YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







Suriye’ye Müdahale ve Tampon Bölge İşgal Suçudur
/**/ Yazar: ADNAN GÜMÜŞ | Tarih: 12/08/2011 | Saat: 14:11

Times (11.08.2011), “Esad’ı ancak Türkiye devirebilir” diye yazmış. Genelkurmay eski başkanlarından Başbuğ da 1 Mart 2003 Tezkeresinin geçmemesi hataydı, diyor. Ne büyük laflar, ne büyük tesadüfler.

Her iki açıklama da terör ve tedhiş öğeleri içeriyor. Hukukla uzaktan yakından ilişkisi bulunmuyor. İnsanlığı hiç hesaba katmadığı gibi işgal ve çatışmaları körükleyerek yayılmacılığı özendiriyor.

Lafın büyüklüğünün ve gıcıklayıcılığının ötesinde işgali savunarak her ikisi de suç oluşturuyor.

Türkiye; 1945’lerden bu yana yapılmak istendiği gibi (örneğin Kore müdahalesi, Somali, Afganistan, Libya müdahaleleri), bölgede işgal ordusu haline dönüştürülmek isteniyor. Bu durum, her birimizi, çocuklarımızı, vicdanımızı, komşuluklarımızı, ekonomik ve siyasal varlığımızı yakından tehdit ediyor.

İşgaller dün de bugün de insanlığı tehdit ediyor.

İşgalin hukuki bir meşruiyeti bulunmadığı için de dezenformasyon, kara propaganda, çarpıtmalar kırıla gidiyor.

Dolayısıyla bazı kavramların netleştirilmesi, içlerinin doldurulması, sonuçlarının tartışılması gerekiyor.

İşgal Başka Şey, Savunma Başka Şey: İsrail ve Suriye Örneği

BM şartlarına göre bir ülkenin bir başka ülkeye savaş açabilmesi için, “düşman” ülkenin diğer ülkenin toprak ya da siyasi bütünlüğüne yönelik fiili bir tecavüzünün olması gerekiyor.

Kaldı ki haklı bir durumda bile (örneğin karşı taraftan ülke topraklarına veya siyasal bütünlüğüne yönelik bir müdahale olsa bile), silahlı çatışma yerine önce barışçıl çözüm yollarının denenmesi gerekiyor. Yani BM’ye göre “barışçıl yollar tüketilmeden” silahlı bir müdahale de haksız sayılıyor. Afganistan’da da, Irak’ta da, Libya’da da Suriye’de de hem işgalin gerekçeleri, hem de asgari müdahale koşullarının (yani barışçıl yolların tüketilmesinin) oluşmadığı görülüyor.

Ayrıca yapılacak savunmanın da ölçülü olması gerekiyor. Savunma hakkı genel bir yıkım hakkı değil, ölçülü bir şekilde savunma ile sınırlı bir haktır.

Savaş için biçimsel anlamda da BM kararı da gerekiyor ki bu Afganistan ve Libya’da var, ancak Irak için yok. Suriye için de zaten Rusya ve Çin böyle bir karara evet demeyeceğini açıkça vurguluyor.

Başka paradokslar da bulunuyor. Örneğin İsrail’in Filistin’de işgalci olduğu yıllardır açıkça bilindiği halde Türkiye veya herhangi bir Batılı ülke bu yönde İsrail’e savaş açmıyor.

Eğer Türkiye’ye yönelik bir saldırı söz konusu değilse, Suriye yapılacak her müdahale komşu ülkeye yönelik “işgal” ve “fiili tecavüz” anlamına gelecektir. Bunun bedeli biçimsel hukuk açısından da olacağı gibi, hele komşu halklarla “düşman” konumuna gelmek, ne insani değerlerle, ne kardeşlikle, ne de uzun erimli çıkarlarla örtüşmemektedir.

