YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







İKİ KONU İKİ AÇIK MEKTUP
Yazar: HALİL ARIK | Tarih: 18/12/2010 | Saat: 11:46

SAYIN DENİZ BAYKAL’A  AÇIK MEKTUP!..

Sayın Baykal;

Siz, Türkiye Cumhuriyeti’nin yüce meclisinde uzun yıllar görev yaptınız.. Ve bu Cumhuriyet size, pekçok kişiye nasip olmayacak onurlu görevler verdi.. Bakanlıklarında bulundunuz, başbakan yardımcılığı yaptınız!. Ve daha da önemlisi, Atatürk’ün “Cumhuriyetten sonra ikinci büyük eserim” diye gururla söz ettiği Cumhuriyet Halk Partisi’nin uzun süre genel başkanlığını yürüttünüz.. Bu arada bedeller de ödemediniz değil.. Sürgün edildiniz.. Zincirbozanları gördünüz!.. İftiralara da maruz kaldınız. Ama, siyasetin hiçbir kara lekesi yapışıp kalmadı üzerinize.. Ne hırsızlıkla suçlandınız, ne de yolsuzlukla. Atılan çamurlar, çamuru atanların kendi yakalarından sıyırarak size yakıştırmaya çalıştıkları edepsiz çıkışlardan başka bir şey değildi!..  

Cumhuriyetin uğradığı saldırılara karşı en keskin muhalefetle gerekenlere, onurluca, temiz bir siyasetle, Deniz Baykal’a ve CHP’ye yakışır tavır ve üsluplarla cevaplar verdiniz.. Halkı, cumhuriyeti ve temel ilkelerini, Atatürk ve Atatürkçülüğü gerek içerde gerekse dışarıda Türk Milleti’nin onur ve haysiyetine yaraşır biçimde savundunuz!..

Bu konularda Türk milleti size minnettardır!..

TBMM’de yer alamadığınız bir dönem, yeriniz boş kaldı.. Doldurulamadı. Bu boşluğun farkına varan Türk Milleti, ilk seçimlerde bu hatayı telafi etmesin bildi!..

Ve sizi Atatürk’ün Partisi’nin Genel Başkanlığı’na da tekrar oturttu.

Ne var ki;

Dışarıya karşı sergilediğiniz demokrat tavrınızı kendi partinizin içinde sergileme ve uygulama ferasetini gösteremediniz..

Yeterince partiyi halka açmadınız.. Halka ulaşamadınız.

Partiyi “küçük olsun benim olsun” zihniyetiyle yönettiğiniz konusundaki halkın kafasında oluşan evhamları gideremediniz!..

İllerde ve ilçelerde demokratik bir yapıyla oluşturulması gereken yönetim kadroları yerine, “merkeziyetçi” bir yapıyı ve oluşumu izlediniz.

Yeri geldi, üye kayıtlarına ipotekler konulup, -dilim varmıyor demeye-kişi taraftarlığına göre kayıtlar tutulmaya, muhalif temizliğine bile girişildi.

Bu tutumunuzla pek çok değerli siyasetçinin çevrenizden ve partiden uzaklaşmasına neden oldunuz.. Bizzat partiye çağırdığınız ve liste başlarına koyarak parlamentoya girmelerini sağladığınız kişileri bile çevrenizde tutamadınız!..

Bu tutumlar sonuçta birikerek size “hizipçi” suçlamasıyla geri döndü.. Partiden uzaklaşan her değer, elbet partiden bişeyler de götürdü.. En azından, partiye duyulan, size duyulan güvenden bişeyler aldı götürdü.

Oysa, bir siyasetçi olarak, bunca deneyim ve birikimlere sahip bir devlet adamı olarak, dürüst ve inançlı bir cumhuriyetçi olarak, bu ülkenin, bu milletin size çok ihtiyacı var.

Yukarıda, sadece birkaçı sayılan nedenlerden ötürü yerinizi –üzülerek belirtelim ki- tam olarak dolduramadınız... Yeterince demokrat olamadınız.

