıları bizim içlerimize kadar uzanmış ise çok daha özenli ve dikkatli olmamız gerekmez miydi? Açıkça ne haliniz varsa diyemeyeceğimiz bir durumdayız.

     Burada benim bilgim tükeniyor. Suriye ile olan ilişkilerimiz neredeyse bizimle konfederatif bir devlet olacak aşamaya gelmişti. Neredeyse 100 yıldır başaramadığımız bir birlikteliği gerçekleştiriyorduk. Yıldırım düşmüş olmalı. Suriye’ye dışarıdan büyük göç olmadı, yabancı girişi olmadı, Suriye hükümeti halkın gidişatını değiştirecek ne bir Anayasa değişikliği yaptı ne de önemli bir yasa çıkardı. Her şey ve insanlar birkaç yıl önceki gibiydiler. Birden bire bizim de sıcak baktığımız Müslüman Kardeşler eğiliminde olan bir grubun daha doğrusu güruhun elinde gelişmiş silahlar peydah oldu.

     Yeri gelmişken bunu vurgulamadan geçemeyiz; bu caniler sürüsüne bu kadar modern silahı kim sağladı? IŞID denen cani sürüsünün kullandıkları modern silahları bir yana bırakalım, kullandıkları yüzlerce binlerce, beyaz renkli, dört çekerli kamyonet-cip tip arabaların hangi limandan ve ülkeden buraya sevk edilmesine izin verildiğinin ve aracı olunduğunun araştırması bile bu cani sürülerinin arkasında kimlerin olduğunu bize gösterebilir.  Doğrusu ben bir Türk yurttaşı olarak bunu bilmek isterim. Kim sağladıysa bu katliamların ilk sorumlusu onlardır. Önce halkımızın bunu öğrenmesi gerekir.

     Sonunda silahlandırılan bu caniler sürüsü hükümet güçlerine saldırıp, cinayetler işlemeye ve sağı solu yıkmaya başladılar. Zaten etnik ve dinsel kaynayan kazan görünümünde olan bu bölge ateş aldı, sayısını bizim istihbaratçılarımızın bile belki bilmediği sayıda terörist grup türedi. Hepsi hükümet güçlerine saldırdı. Yönetim, tipik bir Ortadoğu yönetimiydi, dinsel ve ırksal takıntısı vardı, en acımasız şekilde bastırmaya kalkıştı. Emperyalistlere ve karşıtlarına gün doğmuştu. Yeni bir leş paylaşılacaktı. Bugüne kadar NATO’nun neferi olarak her yere maydanoz olup bir türlü elde edemediklerimizi bu sefer alacağımızı hayal ederek, daha çok sevap kazanmak için Cuma namazını Emevi Camisinde kılacağımızı hayal ederek, Suriye’yi korumamız gerekirken, kazansalar bile bir baltaya sap olamayacak bu caniler ve katiller sürüsünün destekçisi olduk.  Sıfır sorun sonsuz soruna dönüştü.

     Burada her zaman geçerli olacak bir durumu daha açıklamak gerekiyor. Suriye’nin harpten önceki nüfusu 24 milyondu. İç kargaşalıkla 5 milyon nüfusun göç ettiği söylenmektedir. Bu kargaşalıkta bir başkanlık seçimi yapıldı, oy kullananların 11 milyon olduğu açıklandı (Esad oyların %90’nı almış). Nüfusun yarısının çocuk olduğu düşünülürse, şu anda geçmişteki Suriye toprağının sadece %15’ine egemen olan Esad yönetimi, nüfusun %90’ının başkanı olarak gözükmektedir. Geriye canilerin, bölücülerin, gericilerin, teröristlerin, işbirlikçilerin, vatan hainlerinin yer aldığı geniş bir alan kalıyor. Bu nedenle de Amerika, Rusya, Türkiye, Fransa, İngiltere, İtalya ve Suriye akşam sabah bombalıyor; ancak kesin bir sonuç alamıyor. Yetkililerini ağırladığımız özgür Suriye Ordusu dediğimiz teröristlerin, attıkları sloganlara, insanların kalbini ve ciğerini çıkararak yalamalarına, öldürdüklerinin göğsüne ayakları ile basarak verdikleri pozlara bakıyorsunuz, Türkiye Cumhuriyetinin bunların dostu olduğuna inanamıyorsunuz.