Savunma Hakkı: Irak, Libya ve Mavi Marmara Örneği

Bir ülkeye veya Türkiye'ye yönelik komşu ülke topraklarından bir saldırı varsa, o ülkenin saldırıyı önleme hakkı var. Bu bir savunma hakkıdır. Örneğin Irak halkının işgale karşı direnme hakkı vardır. Libya'nın da işgale karşı savaş hakkı vardır. Türkiye'nin de kendine yönelik bir saldırı olduğunda buna karşı savunma hakkı vardır. Ancak hiç kimsenin bir diğerinin topraklarına saldırma hakkı yoktur.

Mavi Marmara örneğinde Türkiye yurttaşları uluslararası sularda bir başka ülkenin resmi askeri kuvvetlerince ve en üstten verilen emirle öldürülmüştür. Eğer böyle bir durumda, olayın sorumluluğu üstlenilmiyor ve gereken sorumlulukların karşılığı verilmiyorsa (barışçıl yollarla konu çözümlenmiyorsa), Türkiye aynı ölçüler içinde bunu bir "savaş sebebi" sayabilir.

Bildiğim kadarıyla Irak, Libya veya Suriye'den Türkiye'ye yönelik herhangi bir resmi saldırı yoktur. Sızma türü olaylarda da en azından bunun kabullenilmediği ifade edilmektedir. Elbette ülkelerin sorumluluğu da araştırılıp savunma tedbirleri alınabilir. Ancak bir ülkenin içişlerine yönelik bir saldırı yapılamaz. Bu suçtur.

Eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ’dan İşgale ve Savaşa Davet: "1 Mart Tezkeresinin Geçmemesi Hataydı"

"1 Mart tezkeresinin kabul edilmemesini bir eksiklik olarak gördüğünü belirten İlker Başbuğ, "Devletlerinde kendi inisiyatifleri ile hiçbir baskı olmadan, bazı durumlarda karar alabilmesi de önemlidir. TBMM’ye sunulan tezkerenin 1 Mart 2003’te TBMM’de kabul edilmesi için gerekli olan oyun sağlanamamasıyla, Türkiye PKK terör örgütünü marjinalize edebileceği bir diğer fırsatı, bir defa daha kaçırmıştır. Tezkere eğer kabul edilse idi, uzun süre Irak’ın kuzeyinde bulunacak olan Türk Silahlı Kuvvetleri ile PKK’nın marjinalize edilebilmesi mümkün olabilecekti” dedi." (basından).

Bununla ilgili haberler de tam da Libya, özellikle de Suriye olaylarına denk getiriliyor.

Biri hakkında yargılama başlatılacaksa, İŞGAL en büyük suçtur ve Irak BM'ye göre de işgal edilmiştir. Bir genelkurmay başkanının bundan habersiz olması mümkün değildir. Türkiye'nin işgalci olmasını istemekle neye hizmet ediyor? 1 Mart Tezkeresi, Türkiye'nin savunma hakkı değil, aksine Amerikan Kuvvetleri ile Irak'ı işgal projesiydi. BM kararı bile yoktu. Çok yerinde bir kararla Türkiye bu sürece girmedi. Ancak el altından, hukuk dışı her tür desteği de verdi, hâlâ da veriyor. İncirlik vızır vızır işliyor.

Suriye ve Libya gibi çatışmaların yaşandığı süreçte böyle bir kitabın, bu tür ibarelerin yazılması ve öne çıkarılması çok manidar bulunuyor. Yazarı da "savaş" suçu işliyor. Hele de Türkiye'nin bu konularda çok dikkatli olması, komşularla savaş ve çatışmalara sürüklenmemesi, hukuk dışı işlerden uzak durması gerektiği bir dönemde, hukuku ve Türkiye'yi savunacak kişilerin konumlarına uygun hareket etmesi gerekiyor.

Hukuk İşi Değil, Çıkar İşi: ABD, Fransa, Sömürgecilik, Suudi Arabistan, Britanya Krallıkları, Ebu Gireyb

Eğer “demokrasi” veya “insan hakları” ihracı gerekçe sayılacaksa, ne yazık ki, bir ülkenin bir diğerine “demokrasi ihracı” şeklinde bir BM hükmü bulunmuyor.

