YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







AKP DÖNEMİNDE UYGULANAN ANTİ-ATATÜRKÇÜ EĞİTİM POLİTAKASINA BİR BAKIŞ
Yazar: SÜLEYMAN BOZDEMİR | Tarih: 26/04/2020 | Saat: 09:22

           3 Kasım 2002 genel seçimlerinden bu yana ülkeyi 18 yıldır tek başına yöneten AKP izlediği politikalarla laik Cumhuriyeti ve eğitim sistemimizi kendi dünya görüşü doğrultusunda değiştirmenin gayreti içinde oldu ve bunu inatla adım adım sürdürmektedir.

            AKP koltuğa oturur oturmaz, gözünü eğitimdeki Cumhuriyetçi kadrolara dikti. İlginçtir, yıllardır sağ iktidarların elindeki eğitimde yeterince tutucu, Türk-İslam sentezine uygun bir dönüşüm yaşanmıştı ama hala küçümsenmeyecek sayıda Cumhuriyetçi eğitim yöneticisi varmış!  Milli Eğitim Bakanlığı’na getirilen Erkan Mumcu hemen, aralarında il, ilçe milli eğitim müdürlerinin de bulunduğu 1041 eğitim yöneticisinin vekâletle yürüttükleri görevlerine son vermek oldu. 11 Ocak 2003’te eğitim yöneticilerinin atanmalarını belirleyen yönetmeliği bir yıl askıya aldı. Askıya alınan aslında nitelikli kadrolardı. Artık, eğitim yönetici olabilmek için yönetmeliğin aradığı koşullara gerek kalmamıştı. Mumcu, yılını doldurmadan koltuğunu Doç.Dr. Hüseyin Çelik’e bıraktı. Çelik, Mumcu’nun askıya aldığı atama yönetmenliğini tümden kaldırdı; kadrolaşmayı kolaylaştıran bir yönetmelik yaptı.

            Hüseyin Çelik 6 yılı aşkın bakanlığı süresince, Türkiye eğitim tarihinde görülmemiş bir kadrolaşma gerçekleştirdi. Bakanlık merkez örgütündeki yöneticilerden, en uzaktaki okul müdürüne kadar, düzmece soruşturmalarla üst düzey yöneticilerin neredeyse tamamı değiştirildi. Hüseyin Çelik, Bakanlığı Nimet Çubukçu ’ya devrederken “Milli EğitimBakanlığı’nda her şey otomatiğe bağlandı” diyerek kadrolaşmanın ve yapılan değişikliklerin boyutunu da bir bakıma belirtmiş oldu.

            AKP döneminde, kadrolaşmanın tam olarak yapılabilmesi için birçok yönetmelik değiştirildi. Hatta AKP bu uğurda, kendi döneminde değiştirdiği yönetmelikleri iptal etti; yeniden yönetmelik hazırladı. Kısacası mevzuat yap-boza çevrildi. Ayrıca bakana yetki veren 76. Madde keyfi kullanılarak, geçici görevlendirme yoluyla Bakanlığa başka kuruluşlardan personel aktarıldı; ücretli ve vekil öğretmenlere birçok “yandaş” atama yapıldı.

            Bakanlık merkez örgütünde bütün yöneticiler değiştirildikten sonra, sıra bakanlığın önemli birimlerine geldi. İlk büyük tırpanı eğitim sistemine yön veren, ders kitaplarının incelendiği, eğitim politikalarının saptandığı bakanlığın beyni durumundaki Talim ve Terbiye Kurulu (TTK) yedi. 15 kişilik TTK yönetiminin 14’ü değiştirildi. 3’ü mahkeme kararıyla yeniden döndü. TTK’de görevli 167 uzman ve çalışan toplu kıyıma uğradı. Bunların yerine yandaş yeni uzmanlar getirildi. 1 Mart 2014 tarihinde çıkan kamuoyunda “ Dershane Yasası” diye bilinen 6528 numaralı yasayla TTK işlevi tümden değiştirildi. Tarihi kurul, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı bir danışma kurulu durumuna sokuldu.

            Eş zamanlı operasyonlar Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğünde de sahnelendi. Bu genel müdürlük çok önemliydi; çünkü üniversite giriş ve uzmanlık sınavları dışında birçok sınavı hazırlıyordu. Burada da birçok kritik koltuk değişti; onlarca deneyimli eğitimci başka yerlere sürüldü. Hüseyin Çelik’in yakın arkadaşı Doç. Dr. Nizami Aktürk müdür olarak atandı.

Çelik döneminde, MEB merkez örgütünde, temel birimlerinde ve birçok ilde kadın yöneticiler görevden uzaklaştırıldı. Dışarda binlerce öğretmen adayı atanmayı beklerken MEB, bu öğretmenleri atamayıp Diyanet İşleri Başkanlığından bakanlığa eleman aktarmayı yeğledi.

            AKP döneminde asıl eğitim alanındaki köklü dinselleştirmeler, 12 Haziran 2011 Genel seçimlerinden sonra bakanlığa getirilen Ömer Dinçer döneminde yaşandı.

Bakan, ilk icraat olarak, 14 Eylül 2011 tarihinde KHK ile MEB Teşkilat Yasası’nı baştan sona değiştirdi. Bu değişiklikle; Milli Eğitim Bakanlığı’nın amaçları arasında olan “ Atatürk ilkeve devrimlerini yeni kuşaklara aşılamak” yasadan çıkarıldı. Üst düzey yöneticilerin iş güvencesi kaldırıldı. Bakanlık araştıran, hizmet üreten bir anlayış yerine hizmet satın alan bir konuma sokuldu.