     Şu anda dünyadaki tüm kuruluşlarda Suriye’nin resmi yönetimi Esad yönetimi olarak kabul görmektedir ve onun atadığı insanlar Suriye’yi temsil etmektedir. Birilerinin kalkıp ben Esad’ın yönetimini resmi yönetim olarak kabul etmiyorum demesi, herhalde hem akla hem de uluslararası yasalara aykırı olması gerekir. Bu durumda resmi yönetim olarak kabul edilen bir yönetime –gerekçesi ne olursa olsun- silahlı başkaldırma kesin terörizm olarak adlandırılacaktır. Bu insanlara yardım da terörizme destek olarak algılanacaktır. Eğer biz bu yaklaşımı kabul etmezsek, gelecekte başımıza çok çorap örülecek demektir. Başkalarının silahlı muhaliflerinin mücahit ya da vatanperver, benimkinin ise terörist olduğuna kimseyi ikna edemezsiniz.

     Binlerce kişi öldü, ülke harabeye döndü, eski eserler yok oldu, binlerce insan evsiz bağsız kaldı, 4-5 milyon insan yollara düştü. İnsanlık tarihinin en acı en utanç verici görüntüleri ekranlara yansıdı. Bu coğrafyadaki görüntüler ve diğer benzer ülkelerdeki görüntüler, doğru bulunsa da bulunmasa da, bir kıtanın en büyük devlet başkanı adayının “seçilirsem bu kıtaya Müslüman sokmayacağım” propagandasına kadar malzeme oldu.

     Esad’a düşman olan yönetimlerin söylediklerinin aksine kaçanların önemli bir kısmı hiçbir ahlaki değeri olmayan, tarihin en cani insanlarını bile aratan, gerici, yobaz bu güruhlardan kaçmaktadır. Esad’dan kaçsaydılar, bu güruhlar harekete geçmeden önce de kaçarlardı. Bu coğrafyanın akbabaları Esad’ı yıkarak bir taraftan İsrail’e nefes aldıracaklarını diğer taraftan da bölgenin kaynaklarına konacaklarını planlamışlardı. Herhalde bu işe çanak tutan Suriye’nin muhalif komşularına da bir şeyler vaat etmiş olmalılar ki, her zaman olduğu gibi, bu ülkeler batının demokrasi-NATO şemsiyesini kullanarak bu bataklığa balıklama daldılar. Ancak emperyalistlerin kurnaz siyasetçileri evdeki hesabın çarşıya uymadığını görerek çark ettiler. Bu güruhlarla devam edilirse olsa olsa Avrupa kapılarına 20 milyon mültecinin daha dayanması sonucunu yaratacağını gördüler. Obama başta olmak üzere, amacı farklı olan Putin de onu izleyerek, bu bölgede Esad’sız bir çözüm olmayacağını anladılar. Böyle giderse sonucun nereye gideceğini kimsenin tahmin edemeyeceğini, ancak görünürde bu mültecilerin Avrupa’nın başına bela olacağını anlayınca, çark ettiler. Rusya’nın da bu bölgeye bu nedenle çöreklenmesini ve bombalamasını görmezlikten geldiler. Köklü bir dünya görüşü ve gidişatı analiz etme yeteneği olmayan bir ülke sap gibi ortada kaldı.

     Irak’ın Türkmenleri ile Suriye Türkmenlerinin birbirinden ne kadar farklı olduğunu doğrusu bilmiyorum. Ancak peşmergeler Musul ve Kerkük’te Türkmenleri kırarken, tapu ve nüfus kayıtlarını yakarken gıkımız çıkmadı. Nedense birden bire Suriye Türkmenlerine muhabbetimiz arttı; onları silahlandırdık. Angajman kuralları ilan ederek, en azından Türkiye sınırına 5 km kala onlara güvenli bir sığınma alanı sağladık. Ancak devamı gelmedi, Rus uçağını düşürdük. Doğru yaptık yapmadık burada tartışmayacağım. Ancak angajman kuralları belli ki bu aşamadan sonra Rusya’yı bağlamayacaktır. Nitekim Putin, tehdit oluşturacak ne varsa vurun emrini veriyorum dedi (14.12.2015 tarihinde de nükleer bir savaş için radarlardan gizlenebilme yeteneği olan yer altı sığınıkları ve uçan filoların kurulma emrini verdi). Aradaki korunaklı bölge de bu uçak düşürmeden sonra şimdi ortadan kalktı mı? Şam’da cuma namazı kılma olanağı da kalmadı. Türkmenleri şimdi kim koruyacak? Kaçan Türkmenler canlarını kurtarmıştır. Kalanlar, eğer Esad ile muhalifler arasında anlaşma sağlanamazsa, imha edilme tehlikesiyle karşı karşıyadırlar. Onlar artık kaderleriyle baş başadırlar. Bunun sorumlusu kim olacaktır diye merak ediyorum? Satrançta birkaç hamle sonrasını hesap edenler kazanır.

