YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







NASIL BİR İTHAL İKAMESİ?
/**/ Yazar: FİKRET YÜCEL | Tarih: 29/07/2014 | Saat: 17:49

Türkiye Cumhuriyetinin Osmanlı döneminden kalan bir dış ödemeler dengesizliği sorunu hep olmuş, kronikleşmiş bir olgudur. Yaşanan ekonomik krizlerin hepsinin temelinde bu sorun bulunuyor. Türkiye Cumhuriyeti, Lozan Antlaşmasının ilgili maddesi uyarınca 1930 yılına kadar bağımsız bir gümrük politikası uygulayamaması sebebiyle, ekonomik hedeflerine uygun koruma tedbirleri almak imkanından mahrum kalmıştı.

Bu durumda hükümetlerin ekonomiye müdahalesi kaçınılmaz olmuş ve devletçi ekonomi politikaları uygulamasına kadar varmıştır. Bir ülkenin mal, hizmet ve sermaye akımları dolayısiyle dış dünyadan sağladığı gelirlerin gene dışarıya yaptığı ödemeleri dengeleyip dengelemediği, “dış ödemeler bilançosu” ya da “dış ödemeler dengesi” adı altında incelenir. Bu bilançodaki açık veya fazlalıklar ülke ekonomisini önemli surette etkiler. Örneğin bilanço, ülkenin milli gelir, kalkınma hızı, enflasyon oranı, gelir dağılımı, ücret düzeyi, dış borçlar gibi temel ekonomik değişkenleriyle yakından ilgilidir.

İthal İkamesi, daha önce yurt dışından ithal edilmekte olan malların, uygulanan koruyucu ve özendirici tedbirlerle yurt içinde üretilmesini öngören bir sanayileşme modelidir. Cumhuriyetin başlarında, uzun yıllar harpler içinde kalarak yıpranmış, fakir düşmüş, nicelik ve nitelik bakımından yeterli insan kaynağından yoksun ülkede, halkın temel ihtiyaçlarını karşılamakta büyük zorluklarla karşılaşılmaktadır. Diğer yandan, Lozanda kurtulunan kapütilasyonların yeniden canlanmasına sebebiyet verme endişesi de yaşanmaktadır. Bu itibarla, üç beyazlar diye isimlendirilen temel ihtiyaç maddeleri olarak un, şeker ve bezin yurt içinden tedarikinde izlenen yollara bir sanayileşme stratejisi gözü ile bakmak doğru olmaz.

Bu modelin bir ekonomik strateji ve sanayileşmeye doğru adım olarak ilk uygulaması “Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı 1934-1938” ile başlamıştır denebilir. İthal İkamesinde gümrük ve kambiyo tedbirleriyle dışa karşı koruyuculuk birlikte uygulanır. İthal İkamesi az gelişmiş ülkelerde tüketim malları endüstrisi ile başlamıştır. Zira bu alanlarda hazır bir iç talep vardır ve tüketim malları üretiminde genellikle büyük sermayeye ve ileri teknolojiye ihtiyaç yoktur. Beklenti, bu politikayı zaman içinde ara mallar ve yatırım mallarına da yaymaktır.

Siyasi bir tercih olarak planlı ve bilinçli İthal İkamesi yolu ile sanayileşme modelinde seçicilik yoktur ve karşılaştırmalı üstünlük kaidesi göz önünde tutulmaz. Yani, kalkınma politikası, sadece ilerde gelişip rekabet gücüne sahip olacak, dinamik karşılaştırmalı üstünlüklere sahip endüstrilerin geçici bir süre korunması ilkesine bağlı değildir. Türkiye, gelişmekte olan ülkeler içinde sanayileşmeye en erken başlayanlar arasındadır. Bunun seksen yılı aşkın bir öyküsü var.

