YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







Asıl, şimdi başlıyor!
Yazar: FATİH ÖZGÜR | Tarih: 17/09/2010 | Saat: 13:04

12 Eylül’de seçmenin % 77’si oy kullandı, geçerli oyların 58’i Evet derken Hayırlar % 42 de kaldı.

12 Eylül anlayışını tasfiye iddiasını propaganda malzemesi yaparak, EVET için devlet-özel, iç-dış, dünyevi-uhrevi, diri-ölü her imkânın, bütünüyle devletin kullanıldığı;

Ve fakat HAYIR için çalışanlara “aklından zoru var”dan başlayıp “Darbeci”ye varan pek çok karalamanın yapıldığı bir kampanya sonunda sandıktan 58-42 dengesinde EVET çıktı.

Öncelikle halkoylamasıyla kabul olunan yeni şekliyle Anayasamızın ülkemize, ulusumuza hayırlı olmasını dileriz.

Önceki yazılarımızda, demokrasinin özü olan kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırıp Recep beyi adeta padişah yetkileriyle donattığından, anti demokratik olduğu için karşı çıktığımız, yargıya ilişkin maddelerin, uygulamada bizi yanıltan yorumlarla toplumu korktuğuna uğratmamasını samimiyetle temenni etmekteyiz.

Öte yandan Anayasadaki çıplak halleriyle adeta birer tatlandırıcı, acı hapı yutturmak üzere bir yanıltıcı işlevi üstlenmiş maddelerin de uygulama yasaları ve tatbikatı mümkün kılacak mali kaynak ayrılmasıyla gerçekten topluma hizmet eder hale gelmesini beklediğimizi de tebarüz ettirmek isteriz.

Bu vesileyle yine altını çizerek not düşülmesinde fayda gördüğümüz bir diğer husus ise, 13 Eylül itibarıyla yapılması gereken yepyeni bir anayasa olduğundan, hiç olmazsa bu sefer “Toplumsal Mukavele”yi tam manasıyla bir “Toplumsal mutabakat” ile gerçekleştirmektir.

Sonucu saygıyla karşılamakla birlikte % 58 EVET’le öğünenlere, referandum sürecinde kamuoyunun sağlıklı oluşma koşullarının bulunmadığını hatırlatmayı, Venedik Komisyonu kararlarına hiç mi hiç uyulmadığının, altını çizerek tarihe not düşmeyi görev saymaktayız.

Malumunuz, Venedik Komisyonu, Avrupa Konseyine “Hukuki Mütalaa” vermek üzere kurulmuş olan komisyondur. Bu komisyon 2007 tarihinde “Referandumlara İlişkin İyi Uygulama Raporu” adıyla bir rapor yayınladı. Bu raporda “Fırsat Eşitliği” başlığı altında şöyle denilmiştir:

Referanduma sunulan öneriyi destekleyen ve karşı çıkanlar arasında fırsat eşitliği garanti altına alınmalıdır. Bu ise yönetimin tarafsızlığıyla sağlanabilir.” Tarafsızlığın “şartları/göstergeleri” de şöyle açıklanmış: 1) Referandum kampanyasında eşitlik, 2) Devlet radyo ve televizyonlarında eşitlik, 3) İlan ve panolarda eşitlik. Geçtiğimiz kampanyada böyle bir durum görüldü mü? AKP İktidarı tarafsız mıydı? Ne dersiniz? Yanlış anlaşılmasın, sandıktan çıkan halk iradesine saygılıyız, ancak eşitsizliklere işaret etmeden de geçemiyoruz.

 “Demokratikleşme ve Özgürleşme” adına EVET kampanyası yürüten iktidardan beklenen, demokrasinin “olmazsa olmazı” muhalefete gerçekten saygı ve tahammülün icabı “yaşama hakkı”dır. Ancak bu gerçekleştiği takdirde EVET’çilerin demokrasi iddiasının samimi olduğu kanıtlanabilir.

20 Eylül, referandum öncesinde bölücü terör örgütünün ilan ettiği “tek taraflı ateşkes” manasındaki “Eylemsizlik” kararının süresinin biteceği gün oluyor. BDP, “Boykot” uygulanmasına çalıştığı illerde ortalama % 50 oranda başarı elde ettiğinden kendisini o yöreler adına öne sürdüğü taleplerinde ısrarcı olmakta hak sahibi görecek; İşe “Demokratik Özerklik” için somut kazanımlar için müzakereyle başlamak isteyecektir.

