YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







Kitapların Dili-6 ÇEŞNİ
/**/ Yazar: VELİ BİLİCİ | Tarih: 24/01/2012 | Saat: 23:48

 

Çeşni, mini mini hikayeler, anılar, günlükler, kısmen röportaj ve şiirlerden oluşan bir baharatlar geçidi, güzellikler demeti kısaca yüzmeyi öğretmek amacıyla havuza atılmış/itilmiş  otuz iki pırlanta liseli gençlerin ürünlerinden oluşan yazılar demeti var elimde.Adı, Çeşni. Çeşni’nin  editörlüğünü yürüten Beytullah OĞUZ  her haliyle tevazu sergileyen,  “aslında benim onlara bir değer kattığım yok, onların değerlerinin ortaya çıkmasına yardımcı oldum sadece”  diyerek geri planlarda dursa da gerçekte Beytullah OĞUZ öğretmen;  2010-2011 eğitim öğretim yılı başlarında geleceğin belki de   çok başarılı, çok seçkin  edebiyatçılarının  yetişmesi ve  öne çıkması yönünde çalakalem  yarışın startını vermiştir. Çeşni ile….

Evet otuz iki  pırlantanın yüzme öğrenmeleri için itildiği havuzdan kırk  bir tane farklı edebi türden ürünle yüzlerinin akıyla çıktıklarının beratıdır,  Çeşni.

Edebiyat Öğretmeni Beytullah OĞUZ’un editör olarak kaleme aldığı önsöz bölümü ve kitabın kapak resmi okuyucuya verilmek istenen mesajı, hazzı, lezzeti, tadı… ziyadesiyle vermektedir. Kendisine ait “Son Gece” adlı öyküyü kitabın ilk sayfasına ve yine kendine ait “Mevzu”  adlı bir şiiri  son sayfasına koyarak sanki öğrencilerinin  eserlerini koruyup kollayan bir öğretmen vazifesini de yansıttığını  görürü gibiyiz…

Ben hep alışıla gelmiş ismiyle yani “Baraj Lisesi”  diye   zikredeceğim çünkü Baraj Lisesi 1978 yılından bu yana yöneticisi,öğretmeni,öğrencisi ve mezunlarıyla 33 yıllık köklü bir kültürü oluşturmuştu  ama okuyucularımızın “Şehit Temel Cingöz Anadolu Lisesi”  olarak bildikleri  Lisemizin uzun zaman öncesinden bu güne gelinceye kadar hizmet etmiş olan yönetici ve öğretmenlerini burada saygıyla anmadan geçemeyiz. 

Beytullah OĞUZ Beyin ustalığında 32 liseli gencimizin 41 incisinden  oluşan Çeşni, Adana, Çukurova Şehit Temel Cingöz Anadolu Lisesi Müdürlüğü’nün kıt imkanlarına rağmen okuyucusu ile buluşma fırsatını yakalamıştır. Haziran 2011’de Adana’da Ekrem Matbaası’nda basılmış halen matbaa boyası kokusunun buğulandığı Çeşni’nin tadılması gerektiği inancıyla kapaktan içeriye dalıyoruz…

* * *

 

1.     “Son Gece” adlı öyküde Beytullah OĞUZ, hayatın akışı içerisinde  eşinin işleri nedeniyle Adana’ya taşınan, Mavi Bulvar’daki evinde ömrünün kalan kısmını yalnız yaşayarak geçirmeye çalışırken zaman zaman kendi kendini hesaba çeken bir hanımefendinin ömrünün ve içinde yaşadığı yılın sonbaharında sağlık problemleri ile cebelleşirken, sonbahar yağmurları altında ıslanıp  dışarıda kalmış bir kedi yavrusunun derdiyle dertteş olup onu odasına aldıktan sonra uzun dönülmez yolculuğa birlikte çıkışlarını berrak  bir film şeridi gibi izletiyor okuyucuya…

 

Son sayfadaki “Mevzu” başlıklı şiirinde her şeyiyle yarım kalan bir yaşantının eksikliklerine rağmen bunu kendisine mevzu etmeme ve asıl konuya dikkat çekme  yönündeki kararlılığını sergileyen bu şiiri ile  her şeye rağmen ipi göğüslediğini haykırıyor…

