YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







AK-ŞAKA

ÖĞRETMENLER GÜNÜ VESİLESİ ile ÖĞRETİM ve EĞİTİM!..
/**/ Yazar: ERDAL AKALIN | Tarih: 24/11/2015 | Saat: 00:28

Eğitim ve öğrenim hakkı, doğumdan ölüme kadar geçen süreçte eşit olanakların tanınması şeklinde özetlenebilecek ve üzerinde mutabakata varılmış bir insan hakkıdır.  Bireyin eğitim ve öğrenim hakkı, çocuğun eğitim ve öğrenime erişebilmesi ön koşulu ile başlıyor.  Ayrıca, verilen eğitim ve öğrenimin çağdaş normlara uygun olan yöntemler ve pozitif bilimsel verilere dayanan güvenilir metotlarla sürdürülmesi ilkesi önem kazanıyor.

Kuşkusuz bu önemli insan hakkının gerçekleştirilmesi için, ilgili mercilerce alınmış özel düzenlemelere ve kurumsal kıstaslara uyulması zorunluluğuna da gereksinim vardır.  Bu nokta da, eğitim ve öğrenim seçiminin bireylerin yetenekleri doğrultusunda yönlendirilmesi ve toplumsal gereksinimlere uygun planlama yapılması zorunluluğu da söz konusudur.

Keza, eğitim ve öğrenim hakkının bir insan hakkı olduğunu çeşitli evrensel bildirgeler ve sözleşmeler de garanti altına almaktadır; B.M. İnsan hakları Evrensel Bildirgesi, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve B.M. Çocuk Hakları Sözleşmesi hükümlerinde bu konu önemle vurgulanmıştır.

T.C. Anayasası’nın 42. maddesi de; “Kimse eğitim ve öğrenim haklarından yoksun bırakılamaz” demekte ve “Öğrenim haklarının kapsamı yasa ile tespit edilir” diyerek amir hüküm koymaktadır.

Öğretim ve eğitim olgusu, herhalde yazının icadını takiben ortaya çıkmış olsa gerektir.  Önceleri yöneticilerin buyruklarını not eden ve dağıtan saray katipleri yetiştirmekle ortaya çıkan eğitimciler, olgunun toplumsal işlerlik kazanmasına gerek görmemişlerdir.  Bu nedenle o günlerin insanlarının böyle bir haklarının olduğunu bilecek bilinçleri de gelişmemiştir.

Eski çağların birçok toplum kesiminde de bir ulus olabilmek heyecanı gelişirken, ortada ortak ve ulusal bir “abece” sahibi olmak fikri de sonradan gelişmiş bir taleptir.  Örneğin; dünya imparatorluğu kuran Moğol Hükümdarı Cengiz Han, bir Uygur aydınına Moğol alfabesini yaratmak görevini nice zaman sonra düşünebilmiştir.

Daha sonra ki yıllara bakarsak, eğitim ve öğrenim yolculuğunun medreseler aracılığı ile gelişmeye başladığını görmekteyiz.  Ancak, Orta Asya kökenli bu eğitim kurumları yeni yeni kurulurken, dünyanın birçok ülkesinde de eğitim hizmeti veren yöresel odaklanmalar halinde gelişmektedir. 

Türk Ulusu’nu söz konusu ettiğimizden, diğer toplumların öğrenim ve eğitim programlarını burada irdelemekten kaçınıyoruz.   Mesela; Helen ve Çin dünyasının filozoflarını bu arada anımsamak gerekir.  Ancak konumuz dışındadırlar.

Medrese eğitimleri dini temelli eğitimler veren ocaklar olmakla birlikte, günün bilimsel temalı eğitimlerini de dışlamamıştır.  Orada eğitilen ve multi-disiplinli öğrenim görmüş birçok alim adlarını günümüze kadar ulaştırmışlardır.  Örneğin; dini eğitiminin yanında matematik, astronomi ve felsefe ile ilgilenmiş, keza edebiyatı ihmal etmemiş bir Ömer Hayyam vardır.

Medrese eğitimleri Selçuklu ve Osmanlı döneminin de eğitim kurumlarıdır.  Yetkili dini ulema, bir tür dergah piri olarak eğitim vermişlerdir.  Genellikle tasavvuf ve dini temalı eğitim programlarının arasına, toplumsal ihtiyaca bağlı olarak tıp ve mühendislik gibi pozitif disiplinli konular da eklenmiştir.  Bu eğitim ve öğrenim kurumları günlerinin yönetim erklerinin izin verdiği ölçüler de görev yapmışlardır.  Bu nedenle de, okur yazar olabilmek gene de toplumun çok az bir kesimine kısmet olan bir ayrıcalık olarak sürdürülmüştür.