Partiyi ilerde bırakacağınız kadroları oluşturmadınız.. Sayın İnönü’nün, başlangıçta, Sayın Ecevit’e sağladığı imkanları siz alt kademelerinize, yönetici kadrolarınıza tanımadınız.. Partinizi, üç-beş kişinin açıp içine bakabildiği kapalı bir sandık haline getirdiniz.. Bu geldi işinize!..

Sadece genel başkanlık adaylığına giden yolları değil, halkın temsilcisi olmak isteyen, halkın oylarıyla milletin vekili olmak isteyenlere bile yolları kapattınız...  Yaptığınız merkez yoklamalarıyla, halkın iradesine ipotekler koydunuz, halkı kırdınız.. Küskünler yarattınız, parti içinde muhalifler yarattınız...Hadi, siz yoğundunuz, görmediniz!.. Bunları halk gördü de yönetiminiz de mi görmedi!?.. Göstermedi!?.. Göstermezdi, zira size yakın olmak, seçkin olmak ve seçilmek demekti!..

Üzücü ve çirkin bir komplo sonucu, onurluca, genel başkanlık görevinden ayrıldınız.. Deniz Baykal’a da bu yaraşırdı. Gereğini yaptınız.. Giderken de bu komplo’nun hesabını muhataplarından soracağınızı da kararlı bir şekilde ifade ettiniz... Sadece bizler değil, tüm Türk halkı soracağınız hesabı hala bekliyor...

Sayın Kılıçdaroğlu, sizin istifanızla boşalan koltuğa talip oldu, ve bugüne kadar görülmemiş bir ittifakla genel başkanlık koltuğuna oturdu.. Üstelik, sizin genel başkanlık döneminizin delegelerinin oylarıyla..

Yönetimini oluşturdu, halktan da CHP tarihinde az rastlanır bir halk desteğini arkasına aldı...

CHP’ye gönül vermiş, sosyal demokrasiye gönül vermiş, bütün yurtsever ulusalcıların, sosyalistlerin, hatta bazı liberallerin bile desteğini aldı...

Şimdi; yeni bir kurultay gündemde!..

Bu kurultay, CHP ve CHP’lilerden başka herkesin derdi oldu!.. Çünkü esen Kılıçdaroğlu rüzgarı, hem bazılarını korkutmuş, hem de yapılan yolsuzluk ve hukuksuzların konuşulmasının ve gündemde tutulmasının yolunu kesmişti. Bu nedenle, kendi dertleri olmadığı halde, malum çevreler hep gündemde tutmaya gayret ettiler CHP’de olup bitenleri..

Bu arada, sizin de söylediğiniz her cümle,-ki iyilikten bile olsa- CHP ve Kılıçdaroğlu’na eleştiri olarak yansıtıldı medyada... Bunu görüp bildiğiniz halde susmadınız, geri durmadınız uyarı adı altında yaptığınız eleştirilerden...

En son, bir televizyon programında söylediklerinizin sizin ağzınızdan döküldüğüne inanamadım!.. Tuz biber ekti öncekilere...

“Çarşaf liste birleştirir, blok liste ayrıştırır!..”

O an bir şimşek çaktı kafamda:

 “Sayın Bay Deniz Baykal, bugüne kadar hiçbir kurultayında uygulamadığı çarşaf listeyi, partililer ayrışsın diye mi uygulamadı!..” “Bu muydu asıl neden bugüne kadar partinin derlenip toparlanamamasının asıl nedeni!?.. “Haklı mıydı acep, bugüne kadar, Baykal partiyi büyütmek istemez, o hep küçük olsun benim olsun der durur, diyenler!”Utandım düşündüklerimden. 

Blok liste, demokratik değilmiş... kabul!..

Blok liste, başkanlık sultası yaratırmış... Kabul!..

Yönetime 81. kişi önerilemezmiş!.. kabul..

Blok listeyle, yapılacak kurultayın göstermelik bir kurultaydan öteye gitmeyeceği şimdiden açıkmış!... kabul!..