* * *

2.    Gonca ATASÖZ’ün, “Bir Fotoğraf” başlıklı anısına bir öğrencinin kaleminden çıkmış demek pek doğru olmasa gerek  diye düşünceye sevk edecek kadar güzel bir dil ve anlatımın kullanıldığını görüyoruz. “Tebrikler Gonca kızım” diyor insan içinden. Toplumumuzda evlatlardan daha çok torunların daha iyi anladığı büyükannelerden sadece bir tanesi İhsan Beyin Hanımı, Büyükanne. İhanet, hem de kızının düğününde  kendilerini yalnız bırakmama numarası ile İhsan Beyi alıp giden bir ihanet. Nihayet elinde kalan son kalenin, hatıralarının beşiği evinin boşaltılmasını isteyerek ihanetin son perdesinin oynandığı oyunu izletir okuyucusuna ve fotoğrafların dilini keşfeder. Kanser illetini yenip ihanet illetinin pençesinde boğuşan ve savaşı kaybeden  büyükannenin geçmişteki güzelliklerinden izler kalmadığını görünce hayıflanır. Hatıraları arasına gömdüğü büyükanneden hayatın fotoğraflardan farklı olduğu fikrini  öğrenerek okuyucusu ile paylaşır.

 

* * *

3.    Demet ÖZCAN, “Önemsenmeyen Beş Dakika” adlı öyküsüne; okuma sevdası uğruna karşısına çıkan bir değerin kim olduğunu anlayamadan ya yolculuğu biter ya kitabı ona engel olur. Oysa tanımak için fırsatlar kollayan bir yazarın romanında kahramandır kendisi. Tanımadığı ve tanıyamadığı üzerine üstlük son bir  beş dakikaya bile ihtiyaç duyar ama  F’sinden ötesini tanıyamaz…. Feride’nin.

 

* * *

 

4.    Gülseren ARSUNAR, “Şizofrenik Aşk”  Deniz ile Barış’ın nefretle başlayan aşklarının  Deniz’de şizofren hastalığına dönüştüğünün farkına varmayacak derecede ilerlemiş olmasını annesinin sağlıklı düşünceleri ile fark ederek tedaviye ikna etmesi ve tıbbi yardım alması donucu Deniz’i yeniden hayata döndürür. Zaman zaman okuyucuyu bile Barış’ın yanında olduğuna ikna eder, Deniz.

“Aşkın Gücü” adlı maslıyla, kuraklığa rağmen köyü terk etmeyen Ayşe, Rüyasında aksakallı dededen öğrendiği;

                           “Bahçede çamur,

                             Teknede hamur,

                             Ver Allahım ver

                             Sicim gibi yağmur”  duasını köy halkını toplayarak okutmasıyla yağmur yağması, halkı mutlu eder, mutlu yaşarlar. Köylülerin mutluluğunu ve bereketi kıskanan kral oğlu Prens Ali’yi gönderir köyü ele geçirmek için. Köylüler direnirken Ali Ayşe’yi görüp aşık olur. Ayşe ikna eder ve Ali köye yerleşir.  Kral bunun üzerine tekrar asker gönderir, Ali ile babası arasında savaşlar sürüp giderken  bebekleri Mina’nın doğması ve Ayşe’nin anlatımıyla kralın kalbi yumşar ve köylüler serbest bırakılarak mutlu mutlu yaşarlar. Şekliyle biten masalda kahramanları yerli yerine otutturur  masal ustası, Gülseren ARSUNAR.     

 

Gülseren ARSUNAR ; “Büyük Babama”  diye hitap ederek yazdığı mektupta ona duyduğu özlemi anlatıp ve  ölümle-yaşam arasındaki farkı sorarak keşfetmeye çalışıyor gibi davranır ama neticede  “mekanın cennet olsun büyükbaba. Sonunda ben de geleceğim yanına…” diyerek gizliden gizliye büyükbabası için rahmet  okur gibiydi.

 

 “Çaycının Beş Günü” ile ilgili günlükte öğrenci arkadaşlarına iletişim hatalarını, okulda çalışan herkese saygı duyulması gerektiğini, öğretmenlerinin bile çalışanlara temizlikçi-çaycı gibi iyi davranmaları gerektiğini, çaycının işlerinden arta kalan zamanda hademenin işlerine yardımcı olmasını, öğrencilerin çevreyi kirletmemeleri ve ailelerin çocuklarına iyi eğitim vermeleri gerektiği yönündeki mesajı ile eğitime nasıl katkı sunduğunu sergilemesi, müthişti  Gülseren’in.

 

* * *

5.İrem AYAZ’ın , “Yargısız İnfaz” adlı öyküsüne geçmeden önce hemen her öğretmenin öyküyü ya İrem’den dinlemesini ya da Çeşni’den okuması için Milli Eğitim Bakanlığından onay alınmasına gerek var mı? Bilmem. Çünkü iki yıla yakın yürüttüğüm İl Disiplin Kurulu Başkanlığım sırasında benzer olaylar seziyordum.