            AKP hükümeti, 17 Eylül 2011 tarihinde yine KHK ile eğitimi- öğretim birliğini doğrudan ilgilendiren yaz aylarında açılan Kuran kurslarına gitme yaşı sınırını kaldırdı. Eskiden ilköğretimin 5. Sınıfını bitirenler yasal olarak bu kursa gidebilirken yapılan değişiklikle bu sınır bütünüyle kaldırıldı. Böylece MEB, Ömer Dinçer döneminde yaz aylarında kimi dinsel vakıf ve kuruluşlarla iş birliği yaparak yaz kursları ve okulları açtı. Böylece Anaokuluna bile başlayamayan küçücük çocuklar artık kuran kurslarına gidebilecekti. İktidar, konuya eğitim, çocukların gelişimi bakımından değil, hep din ve Kuran açısından baktı. Birçok konuda yaptığı gibi bu konuda da sanki daha önceden konmuş bir yasağı kaldırıyor, bir özgürlüğü getiriyormuş gibi davrandı. Oysa tartışılan din, Kuran değil, okullarda uygulanacak bilimsel eğitim ve çocukların kişiliklerine uygun sağlıklı gelişimdir. Tabii bu uygulama,  “Öğretim Birliği Yasasına ve Çocuk Hakları Sözleşmesine de aykırıdır.

            İlköğretimde Ses Temelli Cümle ve Eğik El Yazısı Uygulaması

            AKP iktidarının 18 yıldır eğitime yaptığı en büyük kötülüklerden biri de öğretim programlarında sık sık yaptığı değişiklerdir. MEB, 2005 İlköğretim Okulları Programı ile ilk okuma yazma öğretiminde sesi temel alan bir ilk okuma yazma öğretimi yaklaşımı benimsemişti. Yöntemin adı “ Ses Temelli Cümle” yöntemi olarak belirlenmişti. Benimsenen bu yöntemle okullarımızda bitişik elyazması uygulamasına da geçilmiş oldu. Bu programa karşı bilim çevrelerinden çok şiddetli eleştiriler gelmesine karşın 12 yıl uygulandıktan sonra 2017’de “eğik el yazısı” uygulamasından vazgeçildiği duyurulmuştur.

2005 öğretim programı küreselleşmenin ihtiyacına yanıt verecek, dünyayla rekabet edecek ‘birey’ yetiştirmeyi hedeflemişti. 2004 yılında hazırlanan program:

            Yetkin olmayan konu alanı uzmanları bazen de alan dışı kişilerce hazırlandığı, yetkin program geliştirme uzmanları içermeyen komisyonlarca hazırlandığı, program geliştirme bilim alanı ilkelerine uyulmadan oluşturulduğu, pilot uygulama yapılırken kitapların yazdırıldığı, pilot uygulama sonuçlarının programa yansılmadığı, Atatürk ve Devrimlerine yer verilmediği, Türk Milli Eğitiminin Amaçlarına ve demokrasi kültürü oluşturmaya hizmet etmediği, beş sınıfın aynı yıl uygulamaya konulduğu, programın öğretmenlere yeterince tanıtılmadığı, hiçbir araştırma sonucuna dayanmadan hatta araştırma sonuçları yanlış olduğunu belirtmesine karşı okuma yazma öğretiminde “ ses temelli okuma ve eğik el yazısına” geçildiği, okuma yazma öğretimine bütün dünyada olduğu gibi A-B-C harfleriyle başlamak yerine E-L harfleriyle başlandığı konularında ciddi eleştiriler almıştır (Prof. Dr. F. Dilek Gözütok, “Eğitimde Gericileşmenin Son 15 Yılı, Öğretmen Dünyası, Ekim 2017 sayısı”.

            Ses temelli okuma ve eğik el yazısına geçiş konusunda yapılan araştırma bulguları çocukların küçük kas gelişiminin uygun olmadığını vurgulamasına karşın üstelik eğik el yazısı öğretmeyi bilmeyen öğretmenlerle bu uygulamada da ısrarcı olunmuştur. Okulda öğretilen eğik el yazısı kitap, dergi, gazete vb. yazın ortamında hiç görmeden, öğrendiklerinin yaşamla bağlantısını kuramayan bir kuşak ziyan edilmiştir.

            MEB bu eleştirileri dikkate almadan kendi politik kadrosuna yaptırdığı, bazıları çeviri kokan bu programı 2005’te Türkiye genelinde uygulamaya koymuştur. İlk beş sınıfı kapsayan 2005 öğretim programının ardından 6-7 ve 8. Sınıf programları kademeli olarak uygulamaya konmuş, lise programları ise yetkin olmayan başka ekipler tarafından hazırlanmıştır. Üniversitelerin, öğretmen meslek örgütlerinin,  velilerin eleştirdiği, itiraz ettiği, hatta dava ettiği 2005 programı ısrarla uygulanmış ve 2016’da mezun vermiştir. Dava edilen Türkçe 1-2-3-4-5. Sınıf, Hayat Bilgisi 1-2-3. sınıf programlarını Danıştay 8. Dairesi “ Türk Milli Eğitiminin Amaçlarına ve demokrasi kültürü oluşturmaya hizmet etmemesi ve Atatürk ilke ve inkılaplarına uygun olmaması” nedenleriyle iptal etmiştir. MEB iptal edilen bu derslerin programlarına bazı cümleler ekleyerek yeni bir program yapmış gibi aynı kitaplarla “2009 programı” diye Talim Terbiye Kurulundan geçirmiş, sanki programlar iptal edilmemiş gibi davranmıştır.

