YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







CARİ AÇIĞIN 2011 YILINDA YARATACAĞI SONUÇLAR
/**/ Yazar: KORAL ÇEPNİ | Tarih: 03/06/2011 | Saat: 17:59

             Bu sitenin okuyucularından umarım benim cari açık hakkındaki Ekim 2010 ve Ocak 2011 tarihli yazılarımı okuyanlar olmuştur. Her ne kadar 2010 yılı cari açığı tahminimde (42 milyar USD) gerçekleşen 45 milyar USD’ın biraz altında- belki de kabul edilebilinir bir yanılgı ile- kalmışsam da, 2011 yılı tahminimde yanılgımın kabul edilemez boyutlarda olduğunu şimdiden itiraf etmem gerek sanırım. 2011 yılında cari açığın bazı ekonomistler tarafından beklendiği üzere 70 milyar USD’ın üzerinde gelmesi halinde, GSYH’ya oranı da 10%’a yakın bir rakama gelecektir. Bu sürdürülemez bir açık oranıdır!

             Hükümet cari açığın sürdürülemez olduğu bilincindedir. Ancak, cari açığın bir tasarruf açığının sonucu olduğunu, bu tasarruf açığının yarattığı yetersiz yatırım eksikliğinin bir sonucu olarak da üretimin yetersiz olması ve tüketicilerin ve sanayicilerin ihtiyaçlarını yurt dışından karşılamak zorunda kaldıklarını unutmamak gerekir. Cari açığı 2011 yılında düşük tutmak, tüketimi ve hatta üretimi de kısmen düşürmek anlamına gelebilirdi ki, seçime giden bir hükümetin bu riske girmeyeceği açıktır. Dolayısı ile “seçim ekonomisi uygulanmıyor” iddiası da biraz kanımca boşta kalmaktadır. Ancak seçimlerden sonra iktidara kim gelir ise gelsin, cari açığı düşürecek önlemler almak zorundadır.

             Cari açık eskiden büyük ölçüde devletin aldığı borçla finanse edilirdi. Sermaye hareketlerinin 2000’li yıllarda serbestleşmesinden sonra Türkiye’nin cari açığı özel sektörün yurt dışından aldığı borçlarla, tahvil, bono ve hisse senedi piyasasına yabancıların yaptıkları kısa vadeli yatırımlar(sıcak para) ve doğrudan yatırımlar ile finanse edilmeye başlandı. Ancak doğrudan yatırımlar 2007 yılında sonra durunca, tüm ağırlık borç ve sıcak paranın üzerine yıkıldı. Her ne kadar Türk özel sektörü en kötü zamanlarında bile borçlarına sadık kalmış ise de, gene de uzak doğulu yeni tedarikçiler Türkiye’nin riski arttıkça, kredi musluklarını kısacaklar, yabancı bankalar kredi vermekte çok daha çekingen davranacaklardır. Sıcak para ise riski artık almak istemediği an, çıkıp gidecektir. Özel sektör kuruluşları böyle bir ihtimali düşünerek bilanço yapılarını kuvvetlendirmeli, sermayelerini arttırmalı, ham madde ve ara malı ihtiyaçlarını mümkün olduğunca iç piyasalardan TL ile tedarik etmeli, ihtiyaçlarını biriktirdikleri nakit ile peşin alabilme konumuna gelmeli, belki de yabancı ortak almalıdırlar.

Peki, cari açığı düşürmek için neler yapılabilinir, bu önlemlerin etkileri neler olabilir?  

             Eğer cari açığın nedeni yetersiz tasarruflarla yurt içi yatırım ve tüketim taleplerinin karşılanamaması ise, yapılması gereken şey tasarrufları arttırmak, yatırım ve tüketimi kısmaktır. Tasarrufu arttırmak bu günden yarına hemen gerçekleştirilebilinecek bir olgu değildir. Zaman içinde olabilir. Türkiye’nin %13 civarında olan tasarruf oranını ikiye katlaması, %25’lere gelmesi gerekmektedir. Bunun için alınabilinecek önlemler bireysel emekliliği daha fazla desteklemek, özel sektör emekli sandıklarının bankalar dışına da yaygınlaşmasını sağlamak, tasarrufu vergisel olarak desteklemek ve mevduattan, özellikle uzun vadeli mevduattan kesilen %15 vergiyi düşürmek, faizleri cazip kılmak (sıfır reel faiz olmaz demek bu!) ve elbette yurt dışından ülkeye daha fazla uzun vadeli tasarrufu çekmek olarak özetlenebilinir. Bu politikanın bir olumsuz yanı, dışardan tasarruf geldikçe, Türk Lirası daha da değerlenecek, bu ihracatı olumsuz, ithalatı olumlu etkileyecek, cari açığın artmasına katkıda bulunacaktır. Dolayısı ile dışardan gelen tasarrufların bir şekilde kurları etkilemeyecek biçimde pasifize edilmesi gerekecektir.