Osmanlı Devleti, kuruluş aşamasını tamamlayarak imparatorluk haline gelirken, sarayın bir köşesinde kurulan eğitim ve öğrenim sistemi de nispeten etkinleşmiştir.  Şehzadeleri eğitmekle yükümlü lalalar, aynı zaman da derlenmiş gençlere eğitim vermeye başlamışlardır. Enderun adı verilen bu kurumlar, devlet hizmetlerinin yürütülmesi için gereken buyrukları yazmak ve yabancı devletlerle oluşmaya başlayan ilişkileri kayıt altına almak üzere gençleri eğitmektedir.  Buradan yetişen gençler de, usta çırak ilişkisi sürdürerek bilim temelli branşların erbabı konumuna gelebilmişlerdir.  Mimar Sinan gibi…

Öğretim ve eğitimin batı standartlarına kavuşabilmesi ancak Tanzimat ile mümkün olabilmiştir.   Tıp, mühendislik ve mülkiye mektepleri açılırken, temel olan eğitim modeli de askerlik sanatına yönelik adımlardır. 

Lise adı verile eğitim kurumu ile ülke insanının tanışması da bu dönemin ürünüdür.  Liseler, ilk kez Fransa’da ortaya çıkarılmış genel kültür okullarıdır.  Napolyon döneminin kırsal alandan kente gelerek burjuva adı verilen orta sınıf insanlarını eğitmek amacı ile kurulmuşlardır ( belki de kırsal alandan gelen yeni zenginleri azıcık yontmak  amaçlı kurulmuşlardır da denebilir! ).  Bu eğitim kurumları zaman içerisinde sadece genel kültür veren eğitim kurumları olmaktan çıkarılmış ve toplumsal gereksinimlere bağlı olarak meslek liseleri haline dönüştürülmüşler iken, bizim liselerimiz maalesef bu hünerle donatılamamış, böylece günümüzün dershanelerine öğrenci sağlayan birer kurum halinde bırakılmışlardır.

Tanzimat döneminin armağanı olan liseler, o günlerin etkisi ile yabancı dillerin de öğretildiği kurumlara dönebilmişler, pozitif bilimlerin ülkemize daha kolayca girebilmelerinin kapısını aralamışlardır.  Keza, Osmanlı Devleti’nin eğitim ve öğretimi sistemini yönlendirmeye katkı olmak üzere, Encümen-i Daniş adı verilen bir üst kurum yaratılmış ve bazı eserlerin tercüme edilmesi sağlanmıştır.

Tanzimat dönemi ile başlayan ve bir sisteme kavuşturulmaya çalışılan eğitim sorunu adına ilköğretim veren kurumlar denebilecek mahalle mektepleri yaygınlaşmaya başlamıştır.  Bu okullar, dini temele oturtulmuş ve okur yazar yetiştirmek amaçlı kurumlardır.   Ki, gene bu dönemin bir atılımı ile ilk kez kızlarında okullara gidebilmesinin önü açılmıştır. 

Bu meyanda, batıya pencere açan Osmanlı Devleti sınırlarında, çoklukla misyonerlerce yürütülen yabancı dille eğitim veren liseleri de görmek şansımız olmuştur.  Ki, bir kısmı halen eğitim hizmetini devam ettirmektedir.

Adı ne olursa olsun, Türk İnsanı’nın okur yazarlık ve eğitim görebilmek şansı gene de oldukça sınırlıdır.  İstanbul ağırlıklı bu eğitim kurumları, istisnalar dışında Anadolu’da yaygın hale gelememişlerdir.  Halkın eğitim ve öğrenim olanağı bulabilen  kısmı, çoklukla belirli kesimin çocukları olabilmiştir.

Tıp, mühendislik ve mülkiye mektepleri, bir süre sonra aynı çatı altında birleştirilmek istenir ve ortaya Darülfünun adı verilen ilk üniversite nüvesi çıkar.  Cumhuriyet dönemi ile birlikte de adını İstanbul Üniversitesi adını alacak bu köklü kurum, böylece doğar. 

Cumhuriyet yılları ile birlikte, cumhuriyete ve demokrasiye bağlı ve inançlı, laik ve çağdaş eğitim verilecek yeni bir kuşak yetiştirilmesi heyecanı eğitimcileri sarmıştır.  Ki, Nazilerden kaçarak ülkemize sığınan değerli bilim insanları da bu temele harçları ile katkı sağlamışlardır.

Cumhuriyetin eğitim politikası  öğrenim hakkını halkımıza dağıtmak için projeler üretmeye başlar.  Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç, yeni bir eğitim ve öğretim yöntemini devreye sokarlar.   Tüm dünyanın beğenisini kazanan yeni kurumlara Köy Enstitüleri adı verilir.  Ülkenin çok yerinde açılan bu okullar aracılığı ile köyün kendi evlatları birçok yetenekle donatılmış olarak köylerine dönerler.  Artık çağdaş bir eğitim seferberliği başlamıştır.