Küskünler yaratırmış!... Kabul... kabul!.. hepsi kabul!...

İnsanı üzen, izanı zorlayan, vicdanı sızlatan bu kabullerin, makamı elden gidince akla gelmesi...

Her şeye rağmen, Sayın Baykal’la bir konuda hemfikir olduğumu da söylemek isterim.. Seçimlere 6 ay kala yapılan bu kurultay, özünde gerçekten göstermelik bir kurultaydır!..

Bu kurultay ve sonrasında, Sayın Kılıçdaroğlu ve ekibi, neler yapabileceklerini göstereceklerdir.. Asıl kurultay, 2011 seçimlerinden sonra yapılacak olandır!..

Şu anda, başta eski-yeni tüm CHP’liler olmak üzere, tüm yurtseverlerin, ülkenin büyük bir tehlikeye doğru sürüklendiğini görerek CHP saflarında ve Kılıçdaroğlu’nun yanında yer alması gerekmektedir. Bu partili olmak değil, yurtseverlik görevidir. Bu partili olmaya çağrı değil, yurtseverleri, ikinci bir kurtuluş mücadelesine çağrıdır.

Sayın Baykal, son sözüm şu;

Lütfen, yeni ekibe fırsat veriniz!.. Bilgi ve birikimlerinizi televizyonlarda, kamuoyu önünde, malum çevrelere mesaj iletir gibi değil, parti yönetimiyle yeni genel başkanınızla paylaşınız.. Kullanamasın sizi malum çevreler.

Onursal Genel Başkan olunuz, CHP’nin onursal Genel Başkanı olarak, yeni dönemde, Cumhurbaşkanlığı’na aday olunuz..

Sizin genel başkanlıktan indirilmenize neden olan o çirkin komplonun faillerini bulmaya harcayınız mesainizi.. Halk bu konuda çok hazımsız!..

Türk halkı, başta CHP’liler olmak üzere, bugüne kadarki görevleriniz için teşekkür etmekte diye düşünüyorum.. Saygılarımla..

’68 KUŞAĞINI SUÇLAYANLARA YAZIKLAR OLSUN!..

UTANMADAN, SIKILMADAN SUÇLUYU BULDULAR!.: 68’ KUŞAĞI!.

Kirlenmiş gönüllerini dün, 68 kuşağına duydukları kinle temizlediklerini zannettiler!.. bugün, daha da kirlenmiş ellerini, hala, 68’ üzerinden  çekmediklerini hayretle görmekteyiz!.. her fırsatta onu suçlu ilan ederek kendilerini aklama gayretine düştüklerini de ibretle izlemekteyiz!..

Daha, iki ay önce, o ‘68-‘78 kuşağının verdiği kurbanları sahte gözyaşları ile yeni 12 Eylüllere malzeme yapmaktan çekinmeyenler, işlerine gelince, neyi nasıl ve nereye kadar istismar ederek kullanacaklarını bir kez daha göstermişlerdi... Sahte kanıtlarla daha mum nereye kadar yanar ki!..

Demokrasiyi, beyinlerinin arkasındaki istasyona götüren tren olarak görenler, şunu bilmelidirler ki; o treni dört ayak seyredenler varsa, o trenin tezgahlanmış istasyona ulaşmasını engellemek için art niyetli yolcuları yumurta yağmuruna tutanlar da var olacaktır!..

Bir ülkenin patronları-işverenleri susturulabilir... Bitaraf olanların bertaraf olacağı, tehditleriyle, ekonomik yönden korkutulabilir!..

İşçiler, baskılarla, zulümlerle, işlerini kaybetme korkusuyla susturulabilir!..

Memurlar, işlerini kaybetme, sürgün ve benzeri tehditlerle korkutulup susturulabilir!..