     Hesapsız dış politikamız nedeniyle milyonlarca göçmeni Tanrı misafiri olarak beslediğimizi kürsülerde gururla söylerken, övünürken, şimdi 500 km uzunluğunda duvar örme, çukur kazma ve jilet tel çekme acelemizi nasıl açıklayacağız? Daha önce gelenler Allah’ın kuluydular da, artık almak istemediklerimiz acaba koltuğumuzun kılı mı oldular? Bu duvarlarla terörist geçmesini de önleyecekmişiz. Mayınları söktüğümüz yere şimdi metrelerce yükseklikte duvar örüyoruz; ey kadi hünkâr nereden nereye geldik? Duvar çekildikten sonra, bir ay içinde 900 küsur kuşkulu insanın geçişi önlenmiş. Demek ki daha önce sınırlarımız yolgeçen hanıymış… Ben artık olup biteni anlayamıyorum; bileniniz varsa açıklayabilir mi?

     Batı göçmen almamakta ayak diretiyor. Öncelikle ülkesine gelebilecek hastalıklardan korunma endişesinden, bu insanlara insanca yaşayacak iş bulunmasının güçlüğünden, Müslüman bir insanın batı yaşayışına uyumundaki sıkıntılardan ve ülkesindeki insanların refahını düşürmekten kaçındığı için göçmen alınımında yan çiziyor. Ancak Türkiye’nin bu coğrafyadaki bu kargaşalığı akıllı bir yönetimle ta başında durdurabileceğini bildiği ve onu yapmadığı ya da yapamadığı için bunu suça iştirak olarak değerlendirerek, buyurun mültecileri siz doyurun diyor. Köpeklerine yem parası olarak yıllık ödediği paranın 20’e birini de bana sus payı olarak vermeye kalkışıyor. Diyorum ya benim aklımda bir sorun var galiba…

     Belli ki bu öykü burada bitmeyecek. Deli Petro’dan bu yana sıcak denizlere inme özlemini hiç unutmayan Rusya’ya bu olanağı altın tepsi ile sunduk. Son zamanlara kadar bu bölgenin kargaşalığından sorumlu olmayan, görünürde karışmayan Rusya’yı taraf yaptık ve onları Suriye cinayetlerinin başından beri sorumlusu gibi sunarak iyice kışkırttık. Bu katliamları başından beri kaşıyan ülkelere tek bir kelime etmedik, hatta bu coğrafyayı bombalasın diye onlara yer yurt ve üs sağlayarak ateşe benzinle gittik.

     Ticari ilişkileri kopan ya da zayıflayan ülkeler düşmanlığın pençesine düşüyorlar demektir. Bu coğrafya bizim coğrafyamız, bugün olmasa da yarın, elimizi kolumuzu sallayarak gideceğimiz, en çok ticaret yapacağımız, en çok kız alıp vereceğimiz ülkeler bu gün kara listeye aldığımız ülkeler olacaktır. Bu coğrafyadaki birlikteliğimiz, tarihin ve coğrafyanın bize değiştiremeyeceğimiz bir mirasıdır; bu mirası bir işbirliğine dönüştürmemiz görevimizdir; onu husumete çevirme de aptallığımız olacaktır. Türkiye Atlantik’in ötesinden yarar göremeyeceğini anlamış olmalıydı.