Yargısız İnfaz, Öğretmen ders anında gözüne ilişen ayna yansımasını araştırmadan Gökhan’a yüklemiştir. Müdürü de ikna ederek iki gün okuldan uzaklaştırılmasını sağlar. Neticede Gökhan okulundan olur babasının  tepkisiyle de.  Öğretmen iki günün sonunda simitçinin  cemakanı sayesinde gerçeği öğrenen öğretmenin  hatasını anlar ve  neticede  Gökhan okuluna döner.  Gökhan gibi nice yanlışlığa uğrayanların sadece bir örneğidir bu öykü ama en yalın haliyle okuyucuya taşıyan İrem nasıl unutulur... Teşekkürler İrem’e.

 

“Mavi Kumbara” İrem’in problem çözme yönünde geliştirdiği zeka ürünü bir hatırasıdır.

6.Selin Buse TEKİN,  “Bir Canı Kurtarmak” adlı öyküsünde Aysu Teyze ile serseri    oğlu Demir arasındaki kavgada defalarca yaşanmışlıklara rağmen mahallede kimse sesini çıkarmazken Defne’nin cesaretli davranışı sonucu Aysu Teyze’nin hastaneye ulaştırılmasını sağlayan örnek davranışından bahseder…Defne bir canı kurtarmanın mutluluğunu yaşar.

 

* * *

6.Şükran ALOĞLU, “Kıskanç” adlı öyküsü ile aynı okula devam eden bir akran grubu arasındaki çalışma arkadaşlığı ve gönül ilişkileri  arasında kıskançlığa kadar giderek birbirlerine yanlış yaptırma konusunda telefon imkanından da yararlanarak çok kırıcı olacak bir hatayı yaşarlar kıskançlıkla. Sonunda Umut, yaptığı hatalar karşısında Ali ve Ayşe gibi bir dostunu kaybeder.. Kıskançlığın  insanı içten içe yakan,yıkan bir hastalık olduğu fikrini verir insanlara.

 

“Harika Bir Gün” adlı hatırasında çiftlikte geçen bir güne piknik, eğlence ve çiğköfte faslı ile film izlemeyi sığdırır ve büyük aile olmanın verdiği mutluluğunu paylaşır arkadaşlarıyla.

 

“Şükran’ın Günlüğü”, her ne kadar ilk iki gün kalışlarında okula gitmeme isteği ağır bassa da  Şükran mutlu geçen  üç günlük hayatını paylaşır arkadaşlarıyla…  

* * *

7.Mürüvet BİLEN,  ”İki Yalan Bir Doğru Eder mi?” başlıklı anısında okulu kırma ve maç izleme ve pizza yeme planlarını paylaştığı Gülseren’le hep hata üstüne hata yaparak hatalarının yanlış olduğu konusunda kendileri de hemfikir olarak bir erdemlilik sergilerler.Enteresan olan bir birlerinden habersiz  aynı bahaneleri sunmaları annelerine….

 

Mürüvet BİLEN’in rehber öğretmenle yaptığı röportaj aslına bakılırsa ne kadar da önemli konulara çağrışım yaparak ilgi ve dikkatleri çekmektedir.

 

* * *

8.Aliye DENİZ, “Gidenlerin Ardından adlı denemesinde Yudumuzun terör, trafik v deprem belasından çektiklerine dikkat çekerken, ölümü mutlu insanların kabusu, mutsuz insanların kurtuluşu olarak görür. Bir başka açıdan ölümü, erenlerin dilinde türkü ermeyenlerin yüreğinde korku  olarak tanımlar.

Ölümü , Aşık Veysel’in, Yahya Kemal Beyatlı’nın, Cahit Sıtkı’nın, Abdulhak Hamit’in, Necip Fazıl’ın,Behçet Necatigil’in  ve Ziya Osman Saba’nın dilinden usta bir edebiyatçı edası ile anlatır, Aliye DENİZ.

 

* * *

9.Gizem SONAY, “Ölülerim” adlı denemsiyle adeta kendi kendisiyle şakalaşıyor, hayatın  her evresiyle  yüzleşmeyi seçiyor denemesinde kısa bir zaman diliminde.