            PISA, TIMMS gibi uluslararası ölçme sistemlerinde 15 yaş çocuklarının başarısını yükselteceği iddiasıyla bir reformmuş gibi uygulanan bu programlara PISA ve TIMMS’de Türkiye’nin başarısı yükselmemiş, hatta bazı alanlarda düşmüştür. Benzer bir başarı düşüşü üniversite giriş sınavlarında da görülmüştür.

2005 öğretim programlarında ihtiyaç analizi, yetkin kişilerden program ekibi oluşturma, program taslağını hazırlama, materyal üretme, pilot uygulama, öğretmen eğitimi yapma, pilot uygulama sonuçlarını program taslağına yansıtma ve programı kademeli olarak uygulama gibi bilimsel bir yol izlenmediği için programın uygulaması başarısızlıkla sonuçlanmıştır. 2005- 2017 yılları arasında okuyan ilköğretim öğrencileri heder edilmiştir.” İşi uzmanlarına bırakmış olsalardı çok başarılı bir uygulama olabilirdi” diyen eğitimcilerde var. Bu konuda, Öğretmen Dünyası Ağustos 2017 sayısında çıkan “ El Yazısı Uygulaması veKaçırılan Bir Fırsat” başlıklı makalesinde Prof. Dr. Süleyman Çelenk diyor ki:“ İlköğretim okulları birinci sınıflarında okutulan ilk okuma-yazma öğretim programında öngörülen el yazısına geçiş etkinliği, çocukların gelişim özellikleri de dikkate alınarak iyi programlanıp öğretmenler ve veliler de bu yazının anlamına ve önemine inandırılabilseydi çocuklarımıza kazandırılamayacak bir beceri değildi.  Eğer bitişik el yazısı becerisi çocuklarımıza kazandırılabilseydi, bütün ülke vatandaşlarının ortak kullanabileceği bir yazma karakteri geliştirilebilirdi. Ortak değerlerde ve buna bağlı benzer becerilerde bütünleşmiş bir ülkenin ulusal bir karaktere daha sahip olabilirdi. Bir daha böyle bir fırsat gelir mi? Bilinmez.”

            “Eğitimde Program Geliştirme”, Eğitim Fakültelerin de bilimsel yöntemlerle çalışılan bir bilim alanıdır. Üniversitelerimizde, bu alanda yetişmiş 30’dan fazla profesör, bir o kadar doçent, dünyada yapılan program geliştirme çalışmalarını ve Türkiye’deki program değişiklerini, bu değişiklerin etkilerini araştırmalar yaparak/ yüksek lisans ve doktora tezleri yöneterek hizmet vermektedirler. AKP döneminden önce MEB’in donanımlı kadroları vardı ve bunlar üniversitelerden danışmanlık desteği alarak bilimsel ilkeler çerçevesinde ders programları hazırlarlardı ve kamuoyu tarafından da pek eleştirildikleri duyulmazdı. 

Prof. Dr. Süleyman Çelenk makalesinin sonunda der ki: “ Eğitim programı geliştirme gibi çocuklarımızın geleceğiyle ilgili çok hassas bir konu uzmanına verilmezse;  sağdan soldan, ondan bundan aşırma bilgilerle program geliştirilirse; ondan bundan alınanlar da aslına benzemesin diye kırpılarak, değiştirilip dönüştürülerek alınırsa olacağı budur. Olan, on iki yıldır bu çakma programla eğitilen çocuklarımıza olmuştur. Gelişim özellikleri dikkate alınmadan hazırlanmış bu program eliyle el yazısı becerisi kazandırılmaya çalışılmış olan çocuklarımız 12 yıllık süre içinde çok önemli düzeyde travmatik ve psikolojik sorunlar yaşadılar, muhtemelen de yaşamaya devam edeceklerdir”.

Eğitimde Karşı Devrim: 4+4+4 Düzenlemesi

2005 öğretim programları uygulamasında olduğu gibi yeterli hazırlık yapılmadan, geniş toplum kesimine danışmadan,  eğitim tarihimiz ve eğitimle ilgili dünyadaki gelişmeler izlenmeden 2012’de çıkarılan 6287 sayılı yasayla, 80 yılı aşkın büyük mücadelelerle elde edilen Cumhuriyet birikimlerine büyük bir darbe vurularak zorunlu temel eğitimde 4+4+4 yapılanmasına gidilmiştir. Bu yapılanmanın yanlış olduğu konusunda iktidar yandaşı kamuoyu hariç toplumdaki her ilerici kuruluş, öğrenci velileri, muhalefet partileri, üniversite senatoları, eğitim fakültelerinin yönetim kurulları vb. görüş bildirdiler. Yasanın çıkmasını engellemek isteyen, protesto eden meclisteki muhalefet milletvekilleri de dâhil herkese şiddet uygulandı. Akla, mantığa, bilime ve demokrasi ilkelerine aykırı olan 4+4+4 yapılanmasıyla;

1.Eğitim kesintili hale getirilmiştir. Temel eğitimin bilimsel bütünlüğü bozulmuştur. 8 yıllık kesintisiz eğitim yok edilmiştir. Okul öncesi zorunlu eğitim kapsamından çıkarılmıştır. İsteyen ilk 4’ten sonra Kur’an kurslarına, açık öğretime gidebilecektir, seçmeli dersler ve imam hatiplerin ortaokulları ile bilimsel ve dinsel ikilik başlatılmaktadır. Bu durum Anayasaya( md.42,174), Milli Eğitim Temel Yasasına, Öğretim Birliğine aykırı olduğu gibi dünyadaki uygulamalarla da çelişmektedir.

