YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







AK-ŞAKA

REFERANDUM MANZARALARINDAN TÜKENMİŞLİK SENDROMUNA...
Yazar: ERDAL AKALIN | Tarih: 13/05/2017 | Saat: 21:31

Referandumda Kent Manzaraları!..

Referandum olarak tanımladığımız ‘Halk Oylaması’, şaka yollu iki ayı aşkın bir süre tüm yurdu etkileyen bir görüntü çizmişti.  Tabii ki, tek tek ele alırsak bütün kentlerimiz bu hengamenin birer parçaları olmuşlardı.

Bu yazımızı Mersin kenti ağırlıklı yazacak olsak da, sanırım tüm şehirlerimizin manzarası farklı olmamıştır.  Arzu eden okurlarımız, yazıda adını geçireceğimiz Mersin kenti yerine kendi şehirlerinin adını düşünerek konuyu değerlendirebilirler.   Zaten amacımız bu olguyu izlemesini beklediğim bir erken seçim sırasında da neleri yaşayabileceğimizi anlamak üzerine kurgulanmıştır.

Konuyu öncelikle demokrasi bileşenlerinin lideri konumundaki CHP ile başlamak isterim.  Sıraya da diğer büyük gruplar olan AKP ve MHP adına da tespitlerim olan çalışmaları tabii ki ekleyeceğim.

CHP İl Başkanlığı, öncelikle birkaç büyük katılımlı salon toplantıları ile yola koyulmuştu.   Bu amaçla da Yenişehir Belediyesi tarafından kente kazandırılmış olan ‘Yenişehir Atatürk Kültür Merkezi’ devamlı ev sahipliği yaptı. 

İlk toplantı sırasında öncelikle küçük salonla başlanan panel çalışması, yoğun katılımcılar nedeni ile diğerlerinde yerini büyük ana salona bırakmıştı.   Büyük salonun da tamamen dolu olduğunu görmemiz kent insanlarının heyecanına işaret etmekte idi. 

İlk panelistler Mersin Milletvekili Sayın Fikri Sağlar ve Cumhuriyet Gazetesi Ankara Büro Şefi Erdem Gül olmuştu.   CHP İl Başkanı’nın kolaylaştırıcı olduğu panelde yapılan konuşmaların yıldızı Fikri Sağlar olmuştu.

İkinci büyük panel, beklenen izdihamdan ötürü ana salona alınmıştı.  Koltukların nerede ise tamamen dolduğu toplantının katılımcıları CHP Milletvekili Veli Ağababa ve Sayın Umut Oran’dı.   Özellikle Umut Bey, bolca alkışlandı.

Diğer panelde sıra hukuk insanlarına gelmişti ki, beklenen konuklar Sayın Prof. Süheyl Batum ve Doç. Ümit Kocasakal olmuştu.   Bu toplantı da çok doyurucu ve tasarının hukuki yönlerine ışık tutan bilgilendirici bir çalışmaya adını yazdırmıştı.

Panel çalışmaları devam ederken, Mersin kentinin CHP Milletvekilleri de kolları sıvamışlardı.  Sayın Fikri Sağlar, Mersin’in nerede ise tüm ilçelerini ve hatta beldelerini gezerek toplumla bütünleşmeye çaba gösteriyordu.  Ek olarak tüm yurt bazında davet edildiği birçok kente üşenmeden giderek kişisel çalışmalarına hız kesmeden devam ediyordu.

Bir diğer çalışkan milletvekilimiz Sayın Serdar Kuyucuoğlu olmuştu.  Durup dinlenmeden, hemen her gün her ilçeye ve beldelere ziyaretler yaparak halk oylaması için halkımızı bilgilendirdi.  Yetmedi, bizzat finanse ettiği iki tane ‘Hayır Evi’ aracılığı ile büro çalışmaları da yaptı.

Kentimizin diğer milletvekilleri olan Sayın Aytuğ Atıcı ve Sayın Hüseyin Çamak, halkımızın özümsediği doktor milletvekilleri olarak ve fazla medyatik olmamaya özen göstererek halkla bütünleşmeye devam ettiler.