Birinci beş yıllık sanayi planı ile başlayan ilk sanayileşme deneyimleri ithal ikamesine benzer özellikler taşır. İthal ikamesinin kapsamlı olarak uygulanmaya başlanması Planlı Dönemde olmuştur. Bu iki dönem arasındaki önemli fark birincisinde sanayi alt yapısının KİT’ler (Kamu İktisadi Teşebbüsleri), yani devlet, eliyle kurulmuş olması, ikincisinde ise özel teşebbüsün de devreye sokulmasıdır. Bu sayede belirli bir sanayi yapısının oluşturulduğu açıktır. Bundan önce iki kez, birisi 1923-1930 diğeri 1950-1960 arasında serbest piyasa ekonomisi veya ona yakın modeller uygulanmıştır.

Türkiye’de 24 Ocak 1980 kararları ile başlayarak sonrasında dışa açık serbest piyasa ekonomisi uygulanmaktadır. İthal İkamesinde alınan koruyucu önlemler bazan yerli sanayiye zarar verebiliyordu. Örneğin, bu sistemin uygulandığı dönemde, özellikle 1963-1980 arasında, her yıl Bakanlar Kurulu Kararı ile açıklanan İthalat Rejimlerine istinaden ithal edilecek mallar için Sanayi ve Ticaret Bakanlığından yerli üretimi olmadığına dair belge almak gerekiyordu. Bu, sanayicilerin üretimlerinde kullandıkları ham madde ve ara mallar için de geçerli idi. Bazan, hatta sıklıkla, bu belgeyi almak önemli zaman kaybına sebep oluyordu. Konuya vakıf olmayan bazı girişimcilerin iddiaları, beni beklerseniz bunu yapabilirim şeklindeki önerileri üretim programlarının şaşmasına sebep olabilmekte idi.

Özetle, Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı ile başlayan ve devletçi politikaların uygulandığı, daha sonra Demokrat Parti iktidarı sırasında serbest piyasa ekonomisi ve dışa açılma hareketlerinin başladığı, 1960 ihtilalinden sonra tekrar devletçi politikaların ve ithal ikamesi sisteminin hakim olduğu, nihayet 24 Ocak 1980 kararları ile serbest piyasa ekonomisi koşullarının geçerli olduğu dönemlerden geçen sanayileşme hareketi sonunda ülkemiz sanayisi bugünkü görünümünü almıştır.

Bu görünümde hakim öğe, sanayinin, dışa açılma ve serbest piyasa koşullarının geçerli olduğu dönemlerde dahi, temelde ithal ikamesi yöntemine sadık kalınmasına rağmen, aşırı şekilde dışa bağımlı olmasıdır. Devletçilik sistemi ile yürütülen ithal ikamesinin özel sektör tarafından da uygulanması 1950 yılında Demokrat Partinin iktidara gelmesi ile başlamıştır. Demokrat Parti iktidarı iç ve dış koşullar nedeniyle devletçi politikaları terketmiş, tarıma ve dış ticarete ağırlık veren bir politika izlemiştir. Yeni toprakların üretime sokulması, uygun hava koşulları, Kore Savaşının tarım malları için yarattığı çok olumlu koşullar tarıma dayalı bir sermaye birikim modelini geçerli kılmıştır. Ancak, 1954 yılından başlayarak bu avantajlı koşulların ortadan kalkması sonucunda dış ödemeler dengesinde ortaya çıkan tıkanıklıklar, tarım uğruna sanayinin ihmal edilemeyeceğini göstermiştir.