2.İlkokula başlama yaşı 60-66 aya düşürülmüştür. Okulöncesi eğitim deneyimi yaşamadan 60 aylık çocuğun gelişim özelliklerini, psikolojisini, nasıl eğitileceğini bilen öğretmene sahip değilken, bu yaş çocukları için hazırlanmış bir öğretim programı yokken (öğretmenler yetkin olmayan kişilerin hazırladığı, içi yanlışlarla dolu, adına “uyum programı” denen bir kitabı uygulamaya mecbur edilmiştir) çocuğunu okula göndermeyen veliler ceza ile tehdit edilerek çocuklar adrese dayalı olarak elektronik ortamda okullara kaydedilmiştir. 2012’de 60 aylık ve 83 aylık çocuklar aynı sınıfa alınmış, çocuklara travma yaşatılmış, bir milyon çocuğa dönüşü olmayan zararlar verilmiştir. 60 ay uygulamasıyla yaşanan sorunları belirleyen bazı bilimsel araştırmalar sonunda 2013’te 60 ay zorunluğu 66-68 ay olarak değiştirilmiştir.

3. 1982 T.C. Anayasasında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (DKAB) dersi, gerici ve bilim dışı bir uygulama olarak, zorunlu ders olarak yer almıştır. 4+4+4 yapılanmasıyla 60 aylık çocuk, 4.sınıfa geldiğinde henüz 8 yaşında olacaktır. Soyut düşünme yetisi henüz gelişmemiş 4. Sınıf öğrencisinin öğretim programında DKAB dersi, 9-13 yaşındaki ortaokul öğrencisinin programında ise buna ek olarak seçmeli “ Kur’an-ı Kerim, Hazreti Muhammed’in Hayatı ve Temel Din Bilgileri” dersleri yerleştirilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi( AİHM) zorunlu DKAB dersinin bir insan hakkı ihlali olduğu kararına karşın 8.sınıf öğrencilerinin girdiği TEOG sınavında sorulan soruların 1/5’i DKAB dersinden sorulmaktadır. Bu yapılanma ile bütün mesleki teknik okulların ortaokulları kapatılmış, yalnızca İmam Hatip okullarının ortaokul kısmı açılmış ve çocuklar 9 yaşından başlayarak İmam Hatiplere yönlendirilmiştir.

4.  4+4+4 yapılanması ile kesintili eğitimi getiren uygulama, yoksul aile çocuklarının örgün eğitim dışına çıkmasına neden olmuştur. Açık ortaokul, açık lise zaten okul masraflarını karşılamayan, çocuğunun para kazanmasını, ailenin geçimine katkı sağlamasını isteyen,  kızını okula göndermek istemeyen aileler için bir fırsat gibi görünmüştür. Çocuğunu zorunlu eğitime göndermemenin cezası hapsedilmek iken, bu iktidar, 2004’te cezayı paraya çevirmiştir. Açık öğretim, çeşitli nedenlerle öğrenim yaşını geçirmiş kişiler için sağlanan bir olanaktır. Okul yalnızca diploma alınan bir kurum değil, toplumsallaşmayı sağlayan dünyayı, ülkeyi, yakın çevreyi, insanı, düşünmeyi sağlayan kültürlenme sürecidir. Sosyal devlet, zorunlu eğitimi açık öğretimle yapmaz. Anayasaya göre Devlet, zorunlu eğitimi kamu kurumlarında ve ücretsiz olarak bütün yurttaşlarına sağlamalı, yoksul aile çocuklarına parasız yatılılık ve burs olanakları tanımalıdır. Açık öğretim uygulamasıyla yoksul aile çocukları örgün eğitim dışına itilirken diğer yandan paralı eğitim desteklenmiştir. 2017-2018 öğretim yılında sayısı 340.000’i bulan okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve lise öğrencisine özel okullarda okumaları için 4000 TL’ye yakın parasal destek sağlamıştır.

5.  MEB yapılandırdığı öğretim süreçleri, TEOG, YGS, KPS vb. sınav sistemleriyle öğrencileri dershane desteği almaya mecbur etmiş, Cemaat dershanelerini kapatacağım derken, dünyada benzeri görülmemiş “ Temel Lise” adında garabet bir kurum üretmiştir. Bu yaklaşım ve uygulamalar eğitim hizmetlerinin paralılaştırılmasına ve yoksul aile çocuklarının örgün eğitim dışına atılmasına neden olmuştur.

2013, 2014 ve 2015’te MEB, bazı sınıfların bazı dersleri için “Öğretim Programı” hazırlamış ve uygulamaya koymuştur. Bu programlar uygulanmakta iken öğretim yılının ortasında, henüz değerlendirme yapılmadan, MEB yeni bir taslak program hazırladığını, askıya çıkardığını, görüşler almak istediğini WEB sitesinden duyurmuştur.

Bütün bu değişikler, uygulanmakta olan öğretim programlarıyla ilgili bir değerlendirme çalışması yapılmadan,  programların sorunlarını analiz edip bu sorunları ortadan kaldırmaya yönelik bir program değişikliğinin gerekçesini ortaya koymadan yapıldığı için yeni dedikleri her değişimin öğrenci başarısında ya da performansında bir ilerlemeye yol açmadığı gibi aksine çocuklarımıza ve gençlerimize, dolayısıyla da ülkemizin geleceğine zarar verdiği gözlenmektedir. Altı yaşından 18 yaşına kadar öğretim sürecinin içinde olan geleceğin erişkinlerine, son 18 yılda yapılan, her biri yenilikler, reformlar getirdiği iddia edilen bu değişikler, bilimsel yöntemden uzak, çocuklara uygulanan bir zulümdür.