Zaten evetçisi-hayırcısı herkes bir yeni anayasa isteğinde birleşince, görülen o ki bir erken seçim ile TBMM sandalye dağılımını güncelleştirmeden önce bile yeni anayasa çalışmalarına başlanacak. İşte o zaman kaçınılmaz olarak “Başkanlık sistemi” ve “Federatif bir yapı” da gündemin başına oturacak; BDP’nin talebi olan “Demokratik Özerklik” böylece resmen değerlendirmeye alınacaktır.

12 Eylül günü kabul olunan Anayasanın değiştirilmiş yeni şeklinin, yeni bir Anayasa yapılırken, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, hali hazırda dahi “Değiştirilmesi teklif bile edilemez” esaslarının yok edilip, Kuvvetler Ayrılığı ile güvenceye alınmış, Hukukun Üstünlüğünün garantisindeki İnsan Haklarına dayalı Demokrasinin ortadan kaldırılmasında basamak olacağı muhalefetin endişesidir.

 Yargı erkinin, şimdi Yasamanın olduğu gibi Yürütmenin, gerçekte RTE’nin şahsında birleştirilmesi sonucunu doğuracak Anayasa değişikliğine muhalefetin ana fikri, böylece demokratik bir devlet için gerekli bütün teminat/sigorta kurumlarından kurtulmuş bir iktidarın, tahmin edilemeyecek veya maalesef tahmin olunan “gizli gündemi” nedeniyle değil midir?

Böyle bir atmosferde ortaya çıkacak yeni anayasa önerisi, 2011 seçimlerinde, referandum sonuçlarına göre EVET oyunu tercih etmekle “MHP, tabanını kaybetti” değerlendirmelerine yol açan, özellikle “İç Anadolu Hilali” denilen bölge ve Karadeniz bölgesinde yoğunlaşan MHP seçmeninin, kutsal “kırmızı çizgileri”nden vaz geçip geçmediklerinin test vesilesi olacaktır.

 20 Eylül ertesinde “Eylemsizlik” kararının devamı, referandum öncesinde iddia edilen, “bölücü terör örgütü elebaşısına söz verildi” söyleminin teyidi sayılabileceği gibi, federatif devlet yapısının öngörüldüğü bir yeni anayasanın da o yöndeki spekülasyonlara kuvvet ve hız kazandıracağı tabiidir.

Esasında sırf Devletimizin “Değiştirilmesi teklif bile edilemez” vasıflarından olan “Üniter-Ulus Devlet” ilkesinin resmen ve fiilen ortadan kaldırılmasının gündeme gelmesi dahi, toplumda yeterince karşı çıkılması beklenecek bir durumdur. O yönde gerçek bir “Toplumsal Uzlaşma” sağlayıp “Toplumsal Mukavele” gerçekleştirmek, 12 Eylül’de EVET almak kadar kolay olmaz!

Buna ilave, “Federasyon” çalışmasının, yukarıda değindiğimiz yönde bir isteğin kabulü karşılığı gerçekleştirilmesi şeklindeki resmin, toplumun kendini “Milliyetçi Muhafazakar” diye tanımlayan, şimdiye dek MHP’ye oy veren seçmenler nezdinde uyandıracağı tepki, 12 Eylüldeki EVET oylarıyla dizginlenir demek de hiç gerçekçi değildir.

Bütün bunları birlikte değerlendirince, bir de seçime kadar geçecek sürede yoğunlaşarak etkili olacak “hayatın acı gerçekleri” bağlamında Aş ve İş meselesinin, seçmen tercihlerinde önemli rolünü hesap dışı tutamayız.

AKP Anayasasının kabulünden sonraki ilk değerlendirmelerinde “Yeni Anayasa” talimatı vermeyi ihmal etmeyen RTE, anlaşılıyor ki kendisi için en uygun mevki olarak “Başkanlık” istiyor.

O Başkanlık sistemi ki, uygulandığı ülkelerin tümüne yakın çoğunda “Federatif Devlet” yapısı vardır; En birinci örnek de ABD. Federasyon denildiği zaman ilk çağrıştırdığı, doğallıkla “Bölgesel Özerklik” değil mi? Federatif Düzenin yapı taşları “Federe Devletler” –ki biz ABD’dekileri “Eyalet” diye biliriz ama İngilizcesi “State”dir. (devlet)- içişlerinde bağımsız yapılarıyla öne çıkarlar. Böyle bir düzen ise ülkemizde güney doğuda etkin siyasi akımın talebidir, malum!

