YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







Trafikte Saygı
Yazar: OYTUN ARSLAN | Tarih: 18/02/2010 | Saat: 13:14

Her zaman merak etmişimdir, çok saygılı, yardımsever, misafirperver olarak bilinen Türk milleti neden trafiğe çıktığında önü alınamaz bir canavara dönüşür. Acaba yanlış mı öğretildik, biz böyle özelliklere hiçbir zaman sahip olmadık mı? Eğer ki diyelim öyle bir milletiz, bunu altımızda araba varken neden uygulayamıyoruz?

Türkiye’nin hemen hemen her şehrinde trafik sorununu yaşamak mümkün. Trafik kavramından anladığımız sadece motorlu vasıtalar olduğu için, trafikteki her uygulamamızda yayaları (ve esamesi dahi okunmayan bisikletleri) ihmal ediyoruz. Yolları arabalar için yapıyoruz, kavşakları arabalar için düzenliyoruz, trafik ışıklarını arabalara göre ayarlıyoruz. Yaya mı, o da neydi!

Unutuyoruz ki her insan bir yayadır, arabası olan kişi de arabasını park ettikten sonra (ki mecburen bir yere park edecektir) yayadır. Yani yayalar teorik olarak aslında bir şehirdeki nüfus kadardır, arabalar ise kendine bir araç satın alabilenler kadar. Buna rağmen yayaları trafikte önemsemiyoruz, önemseyemiyoruz. Hal böyle olunca da, kendini bir seviye üste çıkarmak, değer görmek isteyen insanlar -gereksin ya da gerekmesin- çareyi kendilerine bir araba satın almakta buluyorlar. Haksızlar mı, bence üzerinde düşünmeye değer... Fakat bunun sonucunda yollarda daha çok araç, daha çok trafik ve daha çok sorun birikiyor.

Yazının başında söylediğim gibi, evimizdeki misafire gösterdiğimiz saygıyı yolda arabanın içindeyken gösteremiyoruz. Hatalara tahammül edemiyoruz. Ben beklerdim ki tam tersi olsun. Sebebini uzun uzun düşündüm ve en sonunda şöyle bir yargıya vardım: Güç Türk insanının hoşuna gider, ve bu güç elindeyken onu hoyratça kullanmaktan hoşlanır. Şimdi birkaç bin sene öncesine gidelim, arabaları bir kenara bırakalım, onların yerine atları düşünelim. Dünyanın en iyi ata binen toplumu, atın hızının ve gücünün avantajıyla dünyanın değişik yerlerini fethediyor. Onun için 3 şey en önemli, at da bunların başında geliyor. Şimdi atlar yok, ama onların yerini arabalar aldı. Ufak bir fark var sadece, o zamanlar toplum atını kendi „üretirken“, şimdi arabası için başka toplumlara muhtaç kalıyor.

„Kontrolsüz güç, güç değildir“ diye bir reklam sloganı vardır, tam da bize uygundur bana kalırsa. Arabaya binmenin kişiye güç kazandırdığı malum, ama kontrolsüz bir şekilde kullanılan bu gücün sonunda ülkemizde „trafik canavarı“ diye kavramlar ortaya çıkmış oldu. Hatta belki de en kötüsü, kazaları kanıksar duruma geldik, artık televizyonlardaki trafik kazası haberlerine (özellikle tatiller sırasında) hiç şaşırmıyoruz, tepki vermiyoruz.

Yaya olmak Türkiye’de zor zanaat. Kaldırımların yetersizliği ve düzensizliğini geçelim, yaya geçitleri işlevini tamamen yitirmiş durumda. Yaya geçitlerinde (ışıksız olanlar) yayanın tartışmasız üstünlüğünün olduğunu, araçların geçitte yaya gördüklerinde durmaları (!) gerektiğini ben söylemiyorum, bizim ülkemizde de Almanya’da da geçerli olan trafik kuralları söylüyor. İyi de, neden bizde uygulanamıyor da Almanya’da uygulanıyor? Sebep belli, karşılıklı saygı ve buna rağmen yoldan sapanlar için caydırıcı cezalar. Türkiye’de her karşıdan karşıya geçtiğimde yüreğim hop ediyor, ben trafik ışığını takip ediyorum, ama sürücüler takip etmiyorsa elimden ne gelir... Evinde haberleri izlerken ezilenlerin, mağdurların yanında olan kişi, aynı masum duyguları trafikte besleyemiyor, elindeki gücü en kötü şekilde kullanıyor. Nasıl bir çelişki bu?