Ancak, kısa süre sonra aşiret beyleri ve derebeyleri okumaya, aydınlanmaya başlayan insanlardan korkmaya başlar.  Dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye; “Bu okulları kapatmazsanız bizden oy beklemeyin!” mesajı iletilir ( Merhum Kinyas Kartal’ın bu sözlü iletiyi sunduğu söylenir !).   Bu uyarı üzerine vites küçültülür ve Köy Enstitüleri öğretmen okulları haline dönüştürülmeye başlanır.  Demokrat Parti iktidarında da kapatılırlar.

Bu vesile ile Türk İnsanı için “ümmet olmaktan özgür ve aydın birey olabilmek adına ilk adımları atan” , Hasan Ali Yücel’i  ve İsmail Hakkı Tonguç’u saygı ve rahmetle anıyorum.

27 Mayıs sonrası, eğitim ve öğrenim kuşakları adına bazı kıvılcımlar ortaya çıkmıştır.  Toplumun okuma ve öğrenme şevki artmış, birçok yayın devreye sokulmuştur.  O dönemin artık nostaljik kalan “68 ve 78 Kuşakları” bu dönemin el verdiği aydın ve yürekli gençler olarak devreye girmişlerdir.  Cumhuriyet ve demokrasi aşığı bu genç insanlar, pozitif bilime meraklı, dogmalardan arınmış, sorgulayıcı ve araştırıcı kişiler olarak ülke adına sorumluluk almak aşamasında iken olanlar olmuştur.

Köy Enstitüleri ve Halkevlerini takiben, eğitimin gerçek neferleri olarak yetiştirilen gençlerin yuvası olan Öğretmen Okulları da 1974 yılında kapatılmıştır.  1950’den sonra iktidar erkini birbirine devreden muhafazakar, sağcı ve siyasete dini bulaştıran siyasiler, bilerek veya bilmeyerek cumhuriyeti ve laik sistemi yok etmek için eğitim ve öğrenim kurumları ile oynamaya başlamışlardır.  M.E.B. aracılığı ile ders kitapları ile artan boyutta değişiklikler yapılmaya başlanmış, bir tür dogmatik ve Türk-İslam sentezi denebilen eğitim sistemi devreye alınmıştır.  AKP İktidarı ile de bu değişim hızlanmış ve eğitim sistemi alt üst olmuştur.   Eğitim dünyamızın içine düşürüldüğü, bu bence karanlık ortamın belki de iki üç kuşağın harcanmış olmasına yol açtığı da ortadadır.

12 Eylül sonrası, sanki her şey çok iyi imiş gibi, bir de YÖK adı verilen yeni kurum yaratılmıştır.  İlk ve orta öğretim kurumlarının keşmekeşliği yetmiyormuş gibi, siyasi nedenlerle hemen her il ve bazı ilçelere yansıtılan yüzü aşkın üniversite ile gençler dar boğaza itelenmektedir.  Alt yapısı yetersiz bu kurumlar, diplomalı işsizler ordusuna nefer yetiştirmekle yükümlü fakülte ve yüksek okulları barındırmaktadır. 

Demek ki, devletimiz çağdaş ve bilime açık genç insanlar yetiştirmek niyetinde değildir!

Sonunda da, galiba Şerif Mardin Hoca haklı çıkmıştır.  Bir söyleşi de, mahalle baskısını anlatırken kullanmış olduğu saptama doğrulanmış; “Cumhuriyetin  öğretmeni, mahalle imamına yenilmiştir!”.

Cumhuriyetin yılmaz önderi öğretmenim, bir türlü yapılamayan atama kuyruklarında çile çekmekte, yerine de din eğitimi almış kişiler öğretmen olarak gönderilmektedir.  Örneğini yenilerde de devam eden bu sorunlu atanamamaları anımsarsınız!

Eee, pozitif bilimi desteklemekle yükümlü TÜBİTAK adlı kurumumuz, halen Darvin’in teorisini yok sayarsa, hem de dünyaca kutlanan “Darvin Yılı” etkinliklerinde bu yanlışa prim tanınırsa, varın gerisini sizler düşünün!..

24 Kasım Öğretmenler Günü vesilesi ile tüm öğretmenlerimizi saygı ve şükranla selamlıyorum.   Demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ilkesine yürekten inanan bireyler olarak, “Cumhuriyet Öğretmenini, mahalle imamına yenilmeyecek konuma tekrar getirmek konusunda” hepimize ciddi görevler düştüğüne inanıyorum.  Bu görevi, yarınlarımızı emanet edeceğimiz çocuklarımız ve gençlerimiz adına yürütmekten de sorumlu olduğumuzu siz değerli okurlarımla paylaşmak istiyorum!

Sevgili öğretmenim, nice aydınlık ve umut dolu yarınlar diliyorum!..    



Yazar Notu: Bu yazı başka bir yerde yayınlanmaktadır.(Mersin İmece)

[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (1) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>