2016-2017 Eğitim Öğretim yılı, Cumhuriyeti Tasfiye Sürecinin “Yeni” Müfredatı ile Eğitime Darbe Dönemi olarak adlandırıldı(Mustafa Pala, Eğitime Darbe Dönemi, 2016-2017 Eğitim Öğretim Yılı, Öğretmen Dünyası, Temmuz 2017 sayısı).

 Aslına bakarsanız, AKP döneminde eğitimle ilgili ne yapıldıysa hepsi eğitime öğretime indirilmiş birer darbedir ama 2017-2018 öğretim yılında uygulamaya konulan bir öğretim programı var ki, öncekilere rahmet okutacak cinsinden! Bu programın hazırlanışında MEB’i yıllardır yönlendiren, din merkezli bir eğitimi savunan bir eğitim sendikasının ( Eğitim-Bir-Sen) ve bazı kişilerin çok etkin rol oynadığı anlaşılıyor. Örneğin, FETO’nun Uzakdoğu imamı olan bir İmam Hatip öğretmeninin yazdığı “ Eğitimde Anadolu Modeli” kitabından önemli esintiler taşıdığı iddia edilmektedir( F. Dilek Gözütok). Bu kitapta, her konuda akıl tek başına doğru bir iş yapan olarak görülmez…” Her problemin çözümü akılla olmaz, İnsan bütün problemlerini akılla çözecek olsaydı Allah’ın Peygamberlerini kutsal kitaplarla göndermelerine gereksinim duyulmayacaktı. Akılla elde edilemeyecek gerçekleri nakil (vahiy) yolu ile elde eder” denmektedir. Cumhuriyet ve Cumhuriyetle gelen kazanımlar “ batının etik yoksunu ve dinimize aykırı materyalist uygulamaların bir taklididir” görüşü savunulmaktadır. Cumhuriyetle gelen eğitim sistemini hatalarla dolu gören, bunun bir örneğini de “ Evrim birilimmiş, bir hakikatmiş gibi okutuldu” diye veren bilim dışı bir anlayışın özlemi bu programlarda giderilmiştir.

Bilimsel bir çalışmanın ürünü olan, Biyoloji programında öğretilen “ Hayatın Başlangıcı ve Evrim” ünitesi yeni programdan çıkartılıyor, “yaratılış savı” mutlaklaştırılıyordu. “ Programın Uygulanmasına İlişkin İlke ve Açıklamalar” bölümünde  “ ünite konuları ayet ve hadisler temel alınarak işlenmelidir” yazılarak ayetlerin meal, tefsir(yorum) farklılıkları, hadislerin tartışmalı olduğu göz önünde bulundurulmamış ve cumhuriyete, laikliğe, insan ve kadın onuruna karşıt ifadelerin ders kitaplarına daha fazla girebilmesinin önü açılmıştır. Evrim konusunun atılmasıyla eğitimin bilimle kurduğu temel bağ da koparılıyordu. Evrim kuramı çocuğa, çevresiyle bilinçli olarak etkileşime başladığı dönemden itibaren anlayacağı sözcüklerle ve örneklerle öğretilmelidir. Evrimi anlamak bilimsel düşünebilmek demektir. Doğal olarak 3 saat olan Biyoloji dersi fazla oluyor ve ders 2 saate indiriliyor.

Matematik, Fizik, Kimya, Biyoloji derslerinde “sadeleştirme” diye yapılan hafifletmeyle, atılanlardan geriye kalan konuları temellendirme olanakları sınırlandırılıyor; bu konuların içselleştirilmesine değil, ezberlenip geçilmesine kapı açılıyor. Liselerde 1 saat olan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi her kademede 2 saate çıkarılıyor. Yani okul türlerinin tümü imam hatipleştirilerek “ eğitimde birlik” sağlanıyor. T.C. İnkılap Tarihi 12.sınıflara uygun görülüyor. Pratiği olmayan, gerçekleşmeyen, göstermelik ne kadar ders varsa 12. Sınıf tam bunlara göre. Cumhuriyet Tarihi ve Atatürk’ü gizlemenin en iyi yolu bu dersi 12. Sınıflara bırakmak! Onlar beşten seçmeli sorularla mekanikleşerek üniversiteye hazırlık yaparken T.C. İnkılap Tarihi dersini kim takar? Nihayet kimse takmıyor! Seçmeli derslerin toplam sayısı da 35’ten 40’a çıkıyor. Ne kadar seçmeli ders, o kadar boş zaman yani!

Bilindiği gibi MEB ile  “ Hizmet Vakfı” arasında “ Toplumsal Duyarlılık Projesi” kapsamında değerler eğitimine yönelik bir protokol (MEB Hayatboyu Öğrenme Genel Müdürlüğünde çalışan yedi görevli tarafından) imzalanmış ve Hizmet Vakfı bu konuda bir kitapçık hazırlamıştır. Bu kitapçık kapsamında MEB’e bağlı örgün ve yaygın eğitim kurumlarında değer eğitimi seminerleri vereceği protokole bağlanmıştır. Kitapçıkta bazı olumlu özellikler yer almakla beraber daha çok mantık dışı ve hurafelerle desteklenmiş dini değerlere, “Hastalık ve Musibetin Anlamı”, bir şairin “ Ölüm güzel şey, Hiç güzel olmasaydıölür müydü Peygamber” ifadesi, “İnsanın hastalık ve sıkıntılarla günahları dökülür” gibi anlatımlar yer almaktadır. Hizmet Vakfına hazırlatılan bu kitapçıkta çocuklarımıza öğretilmek istenenler Anayasanın ve Milli Eğitim Temel Yasasının Laiklik, Bilimsellik, Eşitlik ilkelerine, AİHM kararlarına ve imzaladığımız uluslararası sözleşmelere aykırıdır.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti 17-25 Aralık’tan ve 15 Temmuz kalkışmasından sonra Hizmet Vakfı/ Gülen Hareketini FETÖ adıyla terör örgütü ilan etmiş, yüzbinlerce kişiyi bu nedenle kamu hizmetinden uzaklaştırmış ya da tutuklamışken, 2017 Öğretim Programında Hizmet Vakfı’nın ürünü olan “Değerler Eğitimi ”nin, önceleri sadece Sosyal Bilgiler Ders Programında bulunurken, bütün derslere neden yayıldığı anlaşılamamıştır. Bu, adına “değer” denen hurafelerin okulöncesinden başlanarak çocuklara benimsetilmesi durumunda o çocuklara öğretim programının gerçekleştirmeyi hedeflediği bilimsel düşünme, eleştirel düşünme, yansıtıcı düşünme, karar verme, analiz ve sentez gibi 21 yy. üst düzey düşünme becerileri nasıl kazandırılabilecektir?