Halk, çektiği ekonomik sıkıntılarla, verilen gözdağlarıyla, ölmeyecek kadar ihsana bağlanmış iaşelerle, umut adına dağıtılan yalan ve yaygaralarla susturulabilir... Ve yine halk, dini telkinlerle, saptırılmış ve çarpıtılmış kavram kargaşalarıyla aldatılmış ve tepkisizleştirilmiş olabilir!..

Öfkeyi hitabete sanat yaparak, ülkede bir karşı grup yaratma üzerine kurgulanmış politikalarla,  halk nezdinde, prim yaptığı görülünce genel politika haline getirilen mağduriyet gözyaşlarıyla, yandaş da yaratılabilir!..

Çıkar sınıfları da oluşturulabilinir!.. Övücü ve sövücüler de kiralanabilir!.

Ama, toplumda bir grup vardır ki; ne ekonomik yönden bir çıkar grubuna bağlıdır, ne öyle korku, sindirme ve yıldırma politikalarına pabuç bırakır!.. Gençliktir bunun adı!...

Gençlik, ne yalan bilir; ne talan.. bir çıkar grubunun elemanı değildir!..

Gençlik, sahte ve art niyetli politika bilmez!.. Kirli siyaset terstir ona!..

Ismarlama iş yapmaz!.. çünkü kölelik ve biat, onun gençlik ve delikanlılık raconuna uymaz!.. O nedenle; asidir!..Haksızlıklar karşısında isyankardır!. Yağcılık ve çıkar için yandaşlık yapamaz!..Doğru bildiğini, kendisi uygular! Uşak olmaz, uşak da kullanmaz!..Uğradığı haksızlık karşısında, gerekirse babasına, hocasına, devletine bile başkaldırır!. Yeter ki haklılığa inansın!..

Her dönemde, her yerde var olmuştur bu gençlik!.. İdealisttir!..

Ne var ki; Gençliğinde bu eylemlerin içinde ve hatta ön saflarda yer alacak kadar idealist olup da, ilerleyen yaşlarında, “liboş”luğa terfi edenler, ve bunu değişim ve gelişim olarak görenler, beyin-vicdan-izan düzlemindeki gelişim yerine; çıkar-mide-cüzdan üçgeninde mutasyona uğrayanlar da yok değildir, ama çok değildir!..

Sözüm; “malumlar’la”, “yetmez ama evet”çilere ve son bir haftadır üniversite gençliğine reva görülen coplara, biber gazına ve uğradıkları aşırı güç kullanımına rağmen, geçmişte yaşadıklarını unutup, 68 kuşağına lanet okuyan grubun içinde yer almayı içlerine sindiren siyasetçilere ve onların şak-şakçılarınadır!.. 

68’ kuşağının ta içinden gelen, hem de o günlerin ODTÜ ortamını onurla bire bir yaşamış bir kişi olarak can-ı yürekten söylemekteyim bunları..

İdealistti 68 kuşağı... ve de 78’ kuşağı.. Biraz da gözü kara!.. Haklıydılar!..

Haklılıktır insanları ve toplumları güçlü kılan...

Zira kaba kuvvetle kazanılan savaşlar, zafere dönüşemez, ömürleri kısadır! Ancak, zaferle kazanılmışsa demokrasi; işte o kalıcıdır!..

Dünden bugüne gelinen hoşgörüsüzlüğün, kaba kuvvetin ve de demokrasi adına alınan yolun, daha doğrusu alınamıyan yolun boyutlarını göstermek adına, yarım asır öncesine, ta 1965’lere uzanan bir olay aktarmak isterim..

Yıl 1965.. ODTÜ’nün akademik yılı açılış töreni..Yer, Mimarlık fakültesi önü.. Tören için öğrenciler, öğretim üyeleri, büyükelçiler, üst düzey bürokratlar törende hazır...

Başbakan Sayın Suat Hayri Ürgüplü, törenin en saygın konuğu.

ODTÜ Rektörü Sayın Kemal Kurdaş da ev sahibi. En öndeler.. Sayın S. H. Ürgüplü kısa bir bilimsel değerlendirme yaptı törenin başında. Arkasından sayın Kurdaş’ın akademik açıklamalarından sonra öğrenci birliği başkanı Sayın Muammer Soysal çıktı kürsüye...