Türkiye’de hasbel kader araba sürerken, yaya geçitlerinde yayalara yol vermeye özen gösteriyorum. Ama benim yanımdaki şeritte giden araç aynı şekilde yol vermedikçe, benim durmam hiçbir mana teşkil etmiyor, çünkü yaya yine karşıya geçemiyor. Olay öyle bir duruma gelmiş ki, münferit çabalarla bu işin önüne geçilemiyor. Top yekûn bir bilinç yaratılmak zorunda. Hadi şimdiki nesilde iş işten geçti diyelim, bari önümüzdeki nesilleri kurtaralım diyelim, o da mümkün değil. Ehliyetini yeni alanlar da, babalarından ne gördülerse öyle davranıyorlar, ehliyetlerini ne kadar zor koşullar ve sınavlarla (!) elde ettikleri hepimizin malumu (Esef edilecek bir durum, ama zamanında ben de ehliyetimi bu şekilde aldım). Medeni ülkelerde ehliyete sahip olmanın nasıl çetrefilli bir yol olduğunu söyleyerek, bu prosedürü bizim ülkemizdekiyle karsılaştırmanızı da sizlerden bilahare rica ediyorum. Ehliyet alma prosedürünün ‘angarya’ sayılmaktan öte anlamları olması gerektiğini kaç insan kaybedince anlamamız lazım acaba?

Hani aslan yattığı yerden belli olur derler ya, bence medeniyet de trafikten belli olur. Gelişmiş ülkeler diyerek öve öve bahsettiğimiz ülkelere boşuna bu unvanı vermemişler, biraz üzerinde düşünmek gerek sadece. Sokaklarında özgürce dolaşabildiğiniz Avrupa kentlerine gidin, şehir merkezlerinin yayalaştırıldığını görürsünüz. Bu kentler, şehrin hâkimiyetini otomobillere bırakmamak için ardı ardına yayalaştırma politikaları güdedursunlar, bizler onca uğraşlar vererek araçlara kapatıp insanlara teslim ettiğimiz caddelerimizi (bkz. İstiklal Caddesi, İstanbul) araç trafiğine açmak için türlü cambazlıklar yapalım. Şehrin belli merkezlerini araçlara kapatmanın gericilik olduğunu savunanlara, esnafın ekonomik hayatını bitireceğini düşünenlere dünyanın başka şehirlerini dolaşmalarını tavsiye ederim. Şunu da burada belirtmem gerekir ki, tabii ki bahsettiğim despotça bir yasaklama değil, gerekli planlamalarla kimseyi mağdur etmeyecek bir yaklaşım.

Gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkeler arasındaki farkı görmek için trafiğe bakmanızı öneririm. Bir tarafta yayalara yol veren, hız limitlerine uyan, kırmızı ışıkta geçmeyi cinayet addeden sürücüler; diğer yanda yaya geçitleri kendileri için hiçbir şey ifade etmeyen, tam gaz gitmeyi güç gösterisi kabul eden, altındaki makinenin beygir gücüne aldanıp her şeyi yapmakta özgür olduğunu sanan sürücüler. Birincisinde yaya olmanın keyfini sürerken, ikincisinde potansiyel bir ölü ya da yaralısınız. Sormak isterim, siz hangisinde yaşamak isterdiniz?

Oytun ARSLAN

TU Darmstadt



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • ERDOĞAN YİNE YARGIYI ELEŞTİRDİ: HESABI VEREN BEN BANA ZULMEDEN O...
    31/08/2010
    Başbakan  Erdoğan, Danıştay başta olmak üzere yargıya sert çıkarak, “İnanın>>

  • REFERANDUM ANKETİNE LÜTFEN KATILIN
    28/08/2010
    12 Eylül 2010 günü yapılacak “Anayasa Değişikliği” konusundaki halk oylaması>>

  • Vali Çoş'tan Turistleri Kızdıran İcraat
    22 Ağustos 2010 Pazar
    Uygulamaları ve sözleriyle gündemden düşmeyen Aydın'ın Valisi Çoş yine manşetleri süsledi!>>

Devam >>


  • TARİHİ TEPEBAĞ AYAĞA KALDIRILIYOR
    12/07/2010
    ADANA- Adana Tepebağ ile Kayalıbağ mahallerindeki kültürel varlıkların kazı ve>>

  • BİLKENT’li iki öğretim üyesine inovasyon ödülü
    02/07/2010

  • KARDELEN ELİF: DEVLET ŞEHİT EŞİMİN ÖCÜNÜ ALACAK
    28/06/2010
    İSTANBUL Halkalı'daki askeri servis otobüsüne bombalı saldırıda şehit düşen askerlerden>>

Devam >>


  • ÇDSO MAYIS PROGRAMI
    03/05/2010
    Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası konserleri, Mayıs ayında da cumartesi ve pazar günleri>>

  • ADT NİSAN PROGRAMI
    15/04/2010
    Adana Devlet Tiyatrosu'nda etkinlikler Nisan ayında da devam ediyor.>>

  • ÇDSO NİSAN PROGRAMI
    15/04/2010
    Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası konserleri cuma ve cumartesi günleri devam ediyor.>>

Devam >>