Türk Eğitim sisteminde 1924’ten beri hazırlanan ve uygulanan bütün programlarda milli, manevi, kültürel ve sosyal değerler yer almıştır. 1926, 1936, 1948, 1968 İlkokul programları ve Köy Enstitüsü gibi birçok programla bireylere değerler kazandırılabilmiştir. B u değerlerin birey davranışına istenen düzeyde dönüştürülememesinin çok farklı nedenleri vardır. Kazandırılmak istenen özelliklerin programlara yazılması yalnız başına yeterli değildir. Öğretmenlerin ve okul yöneticilerinin yeterlilikleri, sınıf mevcutları, ülkenin refah düzeyi, toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri, şiddet, ülkeyi yönetenlerin çocuklara ve gençlere nasıl rol model olduğu ve daha birçok neden öğrencilerde ve toplumda değerlerin oluşmasını etkiler.

Tarih dersi programında köklü değişikler yapıldığını görüyoruz. Değişen 2017 Tarih Dersi programında Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet dönemi, tarihsel olaylar, gerçek dışı anlatımlarla verilmiş, boş sözcüklerle ve resmi olmayan bir dil kullanılarak tarihi gerçekler değiştirilmeye çabalanmıştır. Bu program “Çanakkale Zaferi’nin Çanakkale Cephesi diye küçültüldüğü, “Türkiye Cumhuriyeti” yerine Cumhuriyet Türkiye’si diyen, “Kurtuluş Savaşını”, “Mustafa Kemal Atatürk’ü”, “İsmet İnönü’yü” öğretmeyen, bilimsel gerçeklere aykırı, yanlış bilgi, tarihi çarpıtma, yeni ve yanlış bir tarih yazma çabası içinde bir metindir.

5. Sınıf Sosyal Bilgiler Dersi “Kültür ve Miras” ünitesinden  “Atatürk ilke ve devrimleri” konusu çıkarılmış, yerine “15 Temmuz Darbe Girişimi” konusu konmuştur.

Gençlere sorgulayıcı bir bakış açısı kazandırması beklenen “Felsefe” dersi sistematik felsefe uygulamasından çıkarılıyor ve ders bir felsefe tarihine dönüştürülüyor. Gerek felsefi metinlerin gerekse felsefecilerin seçiminde pozitivist ve aydınlanmacı filozoflardan öcü gibi kaçılıyor, adeta felsefe dinle barışa zorlanıyor. 11. Sınıfa uygun görülen felsefe dersi ”Çağdaş Felsefe” ünitesinde Nietzsche, Bergson, J.P. Sartre, K. Popper, T. Kuhn ve Nurettin Topçu yer almakta, çağdaş akımlar arasında sayılan diyalektik materyalizmin önemli kuramcılarından Hegel, Marx ve Engels’e yer verilmemektedir. Programda “Nurettin Topçu’ nun  “ İsyan Ahlakı” adlı eserinden alınan bir metinden hareketle düşünürün görüşlerinin tartışılması sağlanır”  ifadesiyle bir “kazanım” yer almaktadır. N. Topçu atıf yapılan eserinde ve                 “ Türkiye’nin Maarif Davası” adlı kitabında Cumhuriyete, Cumhuriyet eğitimine, Öğretim Birliğine, Türk Harf Devrimine, karma eğitime, kadın eşitliğine, kadının ev dışında çalışmasına ve üniversite özerkliğine karşı olduğunu yazmaktadır. İlhamını Kur’an’dan alan dine dayalı bir eğitimi, tarikatların tanınmasını ve Osmanlıcayı savunan Topçu, görüşleriyle sanki bu programı hazırlayanlara ışık tutmuş gibi görünmektedir. Öğretim programı, ders kitabı yazacak gruplara/ yazarlara kitaba koyacakları metin ve metin yazarını açıkça işaret etmektedir.  Dahası çağdaş felsefeciler arasında Türkiye’den sadece N. Topçu’nun eserinin incelemesi, 2016 yılı Haziran dönemi seminer konularından birinin “ Öncü Bir Eğitimci Olarak Nurettin Topçu ve Türkiye’nin Maarif Davası” seçilmesi, AKP iktidarının Siyasal İslamcı hedefini ortaya koyması bakımından anlamlıdır. MEB’in dayandığı ortaçağ anlayışının, Siyasal İslamcı ideolojisinin yansıması öğretmen seminerlerinde de görülmeye başlandı. Kitapta Türkiye Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği, uluslararası üne sahip Macit Gökberk, Hilmi Ziya Ülken, Bedia Akarsu, İonna Kuçuradi, Uluğ Nutku, Ahmet İnam gibi felsefecilerin metinlerine yer verilmemiştir.