 

* * *

10. Zehra SONUZUN, “Tablodaki Renkler”  adlı denemsinde insanları farklı birer mevsimlere benzetir. Dört mevsime göre özelliklerinden bahseder ama özde hep iletişime yer verir. Bir tebessümü esirgememek,  bizim doğrularımızın yanında başkalarının da doğruları olduğunu kabul etmeyi öğrenmelidir insanlar, her insanı olduğu gibi kabul etmeyi öğrenmeli ve bizden ayrı başkalarının var olduklarının farkında olmamız gerektiğini fark ettirir insanlara.

 

* * *

  11.Büşra ÇAVDAROĞLU,  Hasbihal eder kendisi ile  Hasbihal adlı yazısında. Kırık kalbiyle parlayan yıldızlara bağlanır ve sönen mumla kalbinin kapısını kapatır uzaklara yelken açar…

 

Öğretmenine yazdığı mektupta, öğretmenlik mesleğine olan sevgisini, öğretmeninden aldığı feyizle öğrencilerine  aşıladığını ve öğrencilerinde bu ışığı gördüğünü öğretmenine duyurarak  mutlu olmayı hedefler…

 

* * *

12.Neslihan GOCUR, “Daldan Dala” adlı denemesinde yazmanın bir hastalık olduğunu ama bu hastalığın insanı rahatlattığını. İnsanların hep sevdiklerinden darbe yediğini işaret eder. Anne değerini bilmeyenlerin Annenin değerini kaybedince  anlayacaklarını işaret eder . Mutluluğun arkasında bir mutsuzluğun yattığını ve içindeki çığlığı kim duyabilir ki  diye sorarken insanın hayatı yaşarken asla pes emememesini yaşamanın güzel olduğunu belirtir, Neslihan GOCUR.

 

* * *

13.İrem BÜYÜKSURAL, “Yalnızlık” adlı denemesinde yine ben geldim diye sonsuzluğa seslenir, yalnızlıktan bile yalnız olduğunu,İrem BÜYÜKSURAL.

 

* * *

14.Bahadır ÖZSÜT, “Sessiz Sinema” öyküsünde, özlem duyduğu ile birlikte oynamak istediği –yaşamak istediği hayatın filmini sessiz sinemaya aktarımını yapacağını söyler dönüşü ile ve çağrısını yapar, sevgilisine öyküsü

 

* * *

15.İrem KOLCU, Masumiyet Müzesi’ni özetlediği tanıtım yazısında Kemal,Sibel ve Füsun arasındaki aşk üçgenini paylaşır “Masumiyet Müzesi Hiç De Masum Değil”  diyerek.

 

* * *

16.Emine AKKAPULU, “Başarma Gücü” adlı yazısına  Nietzsche’nin dizeleriyle başlar;

 

“Düşün kim üzebilir seni senden başka?

Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen?

Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?

Kim yıkar, yıpratır sen izin vermezsen?

Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?

Har şey sende başlar, sende biter…

Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme,

Tükettirme içindeki yaşama sevgisini.

Ya çare sizsiniz, ya da çaresizsiniz…”  

 

          Diyerek başarıya ulaşmak için, doğru hedef belirlemeyi, motive edilmeyi, kendinize güvenmeyi, mutlaka başarmayı öğütlerken çıkılan yolda başarısızlık yaşanırsa mutlaka bunun başka bir yolunun olduğunu bu yolunda denenmesi gerektiğin i salık verir başarma gücünün harekete geçirilmesi için  Emine AKKAPULU.

 

* * *

17. Seray DELİBALTA, “Arkadaş Seçimi” başlıklı yazısında bilgece sıralar atasözlerini. Dost ve arkadaşlarının  akıllı olmasına özen gösterilmesi gerektiğini fısıldarken kıyaslama yapar akıl-akılsız… Akıllıysa düşman da olsa onu tasvip etmektedir  bilgece.

 

  Günlük yazma alışkanlığı kazanmamızı isteyen onca öğretmenlerimiz oldu hemen hepimizin. Ne yazık ki hiç biri Beytullah OĞUZ öğretmenim gibi yapmadı. Bugün bunun farkına varıyorum, Beytullah OĞUZ ve öğrencileri sayesinde…

 

* * *

18.Okunmaya değer bulurum Gülseren, Melis, Şükran, Merve Nur, Şükran ve Şeyda’nın Günlüklerini. İlköğretim ve ortaöğretim öğrencilerimiz için günlük tutma ya da yazmada güzel birer örnektirler.

 

* * *

19.

 

Derya Gönüllüm

………………………………….

“Umut tohumları ektin gönlüme.

Güveniyorum hala senin sevgine.

Dermansın her türlü derdime.