Kaldı ki krallıklar demokrasi sayılamaz, adı üzerinde krallık rejimleridir. Britanya Krallığı yaşayan en geniş krallıklardan biri. Pek çok da sömürgesi var. Fransa krallık değil, ama sömürgeleri var. Suudi Arabistan hiçbir seçimin dahi olmadığı tam bir tiranlık örneği. ABD ve Fransa pek çok ülkede o ülke kaynaklarının sömürülmesi ve rejimlerin (siyasi yapısının) şekillenmesine müdahil oluyor. Irak’ta işgalci konumdalar. Libya’da, Pakistan’da, Afganistan’da Batılı ve NATO güçleri sivilleri öldürüyor. ABD Ebu Gireyb’de diğer ülkelerden kaçırdığı insanları tutuyor.

Ebu Gireyb örneği dikkate alınırsa, bir başka ülke bir ABD vatandaşını kaçırsa ve kontrolündeki hapishanelerde-adalarda tutsa, tek başına bu durum bile haklı savaş nedeni sayılabilir.

Velhasıl, Suriye’den önce müdahale edilecek o kadar büyük haksızlıklar ve yayılmacılık var ki, bu durum bir hukuk işi değil, çıkar işi.

Nasırcılığın ve Kemalizmin Tasfiyesi: Yeni Osmanlıcılık veya Fetihçilik

Yeni Osmanlıcılık, yani imparatorluk arayışları da işgal ve yayılmacılık, yani fetih kültürüne dayanıyor. “Haklı” fetih olabilir mi? Bunun adı yayılmacılıktır. Özellikle ABD ve İngiliz basını tarafından Türkiye’ye “Yeni Osmanlı” sıfatı ekleniyor ki, Erdoğan ve Davutoğlu’nun açıklamaları ve son girişimleri de bu kaygıları haklı hale getiriyor. Yani sen bir imparatorluk sayılırsın, hukuka bakma, fetihçiliğe yönelebilirsin. Yeter ki bizim istemlerimizle, bizim ortaklığımızla bu işleri sürdür.

Dahası Sovyet “reel sosyalizminin” dağıtılmasından sonra Balkan “üçüncü dünyacılığı” dağıtılmıştı. Bunlara koşut şekilde belki Kemalizmle başlatılabilecek ulusal hareketler ve ulusal sosyalizmlere yakın “Nasırcılık” da tümden sonlandırılmak isteniyor. Böylece bütün çevre ülke ve kaynakları piyasa düzeneğine (sermayedarların sömürüsüne) açılmak isteniyor. Aynı zamanda geçmişin de az çok kafa tutanlarını olan Sovyetlerden, Kemalizmden, Titoculuktan, Nasırcılıktan öç alınıyor.

Türkiye küresel sermaye ile 1945 sonrası neredeyse tümden tümleşik hale gelmişti. 1980 sonrası son rütuşlar da yapıldı. AKP dönemi zirve sayılır. 1970’lerde Mısır, 1990’larda Sovyetlerden ve Balkanlardan sonra şimdi Libya ve Suriye de küresel pazarlarla tümleşikleştirilmeye çalışılıyor. Sıra İran’dadır. Becerilebilirse.

Bahreyn, Yemen, S. Arabistan vb. Batı pazarlarına açık olduğu için onların kaygılanmalarına çok gerek yok. Tabii Batı ve piyasa ekonomisi hegemonyasını sürdürebildiği sürece.

Suriye veya Türkiye: Çözüm “Yeni Osmanlıcılık”tan Değil, “Halkçı Demokrasi”den Geçiyor

Türkiye’nin I. Dünya Paylaşım Çatışmalarından sonra deklere ettiği “yurtta barış cihanda barış” şiarı yayılmacı davranılmayacağını ifade ediyordu. “Misak-ı Millî” de büyük oranda bunun sınırlarının çizilmesi ile ilgiliydi.

