YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







BİR NANKÖRÜN ANATOMİSİ
/**/ Yazar: OKTAY GÜRSOY | Tarih: 08/06/2008 | Saat: 17:50

Bilim adamı, bilinmeyeni bulmaya çalışan ve edinimlerini olabildiğince yansız bir biçimde öğrencilerine ve topluma aktarmayı amaç edinmiş bir kimse olarak düşünülür. Bilim adamının terbiyesi, asaleti, mütevazılığı, aileden gelen toplumsal değerler ve kültürle birlikte evrensel değerler içeren bilim ahlâkının senteziyle oluşur. Ancak bireyin yetiştiği moral, sosyal ve ekonomik ortam, ahlâkı belirleyici unsurdur.

Üniversite ortamında ‘akademik terbiye’ sıkça kullanılan bir kavramdır. Çoğu kez eksikliğinin hissedildiği yer ve zamanlarda kıdemli hocalarca kullanılır. Üniversite hocaları, yetiştirdikleri öğrencilerinin çoğu zaman kendisine eşit statü kazandığında gösterdikleri hazımsız, anlayışsız ve saygısız davranışlar karşısında, üzüntü ifadesi olarak “Akademik terbiyeden yoksun !!” diyerek geçer. Kıdemli hocanın verdiği emekler karşılığında maruz kaldığı akıl almaz ‘Terbiyesiz !!!’ davranışlara bir serzeniştir. Aslında herkes, terbiyenin aileden geldiğini, orta öğretimde biraz geliştirildiğini, lisans ve yüksek lisansta yalnızca bilgi ve becerilerin geliştirildiğini çok iyi bilir.

Yanlış örnek olmasın ama Pir Sultan Abdal hep bir öğrencisine “Sen beni asarsın !" dermiş. Aradan zaman geçmiş o öğrenci Hızır Paşa olmuş ve gerçekten astırmış Pir Sultan Abdal’ı. İşte paşa olmuş, ama adam olamamış birinin akademik terbiyesizliği. Merhum Prof. Dr. İbrahim YARKIN Hoca’nın Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümündeki odasında bir yazı varmış. “Eşek doğar, ölmezse büyür !”. Herkes merak eder ama soramazmış Hoca’ya. Emekli olduğunda sormuşlar ‘Hocam bu yazı ne anlama geliyor ?’. Hoca hemen yanıtlamış. “Öğrenci asistan girer, ölmezse profesör olur !”. İşte Hoca’nın aile terbiyesine verdiği değer burada açıkça görülüyor. Eşek ne olursa olsun, yine eşek kalıyor; eğer yanılıp  gem takarsanız, kendisini at sanıyor.

Aslında akademik terbiyesizliğin arkasında "nankörlük" ana unsur olarak çıkıyor karşımıza. Peki nankörlük nedir. Başta Urduca, Hint dillerinden pek çoğunda, Farsça, Paştuca ve Kürtçe’de ‘nan’ ekmek demektir. Güncel Türkçe Sözlükte ise nankör sözcüğü “İyilik bilmez” şeklinde tanımlanıyor. Halk arasında da nankör “Ekmek yediği sofraya silah çeken veya pisleyen” şeklinde tanımlanır. Hatta "Besle kargayı oysun gözünü " atasözü de nankör sözcüğünü iyi tanımlar. Yine Türkçemizde "Nankör kedi " deyimi vardır. Kedi de yemek verdiğin zaman iyidir, fakat aç bırakırsan ya da kuyruğuna basmak gibi bir gaflette bulunursan hemen tırmalar.

Sonradan yetişen fakat görgüsüz, saygısız akademisyen, ezilmiş ve dışlanmış egosunu tatmin etmek, yoksul kişiliğinin açlığını gidermek için sıradan insanların bile toplum ve aile anlayışına sığmayacak saygısız davranışları sergiliyor; akıl almaz sözleri sarf edebiliyor. Kendisini bir anne baba gibi yetiştiren hocasının emeklerini sanki nankörlükleriyle ödüyor. Oysa bu aşamaya gelmiş hocanın belki de bütün beklediği sevgi dolu bir bakış ve sıcak bir selamdır.