Önce ezilmiş, horlanmış, halk kitlelerinden söz etti.. Üniversite gençliğinin, halkın hem bir parçası, hem de kendi toplumunun aydınlanmasında öncü rolü üstlenmesi gerektiğini anlattı...  Bu nedenle, başta Amerikan işbirlikçileri ve çıkar çevreleriyle, dışarda, emperyalizmin her çeşidiyle mücadeleyi gençlik olarak, ön planda tutmanın yurtseverlik görevi olduğunu söyledi kürsüde.. Ve, konuşmanın ilerleyen bir yerinde “faşist İran Şahı’na da karşıyız!” cümleleri döküldü ağzından..

Beklenmeyen bir alkış koptu törendekilerden!..

Özellikle bu son sözlerin, başta öğrenciler ve katılımcılardan hararetli alkış alması üzerine... İran Büyükelçisi töreni terketmek için hiddetle yerinden fırladı... Büyükelçinin yolu bizzat Sayın Başbakan tarafından büyükelçiyi ikna için kesildi.. Birkaç dakikayı bile bulmayan bir hareketlilikten sonra, büyükelçi töreni terketti, Başbakan da geçip yerine oturdu.. Kürsüde 2. kez yine Sayın Rektör, Kurdaş vardı!..

Yaptığı kısa konuşmada, üniversitelerin, bir ülkenin demokratik yapısını yansıtmada ayna olduğunu, buralarda her türlü fikirlerin paylaşılmasına, tahammül gösterilmesi gerektiğini, ülkeye gerçek demokrasi ve fikir özgürlüğünün böyle geleceğini söyledi.. Ve, bu kısa fakat tam bir demokrasi dersi veren konuşmanın ardından, çok önemli bir şey daha yaptı!.. Kürsüden inerek, doğruca, gerginliğin faili konumunda olan öğrenci birliği başkanının yanına kadar gitti; tüm protokolun ve öğrencilerin huzurunda öperek kutladı onu!.. Bu kutlama hiç yadırganmadı... Aksine, büyük alkış aldı.  Ertesi gün basında Büyükelçi’nin töreni terk edişi yer aldı da Kurdaş’ın kutlamasıyla ilgili tek satır bir kınama bir eleştiri bir yorum yer almadı!..  Olay, demokrasinin bir gereği olarak görülmüştü!..

De hadi demokrasimiz o günden bugüne gelişmiş!?

İşte demokrasi buydu.. özgürlük buydu.. Başbakan O’ydu, rektör O’ydu..

Ve işte ’68 kuşağının yetiştiği, onları idealist ve yurtsever kılan ortam da oydu!..

Demokrasiyi hala hazmedemeyenlerin, ‘68’i suçlu ilan etmeleri, unutulmayan kinin, doyumsuz siyasi ihtiraslarının bir sonucudur!..

’68 kuşağı hiçbir zaman anarşist olmadı.. Anarşist muamelesi gördü!.. Sadece, daha demokratik ve hakça bir düzen kurulması için, “Tam bağımsız Türkiye” için mücadele verdi!.. Kurbanlar verdi, işkenceler gördü, sürüldü, ezildi.. ama yenilmedi!.

İşte‘68’in küllerinden doğan, yeniden hak arayan gençlik yine meydanlarda ‘68’in “tam Bağımsızlık” ve çağdaş özgürlük meşalesi yine ellerinde..  

’68 gençliğine karşı olan güçler yine karşılarında...

“‘68’in Allah belasını versin!..”miş, Ergenekon’culuk yapıyorlarmış..

Sizin Tanrınız mı ‘68’in belasını verecek!?.. Eğer tanrı tek ise-ki şüphe yok!.-niçin sizin değil de 68’lilerin belasını veriyor!.. Günahı işleyen kimse Allah onların belasını versin!.. Niçin sadece gençlerin!.. Adaleti(!) bu dünyada temsil etmeniz yetmedi de tanrıya da mı yandaşlık, danışmanlık ve müsteşarlık görevlerini de üstlendiniz!.. Anadolu’da bir halk deyişi vardır... ”Ne olursan ol gökten kemik yağdıramazsın!...”