Çözüm yine barışta yatıyor. Kim nasıl söylerse söylesin, gerek iç gerek dış barışın kurulması ve ilerletilmesi gerekiyor. Türkiye’nin de Suriye’nin de buna çok dikkat etmesi gerekiyor.

Kalıcı barışın kurulabilmesi için yönetimin de kaynakların da halkın elinde olduğu halkçı demokrasilerin ilerletilebilmesi gerekiyor.

Sadece Suriye veya Türkiye değil, ABD, Fransa ve en son İngiltere’de yaşananlar, halkçı demokrasilerden uzak liberal demokrasi veya oligarşilerin yarattığı eşitsizlik ve adaletsizliğin sonuçları olarak tezahür ediyor.

Bugün “merkez” veya “çevre” ülkelerde gelişebilecek halkçı demokrasilere en büyük tehdit ise, Suriye’den daha çok batı emperyalizminden geliyor, Batılı ülkeler NATO militarizmini de kullanarak kendi çıkarlarına uygun nice Kral ve Krallıkları destekliyor. İngiltere gibi ülkelerin başında da “tartışılmasız” Kral bulunuyor. Sömüremedikleri veya doğrudan kontrol edemedikleri coğrafyalara ateş açıyorlar.

BM Neyi Gözetliyor?

BM, eğer isterse, önümüzdeki beş yıl içinde, tüm krallıkların kaldırılmasını, tüm monokrasi ve diktatörlüklerin sonlandırılmasını, tüm yayılmacılıkların dizginlenmesini sağlayabilir; BM gözetiminde tam ve eksiksiz demokrasilerin oluşmasına, dünya kaynaklarının adil bir şekilde kullanımına öncülük edebilir.

Ama esas sorulardan biri BM’nin ne olduğudur. Sahi, BM böyle bir örgüt mü? Tek bir soru ile “BM, ABD çıkarlarına hizmet etmeyen tek bir karar alabilir mi?” Gerisi iktidar, çıkar ilişkisi mi?

Yine de geriye kalan önemli bir soru: Yaşanan insanlık dışı olaylara insanlık sessiz mi kalacak, sorusudur.

Hangi Blok Daha “İnsani” Sayılır: Küçük Ağaya Karşı Büyük Ağa

Kaçınılması gereken ne? Kaddafi veya Esad veya Sarkozy veya Cameron veya HSBC veya Soros veya Kraliçe Elizabeth veya Obama veya NATO veya Hepsi veya Hiçbiri. Veya…

Kurulması gereken ne? Partiler veya Bankalar veya Piyasa veya Yeni Ordu veya AKP veya Yeni Krallık veya Liberal Demokrasi veya Amerikan Ortaklığı veya Halkçı Demokrasi veya Hepsi veya Hiçbiri. Veya…

Yanıtlar çok da kolay değil, kiminin teorik kiminin pratik üstünlüğü var. Ancak diyeceğim o ki, küçük ağayı kovmak, yerine daha büyük ağa gelecekse, Suriye’nin de Türkiye’nin de lehine olmayacaktır. “Küçük ağa” yerine “büyük ağa” ile ittifak yapmak, İnönü’nün deyimiyle, “büyük ayıyla yatağa girmek” pek hayırlı sonuçlar doğurmayacaktır. Dileğim o ki, gelin hep birlikte hem küçük hem büyük ağaları kovalım; hep birlikte insanca yaşayalım.

Pratik bir ilke olarak da karalaştırıcısı olmadığımız, kontrolümüzde olmayan, insani olmayan hiçbir süreci kabullenmeyelim. Kararvericilerinin başkası olduğu süreçte, birilerinin kulu kölesi konumuna düşmemek, birilerinin ayakçısı olmamak için elimizde lazım olduğunda kullanılabilecek işe yarar bir güvence yoktur.



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (1) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>