Bu satırları ve sözleri yazmamın nedeni yakın bir zamanda kulağıma gelen ve kanımı donduran bir nankörlük örneğidir. Söz konusu akademisyen, kendisini asistan olarak alan ve uzun zaman  beraber çalıştığı ve her fırsatta övdüğü ve göklere çıkardığı hocası hakkında “Madem,Ağustos ayında emekli oluyor; ertesi günü s….. olsun gitsin; odasını da boşaltsın !" diyor. Bu söz de hocasının kulağına gidiyor bir şekilde. Dünyası yıkılıyor Hocasının ve lanet okuyor verdiği onca emeğe! Dünyası yıkılıyor! Şu davranışa bakar mısınız, Türk aile ve toplum yapısına ne kadar uygun düşer, böyle bir davranış? Böyle bir şey mümkün mü? Olabilir mi?

Hz. Ali’nin “Bana bir harf öğretenin kölesi olayım” sözünü hatırlayınca bir öğretim üyesi olarak o emekli olmak üzere olan Hoca’mıza çok üzülüyorum. Bu hazımsız ve aile terbiyesinden uzak akademisyenin davranışı tek sözcükle “nankörlük” değil de, nedir? Hele bu davranış, Türk toplumunun en yüce değeri verdiği kendini bilime ve bilgiye vermiş insanlarda görülüyorsa, durum daha trajik daha vahimdir.

Hocasının odasına göz koyacak kadar nankör bu kişiler, aslında akademik hayatlarının daha ilk günlerinde kişiliklerinin ipuçlarını verirler. Bu tür nankörler, öğretim üyeliğinin ilk basamaklarında son derece yağcı ve yalaka davranışlarla kıdemli hocaların yayınlarına vagon isim olarak girmeye çalışırlar. Akademik aşamaları sırasında hocalarını, jüri üyelerine telefon ettirmeye yöneltirler. Doçent olduktan sonra yavaş yavaş hocasından uzaklaşmak ve bağımsızlığını ilan etmek isterler. Hocası ile araları pek iyi olmayan, o güne kadar yanına yaklaşmadığı bir diğer hocaya yanaşarak hem onu müttefik olarak yanına almak, ondan vagon isim olarak yararlanmak ve gelecekte ona da nankörlük yapabileceği profesörlük mertebesine ulaşmak isterler.

En vahim olanı ise, alavere dalavere ile akademik aşama yapmış bu kişilerin, Bölüm Başkanlığı veya bir yöneticiliği ele geçirmeleri sonrası hocalarına karşı sergiledikleri akıl almaz davranışlardır. “Nasıl olsa 2547 sayılı YÖK’u yetkili kılıyor” diye, hocaya yüksek lisans öğrencisi bile vermemek, hocayı bölümün hiçbir olanağından yararlandırmamak için her türlü tezgah hazırlamak, bu kişilere sonsuz haz vermektedir. Hocalarının bulunmadığı kurullarda, yıllarca okuttuğu dersi elinden almak veya dersi kaldırmak büyük zaferdir. Daha da ileri giderek, Hocalarının hiçbir jüriye girmemesini sağlamak, sonsuz keyiftir. Doktora öğrencisi alım jürilerini özel olarak kurdurup hocaları ile çalışmak isteyen adayları mülakat sonucu başarısız kılmak; ders için uygun olmayan koşullarda derslikler tahsis ederek hocalarını  çalıştırmamak, zor durumlara düşürmek; olur olmaz nedenlerle hocalarını dekanlığa şikayet etmek, en yaygın eylemleridir, bu kişilerin.

İşte yukarıdaki söz konusu nankör, bütün bu yaptıklarıyla ilkel biçimde intikam alarak  egosunu tatmin etmek istemektedir. Resmen yerli film gibi! İşte, öğretim üyeliği vasfı olmayan, hatalı seçim ve uygulamalar sonucu, çok kolay bir biçimde hasbelkader öğretim üyeliğine yükseltilmiş bir nankörün veya nankörlerin anatomisi, sanırım bundan ibarettir.

Prof. Dr. Oktay GÜRSOY



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (2) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>