BDP, “Boykot” uygulanmasına çalıştığı illerde ortalama % 50 oranda başarı elde ettiğinden kendisini o yöreler adına öne sürdüğü taleplerinde ısrarcı olmakta hak sahibi görecek; İşe “Demokratik Özerklik”e dönük somut kazanımlar için müzakereyle başlamak isteyecektir.

Zaten evetçisi-hayırcısı herkes bir yeni anayasa isteğinde birleşince, görülen o ki bir erken seçim ile TBMM sandalye dağılımını güncelleştirmeden önce bile yeni anayasa çalışmalarına başlanacak.

İşte o zaman kaçınılmaz olarak “Başkanlık sistemi” ve “Federatif bir yapı” da gündemin başına oturacak; BDP’nin talebi olan “Demokratik Özerklik” böylece resmen değerlendirmeye alınacaktır.

Sonuçta şimdiden görülen o ki bazı değerlendirmelere nazaran “Modern Padişahlık” da denilebilecek “Başkanlık” yetkileri, Tayyip Erdoğan için kolaylıkla gerçekleşecek gibi görünmüyor; En zorlu engel de Başkanlık için adeta kaçınılmaz olan Federasyon düzeninin bizzat AKP seçmeninin önemli bir kısmı için tabu olması!

AKP Anayasa teklifine EVET oyu kullanan bir kısım seçmen “Ulus Devlet/Üniter Devlet” yapısından, “Tek Millet, Tek Bayrak” fikrinden ödün verilmesine kesinlikle karşı; BOYKOT’u kırıp sandığa giderek EVET diyen kimi seçmen gurupları ise “Demokratik Özerklik”ten başlayıp ucu açık önerilere konu “AÇILIM”ın yaşama geçirilmesini istiyorlar. Bu durum AKP İktidarının 2011 seçim sandığı seçmenin önüne konulduğu güne kadar en büyük sıkıntısı olacaktır. 

Şimdi hatırlamanın tam zamanı: Nasıl ki karanlığın en yoğun olduğu zaman, aydınlığa kavuşmanın başlangıcıdır, ya da çıkılan en üst zirve aslında inişin başladığı noktadır; şayet AKP İktidarı 12 Eylül günü elde ettiği % 58 desteğe güvenip Türk Milletinin “kırmızı çizgilerini” ihlal ederse, asıl sıkıntı çok sevindiği % 58 ile giriştiği o yolda ortaya çıkar.

Bütün bu hususlar, anlaşılan yarından tezi yok konuşulacaktır. 2011 Mayıs sonu-Haziran başında yapılacak Milletvekili genel seçimleri nedeniyle, seçim eğik düzlemine girmiş bulunmaktayız. Bu, yeni Anayasa çalışmalarının toplumun değerleriyle çelişmemesi için bir güvencedir.

Esasında sırf Devletimizin “Değiştirilmesi teklif bile edilemez” vasıflarından olan “Üniter-Ulus Devlet” ilkesinin resmen ve fiilen ortadan kaldırılması dahi, toplumda yeterince karşı çıkılması beklenecek bir durumdur. O yönde gerçek bir “Toplumsal Uzlaşma” sağlayıp “Toplumsal Mukavele” gerçekleştirmek, 12 Eylül’de EVET almak kadar kolay olmaz!

Buna ilave, “Federasyon” çalışmasının, yukarıda değindiğimiz yönde bir isteğin kabulü karşılığı gerçekleştirilmesi şeklindeki resmin, toplumun kendini “Milliyetçi Muhafazakar” diye tanımlayan, şimdiye dek MHP’ye oy veren seçmenler nezdinde uyandıracağı tepki, 12 Eylüldeki EVET oylarıyla dizginlenir demek de hiç gerçekçi değildir.

Bütün bunları birlikte değerlendirince, bir de seçime kadar geçecek sürede yoğunlaşarak etkili olacak “hayatın acı gerçekleri” bağlamında Aş ve İş meselesinin, seçmen tercihlerinde önemli rolünü hesap dışı tutamayız.

Sonuçta şimdiden görülen o ki bazı değerlendirmelere nazaran “Modern Padişahlık” da denilebilecek “Başkanlık” yetkileri, Tayyip Erdoğan için kolaylıkla gerçekleşecek gibi görünmüyor;

Bu durumda en uygunu % 58’in cazibesiyle zafer sarhoşu olmadan, % 42 ile mutabakat aramak, olmazları oldurmaya uğraşacağına olabileceklerle yetinmektir

AKP için zor süreç asıl şimdi başlıyor…



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>