     Ben böcek profesörüyüm, siyaseti ve politikayı yarım yüzyıldır hobi olarak izlerim. Bilgi eksikliğinden dolayı yanılabilirim. Ancak burada yazdıklarımın bilgi eksikliğinden değil de yorum eksikliğinden kaynaklandığını düşünmek bile istemiyorum. Yaşım 70’in üstünde hayal ettiğim iyi günleri görme umudunu yitireli seneler oldu; beni korkutan daha kötü günlerin gelebilme olasılığıdır. Çocuklarımın geleceğinden emin değilim.  Televizyonları açmaya korkuyorum, bu kadar vahşet, dehşet, kan, çatışma, saygısızlık, hukuksuzluk, yaptımsa yaptım pişkinliği, yalan, dolan, bugün söyleneni yarın inkâr etme hayra alamet değil. Fiziki yıkıntıyıa düzeltmek kolay (Almanya’daki gibi); ancak ruhsal ve ahlaki çöküntüyü düzeltmek yıllar alır. Bu coğrafya ahlaki çöküntü içindedir.

     Türkiye deneyimi ile ve cumhuriyet kurulurken barışa vurgu ilkesi ile bu coğrafyaya rehberlik yapabilirdi. Bunu yapacak tek Müslüman ülkesi de Türkiye’dir. Bu coğrafyaya yeni bir şekil vermek için yola çıktığını söyleyenler ne yazık ki bu coğrafyanın kana bulanmasındaki payımızı görmemezlikten geliyorlar.

     Türkiye bu politikaları ile bu coğrafyada kalıcı hiçbir şey elde etmiş görünmüyor. Belki bir yerlerden ucuz petrol ve gaz sağlamış olabiliriz; belki petrol dolarlardan açık ya da gizli önemli bir pay almış olabiliriz. Ancak kararsız bir coğrafyada bunların bir zaman sonra hiçbir önemi kalmayabilir. Öncelikle başımız ağrıdıkça NATO’ye gitme ve Amerika’ya danışma huyumuzdan vaz geçmeliyiz. Bu ülke kendi başına cumhuriyetini kurmuş ve aksasa da demokrasiye kendi başına geçmiş bir ülkedir. Bir daha vurgulamak gerekiyor: Bağımsız düşünmeye ve emperyalizmin silahlı eylemine alet olmamaya özen göstermemiz gerekiyor.

     Bizim elimizi ayağımızı bağlayan diplomatik sorunlarımızın hepsinin altında üs verip Orta Doğuya saldığımız Amerika vardır. Sadece hatırlatma için: Lozan anlaşmasındaki karara bağlanan sınırlarımız Amerika Temsilciler Meclisi tarafından hala onaylanmış değil. Başkanları Wilson mühürlü ve imzalı olarak Doğu Anadolu’da bir Ermeni ve Kürt Devletinin kurulması için güvence vermiştir. Pentagon yetkililerinin elinde bölge ve Türkiye için yeni çizilmiş haritalar elden ele dolaşmaktadır. Kuzey Kıbrıs Devleti kurulduğunda ilk olarak Pakistan tanıdı ve 15 milyon dolar da hibe etti. O gün Amerika Kıbrıs’ı kim tanırsa ambargo uygulayacağım dedi. Türk dışişleri bakanı acele Pakistan’a gidip tanımalarından vazgeçirdi ve 15 milyon dola hibeyi de geri verdirdi. Amerika Türkiye’ye 4 yıl ambargo uyguladı. Bu gün Güney Kıbrıs Türkiye’yi Avrupa’da sürekli veto ediyor. NATO’dan çıkan Yunanistan’ın tekrar alınması sırasında Türkiye’ye veto etmeyin, onun tekrar NATO’ya alınmasında engel çıkarmayın, ben Egedeki sorunun çözülmesine kefil oluyorum dedi. Şimdi de ne haliniz varsa görün diyor. Şu anda Türkiye’nin ne sorunu varsa, dini örgütlenmelerin, PKK, PYD de dâhil, altında Amerikan parmağı vardır. Her halde ben aklımı yitirmiş olmalıyım…

     Biz bu coğrafyanın insanları ile dini ve etnik kökeni ne olursa olsun birlikte yaşamak istiyoruz. Hiçbir ülkenin yönetimini el altından ya da açıkça devirmeyi uygun bulmuyoruz; değişimi kendi halkının iradesine bırakmayı yeğliyoruz. Halkımızdan gizli hiçbir askeri anlaşmayı kabul etmiyoruz. Efelenmeyi, sorunları şiddetle çözebileceğimiz imajının yaratılmasını, yaptıklarımızın doğru, aynısını yapanlarınkini yanlış olarak yorumlamayı, olayları o anda işimize geldiği gibi yorumlamayı bizim gibi geçmişi ve geleneği olan büyük bir devletin siyaseti olarak benimseyemiyoruz.