1954’de başlayan döviz bunalımı yıllarında özel sektör denetimindeki ithal ikamesi, sermaye birikiminin devam ettirilebileceği tek yol olmuştur. 1960 sonrasında ise, ithal ikamesi, gerek planlama, gerekse yasal düzenlemelerle Ocak 1980’e kadar bir kalkınma stratejisi olarak ekonomi politikaları içinde yerini korumuştur. 1963-1977 arası, ithal ikamesinin en hızlı büyüdüğü ve sermaye birikiminin en çok burada toplandığı dönemdir. 1963-1970 arasında dış kaynaklardan sağlanan dövizler sınırlı kalmış olup ithal ikamesi sanayisi, ılımlı bir döviz kıtlığı içinde, iç tasarrufa dayanarak yerli katkıyı giderek artıran bir gidiş göstermiştir. 1971-1977 döneminde ise artan işçi dövizleri ve sağlanan dış kaynaklar dolayısiyle bir döviz bolluğu yaşanmıştır. Bu bolluk sanayinin dışa bağımlılığını artırmış, sanayicinin ara malları üretmek yerine ithal etmesi sonucunu doğurmuştur. Neticede, Türk Sanayisi, gelişmesi ve yönü dışardan kontrol edilen ürünler üreten bir bütün haline gelmiş bulunmaktadır. Bu ürünler bazan lisans anlaşmaları ve yabancı firmaların doğrudan yatırımları ile, bazan da tersine mühendislik veya kopyacılık yolu ile kazanılmıştır. Bunlardaki önemli değişiklikler, yenilemeler dışardaki firmalar tarafından kararlaştırılmakta, sanayimiz de bir süre sonra bunları uygulamaya başlamaktadır. Her defasında bu yenilemeler için, gerekiyorsa, luzumlu yatırımlar, gene dışardan tedarik edilen yatırım teçhizatı ile yapılmaktadır. Bu durum, söz konusu ürünün, dışarda imal edilene nazaran, örneğin fiyat gibi bazı üstünlükleri bulunsa da, katma değerinin giderek azalmasına sebep olmaktadır…

Bir örnek olarak dış pazarlarda önemli bir paya sahip olduğumuz televizyon alıcısını alalım. Ülkemizde televizyon üretimi, siyah-beyaz döneminden beri, 46 yıldır, yapılıyor. Bu süre zarfında televizyonlarda renkliye geçiş dışında büyük yenilemeler ve değişiklikler olmuştur. Aktif eleman olarak elektron tüplerinin yerini yarı iletkenler almış, ayrık elemanlar, yoğunluğu giderek artan tümleşik devreler içine girmiştir. Buna paralel olarak iletkenler de tümleştirilmiş kablo ağaçlarının yerine tek ve çok katlı baskılı devreler kullanılır olmuştur. Görüntü ekranı katot ışınlı tüpten plazma, likit kristal, led ve oled gelişimine maruz kalmıştır.

Bütün bu temel değişiklik ve inovasyonlarda Türk sanayisinin katkısı ve önden gidişi olmamış er veya geç sonradan bunlara uyum sağlanmıştır. Ama bu süreçte sağlanan katma değer sürekli düşmüştür. Durum sadece verilen örneğe has olmayıp imalat sanayimizde üretilen hemen bütün ürünler için geçerlidir. Sanayimizden inovasyonu (yenileşim) destekleyen kuruluşların destek fonlarından faydalanmak üzere önerilen projeler ya firma, ya da ülke bazında yenilik içeriyor. Ayrıca, bu kuruluşların verdiği desteklerde de bir seçicilik mevcut olmayıp her sektöre, her konuya açıktır. Buna rağmen ayrılan fonlar tamamen harcanamıyor.

Dış ödemeler dengesini ifade eden cari açık, endişe verecek boyutlara ulaşmıştır. Sermaye birikimi ve tasarrufların yetersiz kaldığı ülkemizde dış kaynakları kullanmak gerekli ise de, şimdiki boyutu ile cari açığı uzun süre devam ettirmenin imkansızlığı ortadadır. Durumu düzeltmek için ithalat kalemlerini analiz ederek bunların yerli yapımını özendirmek, yani gene ithal ikamesi, yeterli olmayacaktır.

Türkiye’nin bu günkü büyüme modeli cari açığa dayanıyor, büyüme ve ihracat ithalata bağlı. Bu sebeple ihracattan fazlasını, hem de önemli miktarda fazlasını, ithal ediyoruz. Bunun bir bölümü sanayi ürünleri bünyesinde ihracatta kullanılsa da önemli bir kısmı iç tüketimde sarfediliyor. Piyasada döviz bol ve ucuz. Bu nedenle sanayi, katma değerini artıracak uğraşlar ve yatırımlar içine girmek yerine ithal ara ve yatırım malları kullanmayı tercih ediyor.