Bu öğretim programının deneme uygulaması yapılmadan,2017-2018 öğretim yılında ülke genelinde kademeli olarak 1., 5., ve 9. sınıflarda uygulanacağı, sonraki bir tarihte de tamamının aynı yıl uygulanacağı söylenmişti. Ne yazık ki müfredatın 1.,5.,9. Sınıflar düzeyindeki kitapları yazıldı. Diğer sınıfların ders kitaplarının üç yıl içinde yazılması planlanmış bulunuyor. Bu Cumhuriyet karşıtı ders kitaplarının yazımının ve okutulmasının engellenmesi gerekmektedir. Bunun için var olan bütün yasal yollar denenmelidir.

Programla ilgili eleştirilecek daha pek çok şeyler var. “ Gayrimilli Eğitim,2018, Kaynak Yayınları” kitabıyla, AKP’nin “Gayrimilli Eğitim Politikası”nı kitaplaştıran eğitimci/ yazar Mustafa Solak’ın yapıtının III. Bölümünde bu yeni müfredatla ilgili ayrıntılı bilgi bulabilirsiniz. Muhteşem bir çalışma olmuş. Yazarını kutluyorum!

Yeni Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Ziya Selçuk’un 23 Ekim 2018’de açıkladığı “2023 Vizyonu”nda kulağa hoş gelen, eğitimde yeni bir reform yapılacağını açıklıyor ama 2017 öğretim programı hakkında hiçbir şey söylemiyor. Eğitim sistemimizi felce uğratan uygulamaları ortadan kaldırmadan, kanser hücrelerini yok etmeden nasıl bir yenilik yapılacak pek bilinmiyor. Özetle, belgede gelecek zamanlı yüklemelerle biten ve gerçekleşmesini istediğimiz çok iş var. Bunlara bir itiraz eden de yok. Ancak, olmayacağını, olamayacağını bile bile asıl beklentimiz, belgede yer almayan ama eğitimimizin somut, canlı gerçekleriyle ilgiliydi. Örneğin:

Tarikat-cemaat işletmesi sıbyan mektepleri, medreseler ne olacak? Devlet okullarında cirit atan dinci vakıflar dışarı edilecek mi? Ya malum sendika eliyle atanan liyakat yoksunu yöneticiler? Piyasa ekonomisine göre işleyen kolejlere pazarlanan çocuklar? Denetimsiz akçalı projeler? Atatürk’ün ve laik Cumhuriyetin temsil ettiği değerleri ve bilimi dışlayan 2017 Öğretim programlarının içeriğinin değiştirileceğine dair ve Cumhuriyete karşı yazılması düşünülen bilim dışı kitaplar hakkında ne düşünüyor? Sistemin belası olan 4+4+4 kesik kademelendirmeye son verip 1+5+3+4 zorunlu eğitimi getirmeyi düşünüyor mu? Bunlardan haberi yokmuş gibi davranan bir bakandan fazla ümit var olmak olanaksız görünüyor!

AKP döneminde eğitimde Gericileşmenin ve Çöküşün nedenlerinden birinin MEB’in hazırladığı çağdışı öğretim programları olmakla beraber diğer nedenlerde çok önemlidir. Bunların bazıları:

1.    AKP dönemi Milli Eğitim Bakanlarının, Ziya Selçuk hariç, eğitim alanında yeterince deneyimlerinin olmaması, hepsinin Recep Tayip Erdoğan’ın talimatları ve görüşleri doğrultusunda hareket etmek zorunda kalmaları,

2.     Milli Eğitim Bakanı değil de devlet başkanının oğlu tarafından MEB üst düzey yöneticilerine ‘bütün okulların İmam Hatipleştirileceği’ direktifinin verilmesi,

3.    Ülke çapında yapılan merkezi seçme ve sıralama sınavlarının şifrelenmesi, soruların ve yanıtlarının belli, kesimler tarafından çalınması, puanlamalarda, yerleştirmelerde büyük yanlışlar yapılması, yetkililerin zamanında bunlara gerekli önlemleri almaması, hatta sahiplenilmesi,

4.    Diyanet ya da çeşitli din görevlileri tarafından bilim dışı açıklamalara müdahale edilmemesi, düzeltme yapılmaması,

5.    Yetkin olmayan kişilerin bazı öğretim programlarını yanlış ve uydurma bilgilerle yazmaya çalışmaları ve yeni bir tarih yazma çabaları. Yetkili makamlarda bulunanların buna göz yummaları,

6.    Liyakate değil de yandaşlığa dayalı öğretmen ve okul yöneticisi atamaları,

7.    Öğretim hizmetlerinin pahalılaştırılması, eğitimde fırsat ve olanak eşitliği ilkesinin çiğnenmesi, böylece varlıklı ve yoksul arasındaki farkın daha da derinleştirilmesi,

8.    Ülkeyi yönetenlerin özellikle kadınların yaşam biçimine, kaç çocuk doğuracağına, doğumu hangi yöntemle yapması gerektiğine karışması, kadın ve erkeğin eşit olmadığı görüşünde ısrar edilmesi.

9.    Gizli açık bir biçimde 18 yıldır Anti-Atatürkçü bir eğitim politikasını adım adım uygulayarak laik Cumhuriyeti ve onun birikimlerinin yok edilmesine halkın  belli bir kesiminin seyirci kalması.