             Yatırımları devlet de, özel sektör de kısabilir. Ancak yatırımların kısılması ülkenin uzun vadeli kalkınma hızını ve ihracatını olumsuz etkileyecek, cari açık üzerinde olumsuz etki oluşturacaktır. Ancak devlet gereksiz prestij projelerine yaptığı yatırımları kısabilir ve tüm yatırımlarını ihracatı arttıracak, ithalatı kısacak projeler üzerinde yoğunlaştırabilir. Özel sektör ise yatırımlarını ihracat öncelikli veya ara malı ithalatını azaltacak yatırımlara yönlendirebilir. Devletin özel sektör yatırımlarını istenen istikamete yönlendirmek için özel önlemler alması beklenebilinir. Unutmamak gerekir ki, küresel ölçekte başarılı olmak için ölçek ekonomisi kurallarını göz önüne almak gereklidir.  Yatırımları büyük ölçeklerde gerçekleştirilebilinmesi için daha büyük finansman olanaklarının sağlanmasında devlet de katkıda bulunabilir. Öncelikli amaç özelleştirme değil, yeni özel sektör yatırımlarını desteklemek olmalıdır. Burada ARGE’ye sanırım özel bir pencere açmak gerekmektedir. Verilen ARGE teşvikleri yetersizdir, Türkiye’deki ARGE faaliyetleri yetersizdir, Türkiye’de ARGE yapacak nitelikli bilim adamı üniversitelerde nicelikten çok nitelik aranması yüzünden yetersizdir ve nihayet Türkiye’de gerçekleştirilen ARGE’yi yatırıma ve üretime çevirecek girişimci yetersizdir. Yurt dışında ARGE çalışması yapan Türklerin ülkeye girişimci olarak çekilmesi yerel teknolojilerin yaratılmasına katkıda bulunabilir.  Eğer uzun vadede de olsa cari açığı kapatacak isek, devletin bu konuya öncelik vermesi gereklidir.

             Tüketimi azaltmanın tabii en olumsuz etkisi, eğer iç tüketiminden eksilen ürünleri ihracata yönlendiremiyorsanız, bu ekonomik büyüme üzerindeki olumsuzluklarda hissedilecektir. Ayrıca tüketime dönük ithalattan alınan vergi gelirleri düşecektir. Devlet burada daha fazla faiz dışı fazla vererek katkıda bulunabilir. Unutmamak gerekir ki bütçenin bu kadar iyi performans vermesi biraz da ithalattan alınan vergilere bağlıdır. İthalat düştükçe bu vergiler de düşecek ve bütçe açığı artacaktır. İthal tüketimi azaltmanın bir yolu da tabii TL’nin değer kaybetmesine müsaade edip, ithalatı pahalılaştırmaktan geçer. Pahalılaşan ithal tüketim ürünlerine talep otomatikman düşecektir. Ancak Türkiye’de halen birçok sektör fiyatlarını yabancı para cinsinden belirlemektedir (örn. Tekstil sektörü). Türkiye’nin ekonomisinin önemli ölçüde en azından kısa vadede enerji, ara malı ve hammmadde ithalatına bağımlı olduğu da unutulmamalıdır. Dolayısı ile TL’nin değer kaybı ile yurt dışından enflasyon da ithal edilecek, iç piyasada ithalata bağımlı ve fiyatlarını yabancı para cinsinden belirleyen sektörler de bu enflasyon artışına katkıda bulunacaklardır. Onun için de TL’nin değer kaybını sınırlı tutmakta fayda olabilir (%10-20 arası). Artan enflasyona karşı çoğu kez devreye sokulan faiz artışlarının neden olabileceği yeni sıcak para akımlarını sınırlaya bilmek için kısa vadeli sermaye hareketlerine vergi uygulaması gündeme gelebilir. Ayrıca gerek kurumlar vergisi, gerek üst dilim gelir vergisi, gerek ise lüks tüketimden alınan vergilerin makul ölçülerde arttırılması ile tüketim ve enflasyon sınırlanabilinir. Özel sektörün bu şartlarda sadece kazandığı döviz kadar borçlanması, mümkün olduğunca borçlanmasını TL’de yapması,  yurt içi talebi daralacağı için sadece iç piyasa ihtiyacına dönük yatırım projelerini gözden geçirmesi ve yeni işçi alımları yerine verimliliği arttıracak projelere öncelik vermesi düşünebilinir. Ayrıca bu güne kadar iç piyasalara verdiği ama artık piyasanın daralması sonucu veremediği ürünleri dış piyasalara kanalize edebilmek için gerekli kalite, ambalaj, tanıtım, organizasyon ve marka çabalarına girebilmeli, verimliliği arttıracak projeleri devreye sokmalıdır.  Ancak bu politikalar ülke bazında ekonomik büyümenin yavaşlaması, işsizliğin artması, sosyal sıkıntıların yoğunlaşması demek olacaktır. Özel sektör kapasite kullanımının düşmesi ise artan maliyetlere ve düşen karlılığa yol açacaktır.

             Seçimlerden sonra maalesef yukarıda sayılan önlemlerden bir kısmının veya tamamının belli bir zaman içerisinde ülkemizde devreye sokulduğunu yaşayacağız. Demek işsizlik, enflasyon, kurlar, faizler artacak. Onun için de bu politikaların seçimden sonraki 3-4 ay içinde devreye sokulup, 2012 yılı sonuna kadar olumlu- geçici de olsa-sonuçlarının alınmasını beklemeliyiz. Çünkü 2013 yılında gerçekleştirilecek bir anayasa halk oylamasını ve 2014 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerini kimse sulandırmak istemeyecektir. Zaten dünyanın 2014 yılı gibi bir zamanda yeniden bir ekonomik durgunluğa girmesi ihtimal dahilindedir. Ekonomiyi daraltıcı politikaların küresel ekonominin daraldığı bir ortamda devreye sokulması düşünülemez. Ha, eğer 2011 seçiminden sonra cari açığı makul düzeye indirecek yeterli önlemler alınmaz ise, bunu bize dış dünyanın ekonomik şartları en geç 2013, bilemediniz 2014 yıllarında çok acı bir şekilde zorlayacaktır, belki de daha erken.

Hepimize kolay gelsin.  



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (2) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>