     Bu coğrafyanın huzura kavuşmasının, bu coğrafya ile sınırı olmayan ülkelerin buraya çöreklenmesi ile hiçbir zaman çözülemeyeceğini, bu güçlerle işbirliği yapanların da aynı ihanet içinde olduklarını, eğer çağdaş bir demokrasi getirilecekse bunun yönetimlere silahlı kalkışma içine girenleri el altından silahla destekleyerek yıkmayla değil, işbirliği ile bir çeşit ehlileştirme ile olacağına inanıyoruz.

     Eğer hala eski berbere tıraş olmakta ısrar edersek, içimizdeki huzursuzluğun daha da alevlenmesinden, sorunu kaşıyanların sayısının ve isteğinin artacağından; sıkışan Türkiye’ye BOP’dan başka yeni görevler verilmesinden ve en kötüsü de nükleer bir gücün hasım olarak güney sınırımızda burnumuzun dibinde sürekli olarak konuşlanmasından korkarım.

     En son Musul gelişmesi nereye varır bilemiyorum? Acaba başka bir hata daha mı yapıyoruz? Herhalde hepimizin bu işin ayrıntısını öğrenme hakkı vardır. Musul’da Başika kampına asker gönderildiğini Irak şikâyet edince öğrendik. Doğrusu bu ülkenin siyasetini yakından izleyen bir vatandaş olarak benim haberim yoktu. Ancak ülke dışına asker gönderilebilmesi için onay vermesi gereken Büyük Millet Meclisinin üyelerinin de haberi olmamış. Meclis sadece Kandil’de yapılabilecek operasyonlar için izin verildiğini zannediyormuş. Bir önceki Bağdat yönetimi –yazılı istek olmadığına göre- diyelim ki sohbet esnasında eğitim için asker istemiş; biz de sayısı bilinmeyen herkese göre farklı sayı verilen asker göndermişiz. Orada kimleri askeri olarak eğitmişiz? Kendisine Güney Kürdistan Devleti yakıştırması yapan Barzani’nin peşmergelerini askeri olarak eğitmişiz. Peşmergeler dostumuz ya helal olsun diyelim…

     Türkiye bu askeri eğitim birliğini korumak ve nöbet değişimi yapmak üzeri tanklı toplu yeni bir birlik göndermeye kalkışınca yeni Irak yönetimi hayır dedi. Yazılı bir anlaşmamız olmadığına göre, yapılacak iş ya bu konuşlanmayı geçerli bir anlaşmaya bağlamak ya da geri çekilmek olabilirdi. Kaldı ki bir eğitim birliğini tanklı toplu koruma alışılagelmiş bir şey değildir. Eğer eğitim için çağırmışlarsa, korumayı da onların yapması gerekmez mi? Sonuçta gönderilmesi de Anayasamız açısından sıkıntı yaratan bu birliği ben geri çekmiyorum diye dayatmanın yasal bir temeli olduğunu anlamak mümkün değildir. Yarın Irak, diyelim ki yapacağı bir askeri işbirliği anlaşması ile Rusya’yı davet eder ve bu birliğe saldırtırsa, ne yapabiliriz? Rusya’yı bir de Basra körfezine yerleştirmeye mi zemin hazırlayalım? Dedim ya ben artık anlama yeteneğimi yitirmiş olmalıyım.

     Dilerim ben yanılıyorum ve yanılırım. Durum benim algıladığım gibi değil, her gün televizyonlara çıkıp her şeyi güllük gülistanlık gösterenlerinki gibidir.

Prof. Dr. Ali Demirsoy

Değerli Kardeşim

Bu coğrafya batağa saplanıyor. Nerelerde hata yaptık, yapmaya devam ediyoruz? Bizi ne bekliyor? Bu katliamların suçlusu kimlerdir?

Bu sefer bilgi eksikliğinden yeterli yorumlayamayabilirim. Katkınızı bekliyorum.    



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (2) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>