Sonuç olarak diyebiliriz ki:

Son 18 yıldır yapılan tüm öğretim programları çağdışıdır. Tüm eleştirilere karşın uygulamakta ısrar edilmektedir. Eğitimin temel araçlarından biri olan ders programları yetkin olmayan kadrolarca Türk Milli Eğitiminin amaçlarına ve demokrasi ilkelerine aykırı olarak hazırlanmıştır. Programlar gericileştirilmiş, bilim dışına kaydırılmış, Cumhuriyet, Atatürk ve bilim karşıtı bir içeriğe büründürülmüştür. Bu yetkisiz kişilerin hazırladıkları metinlerin bilimsel yanlışlarla dolu olduğu görülüyor. Hazırlanan bu programlar, Anayasanın amir hükümlerine, AİHM kararlarına, Türk Milli Eğitimin Amaçlarına, Genellik ve Eşitlik, Bilimsellik, Süreklilik, Laiklik,  Zorunlu Eğitim İlkelerine aykırıdır. MEB’in hazırlayıp uyguladığı programlar bilim dışı, yanlış din bilgileri ve hurafeler içeren, FETO ya da bazı dinci grupların, sendikaların, Vakıfların yayınlarında gösterdikleri hedeflere ve söylemlerinde savundukları görüşlere hizmet etmektedir. 2017 öğretim programı, Cumhuriyetin ülkeye kazandırdığı bütün değerleri yok etmeye, yerine Ortaçağ değerlerini öğretmeye çalışmaktadır. MEB,  hazırladığı öğretim programları ile belirlediği ortaçağ insanını Cumhuriyet öğretmenleriyle yetiştiremeyeceği endişesiyle Hizmet Vakfı, Ensar Vakfı, Birlik Vakfı, Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) ve İlim Yayma Cemiyeti gibi çeşitli dini kuruluşlarla eğitim anlaşmaları yapmıştır ve böylece amacına ulaşmayı garantiye almak istemiştir. Türkiye gibi büyük bir ülke, bilimsel yöntemlerle hazırlanan ve geliştirilen, kendi özelliklerine uygun bir programı hak etmektedir. Öğretim programlarının niteliği, ülkemizi hak ettiği yere taşıyacak kuşakların yetiştirilmesi açısından çok önemlidir. Bunu gerçekleştirmeden insanımızın çağdaş ülkelerin bireyleriyle yarışma şansı yoktur.

Son Söz: Yüce Atam, Söz Veriyoruz!

Kurduğun ve bize emanet ettiğin Türk Bağımsızlık ve Cumhuriyetine uzun yıllardır yapılmakta olan yıkım planlarına ve uygulamalarına karşı, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili gibi görünen dış güçler ve onun uzantıları olan içteki işbirlikçilerini dehşet içinde izliyoruz. Cebren ve hile ile kozmik odalara girildi. Ergenekon, Balyoz kumpasıyla ordumuzun özgürlük, bağımsızlık ve cumhuriyet sevdalısı her düzeyde iyi yetişmiş subayı, demokrat gazetecileri, cesur televizyoncuları,  güçlü rektörleri,  öğretim üyeleri,  milletvekilleri ve parti başkanları vatan hainliği, demokrasi düşmanlığı ve darbe planlama/ aklından geçirme vb. ile suçlanarak zindanlara atıldı. Kimileri de yaratılan bu dehşet ortamında korkutularak sindirildi. Ülkemizin kılcal damarlarına kadar sızdırılmış, yerleştirilmiş FETO örgütünün dış destekli darbe girişimi sonrası suçlu suçsuz birbirine karıştı. Şanlı ordumuza darbe yapıldı. Millet, kurulan bu düzenlemede işsiz, güvencesiz, yoksulluk ve çaresizlik içinde harap ve bitap düşmüş, yönetenlerin sadakasına muhtaç hale gelmiştir. Şaibeli Anayasa değişikliğiyle, şeriat öğretmeyi amaçlayan öğretim programlarıyla laik Atatürk Cumhuriyetini yıkıp yerine İslam Cumhuriyeti kurmanın hazırlıkları yapılmaktadır.

Yüce Atam!

Bütün bu ahval ve şerait içinde görevimizin Türk bağımsızlık ve Cumhuriyetini kurtarmak olduğunu, damarlarımızdaki asil kanda bu kudretin var olduğunu biliyoruz.

“Özgürlük ve bağımsızlık bu ülkenin karakteridir”.Bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olan ülkelerin işgalinden, yoksul ve çaresiz bırakılmış on milyon nüfusla Kurtuluş Savaşı vererek liderliğinizde ülkemizi nasıl temizlediysek,  seksen milyonla ve onun bağrından çıkmış milyonlarca seveninizle bunu yine ve daha güçlü bir biçimde yaparız. Dünyada Mustafa Kemal gibi bir deha yetiştirmiş başka bir ülke yoktur. Ne Mutlu Bize! Ne Mutlu Türküm Diyene!

Prof. Dr. Süleyman BOZDEMİR

Kaynakçalar

1. Mustafa Gazalcı, “Cumhuriyetin Eğitim Devrimi”, 2014, Öğretmen Dünyası Yayını, Ankara.

2. Mustafa Solak, “Gayrimilli Eğitim”, 2018, Kaynak Yayınları No: 916

3.  Prof. Dr. F. Dilek Gözütok, “Eğitimde Gericileşmenin Son 15 Yılı”, Öğretmen Dünyası, Ekim 2017 sayısı.

4.  Prof. Dr. Süleyman Çelenk, “ Elyazısı Uygulaması ve Kaçırılan Bir Fırsat”, Öğretmen Dünyası, Ağustos 2017 sayısı.

5.  Funda Karapehlivan, “AKP Dönemi Eğitim Politikalarına Bir Bakış”, HEINRICH BÖLL STIFTUNG Derneği Türkiye Temsilciliği, İnternet ortamı.



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>