Yaşama sebebimsin derya gönüllüm”

 

benim yaşama sebebimsin, derya gönüllüm diyerek sevgisini ve hayranlığını belirtir, Betül ÖZEL.

 

* * *

20. Böyle Bir Aşk adlı şiiriyle, aşkını o kadar kutsar ki  ne Kerem,  ne Mecnun’da görülmüştür böyle bir sevda  diyerek aşkının mertebesini sezdirmek ister karşılıksız, kaygısız ve kayıtsız duran sevgilisine   özgürce…  Neziha GÜDEN.

 

* * *

21  Bu Şehir

……………………………………….

Gezdiğim sokaklar beni sarmıyor.

İnsanlar yüzüme artık gülmüyor.

Bu dert zincirini kimse kırmıyor.

Bıraktığım gibi değil bu şehir.

 

Bu Şehir, adlı şiiriyle insanlardaki ve şehirdeki değişimi,ilgisizliği, boşvermişliği, kendi değerlerinden uzaklaştıklarını hisseder-yaşar duygu yoğunluğunu Ebru KÜNKÜL.

 

Ebru KÜNKÜL, alanında hayli mesafeler kat etmiş şairlere parmak ısırtacak manalarla seslenir  “Bu Şehir”  adlı şiiriyle.

 

* * *

22.Kemal ERBAŞ, çok güzel bir  “Gazel” ile huzura çıkar ve müptela olduğunu haykırır sevgilisine… 

Gazel örneği ile okuyucuyu çok uzaklara götürür müthiş  bir sanat örneği sunar Kemal ERBAŞ.

* * *

23. “Uzun Yollar”   adlı şiirinde, sırlarıyla yolculuğa çıkar, Gizemli bir yolculuğa….. Uzun ve sonsuz yolculuğa… Gizem KOKILIG.
        

* * *

24. Rastladım Sana,

……………………………………………….

Kenetledim gözlerimi gözlerine.

Durdum olduğum yerde.

Unuttum o an tüm dertlerimi.

Tam hayattan koptuğum bir anda,

Rastladım sana.

şiiriyle  hayata yeniden bağlanmasını sağlayan sebebi hayatının gözlerinden giriverir kalbine sevgisini  haykırır, M.Burcu YOZCU.

* * *

25.  BEN

………………………………………………..

Seni koşulsuz seviyorum.

Ölüyorum.

Kimseler bilmeden ölüyorum.

Seni severek ölüyorum.

Diyerek açık sözlülükle sevgilisine  seslenir kimselere sezdirmeden Rozerin KASAPAN, “BEN” adlı şiiriyle koşulsuz sevginin sevgilisinde yok oluşunu, ölesiye yaşar, koşulsuz sevgiyi ve ömrü göze alır. Sevgi yolunda.

* * *

26.  Buse BAYSA, Elveda  adlı şiiriyle ;

……………………………………………

Varlığında yok olurdum,

Yokluğunda kaybolurdum.

Belki de sen hiç yoktun.

……………………………..

Diyerek sevgiliye veda eder tüm çelişkilere  karşı kararlı ve cesurca bir duruş sergiler.

* * *

27. Gönlünün Sahil Çiçeğine seslenir Meltem AYTEKİN, Sahil Çiçeği adlı şiiriyle;

………………………………………………………….

Köşe başında bıraktım on sevgimi de.

Bu gece yalnız bırakma beni bu sahilde.

Mısraları ile son sözünü söyler gönlünün sahil çiçeğine, sevgi dolu  hayal dünyasında.

* * *

28. Gurbet Şiiri ile Ufuk KAYMAZ, var olan asıl gerçeği haykırır geleceğini kazanmak, geleceğini kurmak, geleceğini kazanmak için katlandığını, katlanılması gerektiğini paylaşır dostlarıyla/arkadaşlarıyla…

* * *

Sonuç Olarak; Okullarımızda Edebiyat,Türk Dili ve Edebiyatı ya da Türkçe  dersleri öğretmeni olarak görev yapan kıymetli öğretmenlerimizin ne kadar önemli bir görevi ifa ettiklerini hatırlatmak için başka söze gerek var mı bilmem?

İlerleyen yıllarda bu öğretmenlerimizin “ ……..  yazar/şair/sanatçı benim öğrencimdi, yetişmesinde çok emeğim var” … gibi gurur tablolarını tatmasını kimler istemez ki?

Öyleyse ne bekliyoruz? Öğretmenin eseri olmayan ne var şu üç günlük dünyada?...

Bu tür çalışmaların, ateşlenmesi temennisiyle.

 

Veli BİLİCİ



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (6) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>