‘68, kurban edildi... bugünlere kalsalardı, bugünün politika kabadayılarına meydanı bırakmayacak kadar yürekli, yurtsever ve halktan yana tavır alacakları kesindi!.. Katledildiler, işkence gördüler bezdirildiler, susturuldular kuzulara kaldı meydanlar. Abdurrahman Çelebi kesildi başımıza herbiri!..

Eşbaşkan çıkmazdı onlardan, ükesini pazarlamakla mükellef!..

Onlar için hukuk, mahkemeyi kadıya mülk yapan çarpıtılmış bireysel hukuk olmazdı. Adrese teslim hukuk değildi düşledikleri.. Evrenseldi!..

Ne polis devletiydi, özledikleri, ne de Atatürk ilkeleri dışında bir düzen!.. Ne halkı hakir gördüler, ne cumhuriyeti, ne de Atatürk’ü tahkir ettiler!..

Devrimciydiler, Atatürk’ün de özlediği çağdaş uygarlık düzenine ulaşmanın savaşçısıydılar!.. Çağdaş uygarlık düzenine hangi sistemle, hangi düzenle ulaşılacaksa, hangi sistemde halk daha mutlu olacaksa ve hakça paylaşım içinde yaşayacaksa, onun mücadelesini verdiler!.. Verilen bu mücadelede, dini kullanmadılar, şeyhlerin, müritlerin, dervişlerin, tarikatların peşine hiç takılmadılar.. Halkı soymadılar, kandırmadılar!..

Bugün, suçu kendilerinin antidemokratik uygulamalarında arama erdeminden bile yoksun olanlar, suçluyu bulmak için birkez olsun aynaya bakmadılar!.. ‘68’lileri işaret etmekle yetindiler hep!..

Ama, idrak edemedikleri bişey vardı!.. tek parmaklarıyla karşıdakini suçlu ilan ederken,   üç parmaklarının da kendilerini gösterdiği!..

“Yumurtalı eylemin arkasında yasadışı örgütlü güçler varmış; 68’den kalma.. Eski tüfeklermiş bunlar hem de akıllanmamışlar!..”

Her yalan, her talan, kaba kuvvet ve kanunsuzluklar, gizli örgüt suçlamasıyla örtülmeye çalışılmakta ama, artık yorgan günahları örtmeye yetmiyor!.. Bellerine kadar açıktalar!.. Yarın daha da açıkta kalma endişeleri günbegün artıyor!.. Bu da onları korkutuyor!..Canhıraş çığlıklar ondan!.. Kıpkırmızı kesilmeler ondan, halkı kendilerine sahip çıkmaya çağrıları ondan!..

‘68’i suçlu ilan edilmekte!.., çünkü onun bugünlere uzanan aydınlığından ve bu aydınlığın yayılmasından korkulmakta!..

Her fırsatta, kullanmaya çalıştığınız mağduriyet siyasetini, ne’68 kuşağına ne de bugünün aydın neferlerine yutturabildiniz!.. Korkunun asıl kaynağı da bu!..Toplumun da birgün “artık yutmayacağı” korkusu; bugünden sarmış görünüyor bacayı!..

Ey yetkili!..

’68 kutlu bir dönemdi..Kurbanlar, onurlarıyla, bu toplumdan alacaklı  gittiler, geride aydınlığa inanan umutlar bırakarak!..

Suçlayarak onları lekelemek asla mümkün değil... Suçlama, hiç kimseyi suçluluktan kurtarmaz!.. Temize de çıkarmaz suçlayanı!.

Bizleri dinlemeyeceksiniz biliyoruz. Bari Namık Kemal’e kulak ver: 

“Çalış, idrakı kaldır, muktedirsen, ademiyyetten!..” 



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>