Ülkemizde, ihtiyaca ve özellikli konulara göre hızla ayarlanabilen, esnek teşvik, destek ve koruma önlemlerinin ve anlayışının bulunması gerekir. Bu ifadenin ne anlama geldiği aşağıda vereceğim örnekle daha iyi anlaşılacaktır:

Apple, yeni tablet bilgisayarı ipad3’ü 2010 nisan ayında piyasaya sürdü.Güney Korenin bu alanda iddialı firması Samsung’un kendi tablet bilgisayarı henüz hazır değildi. Bu bilgisayarlar Wi-Fi modelleri için herhangi bir GSM operatörü aboneliği gerektirmemesine rağmen KCC (Korean Communications Commission) ürünün internet bağlantısı olması sebebiyle ülkede satılabilmesi için sertifikasyondan geçmesi gerektiğini açıkladı. Bu olmadan kullananlara üç yıl hapis veya yirmibin ABD doları para cezası uygulanıyordu. Samsung kendi tablet bilgisayarını Apple’dan on ay sonra piyasaya çıkardı, bundan kısa bir süre sonra da ipad3 için ithal müsadesi verildi .Bu davranışın serbest ticaret kurallarına uygunluğu tartışılabilir, ama neticede Kore Hükümeti Samsung’a çok değerli bir on ay kazandırmıştır.

Her alan için geçerli olan, geçmişteki ithal ikamesi modelinin bugün uygulanmasının imkansızlığı, hatta zararlı olacağı açıktır. Bazı koruyucu tedbirlerin ve desteklerin aşağıdaki esaslara uygun alanlarda dikkatle ve değişen şartlara hızla uyum sağlayacak şekilde uygulanması faydalı olacaktır:

-         İlerde gelişip rekabet gücü kazanma ümidi veren, dinamik karşılaştırmalı üstünlüklere sahip, Türkiyenin kalkınmasında ivme sağlayacak ve jeopolitik konumundan kaynaklanan ihtiyaçlarına cevap verecek ileri teknolojili konular,

-         Uluslar arası alanda zaten rekabet edebilen sektörler.

Koruma ve destek kalıplaşmış bir takım kaidelerin körü körüne, statik bir biçimde uygulanması yerine, yukardaki örnekteki gibi, yaratıcı şekilde durum ve ihtiyaca cevap vermek üzere, değişen şekillerde, dinamik olarak sürdürülmelidir.

Bu ülke İzmir İktisat Kongresinden başlayarak Cumhuriyetin ilk dönemlerinden beri, doksan yılı aşkın bir süre, girişimci yaratmak için elinden geleni yapmıştır, bunu sürdürmelidir de. Ancak, büyük hedeflere ulaşabilmek için devletin, üniversitelerin de iştirakı ile, büyük firmalarla bilim-teknoloji-yenileşim ve sanayi alanında işbirliğine girmesi, talep edilen projeler geliştirilmesini desteklemesi gerekir. Bu itibarla çeşitli kuruluşlarca sağlanan destek mekanizmaları arasında bağlantı sağlanmalı ve bu konuda mevcut sistemde gerekli düzeltme ve değişiklikler yapılmalıdır. Her şeyden önce, kendisinden çok şey beklenen özel sektörün başta Bilim Teknoloji Yüksek Kurulu olmak üzere konu ile ilgili etkinliklerde ve karar mekanizmalarında orantılı söz ve oy hakkına sahip olması sağlanarak konu içine çekilmesi sağlanmalıdır.

KAYNAKLAR

1. Tevfik Ertüzün, Ithal İkamesi ve Sınırları, 2012.

2.Taner Berksoy, Uluslararası Ticaret, İktisadi Kalkınma ve İthal İkamesi, Toplum ve Bilim.

3.Mahfi Eğilmez, Kısmi İthal İkamesi, Radikal, 31/05/2011.

4.Hakan Güldağ, Bu Çağda İthal İkamesi Olur mu?, Dünya e-Gazete 25/02/2014.

5.Türk Elektronik Sanayii Almanağı 1990, TESİD Yayınları Aralık 1990.

6.Fikret Yücel,TTGV İle 21 Yıl 1991-2012, TTGV İDEAPORT Yayınları 2013.

Fikret Yücel



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (1) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>