Tabii CHP teşkilatı, il ve ilçe bazında da geri durmamış ve çalışmalarına aralıksız devam etmişti.  Üyeliğimin kayıtlı olduğu Yenişehir CHP İlçe Başkanlığı ise, tüm çalışmalarına ek olarak adına ‘Hayır Pilavı’ dedikleri etkinlikleri özel bir çaba olarak devreye sokmuşlardı.

AKP ise Sayın Bakan Lütfü Elvan liderliğinde tüm Mersin’i adım adım geziyordu.  Sayın Bakan, AKP teşkilatı ile ilçe ve beldeler yanında resmi kurumları da ziyaret ederek ve bir kez de Çukurova Radyosu’nun konuğu olarak çalışmalarına ara vermedi.  Sayın Lütfü Elvan’ın programın asıl yürüteni olması hasebi ile kentimizin AKP Milletvekilleri ister istemez gölgede kalmışlardı. Sanırım bu çalışmaları yakından izleyen sevgili Harun Aslan’da bilgi daha yoğundur.

AKP Milletvekilimiz Sayın Hacı Özkan, kendi dünyasında çalışmalarını sürdürdü izlediğim kadarı ile.  Kişisel hüneri olan ‘Tantuni Yapmak Ustalığını’ sanırım kendisi ile çalışma yapmak için gelen AKP li konuklara bizzat tattırdı.  Hatta Erdemli İlçesi ziyaretinde de kendisine tasarının hukuksal alt yapısını soran muhtemelen münafık bir dinleyiciye ibretlik bir yanıt vermişti; “Parti büyüklerimiz bu kararı verdiler ve bize evet dememizi tembihlediler.  Ben evet diyorum ve sizlerin de evet demenizi istiyorum!”

İzlenimlerim arasında AKP Kadın Örgütü’nün ev ziyaretleri yaptığını da saptamıştım.  Muhtemelen CHP ve belki de MHP partisinin kadınları da benzer çalışmaları yapmışlardır.

MHP’nin ağır topları Prof. Ümit Özdağ ve Prof. Yusuf Hallaçoğlu’nun Mersin İlçeleri ziyaretlerinde maalesef bazı MHP li muhalif gençlerin sevimsiz ve saldırgan adımları oldu.  Neyse ki, Mersin Emniyet Teşkilatı konuyu büyümeden önlemişti.  

MHP adına kanımca yıldızlaşan Sayın Meral Akşener de muhalif ve militan kimlikli MHP gençlerinin hedefi olmuştu.  Ama o yiğit kadın bunlara kulak asmadı bile.

Mersin Valiliği ve Emniyet Teşkilatı, diğer kentlerde daha yoğun olan ‘Hayır’ savunucusu insanlarımızın ve gençlerimizin karşılaştığı sıkıntıları dikkate alarak, kentimizde bu dönemin ağır hasarlı olmadan atlatılması adına zarafet gösterdi denebilir.  Alkışa değer ölçüde dikkatli davrandılar.    

Halk Oylaması çalışmalarının bize yol gösterici olan tarafı, bu olgunun muhtemelen yakınlaşan ikinci devresi adına sadece siyasetçilerin değil, tüm T.C. Vatandaşlarının ortak ve özverili bir örgüt çalışması yapması gerektiğinin dersini vermiş olmasıdır.   Özellikle sosyal medya gerçeğinin demokrasi birleşenlerince doğru kullanılarak,  Ak-trollara pabuç bırakmamak gerektiğini becerebilmemiz gerekmektedir!..

***

Referandum sonucunun hayal kırıklığı yaratması doğal. Yasal kılıfa sokulmaya çalışılan % 51 ve karşı tarafta % 49. Ama direnmek lazım, bu konuda örnek olacak bir kitap var. Son yılların bu gözde kitabı Cumhuriyet Yayınları arasında ince bir kitapçık; “Öfkelenin” adıyla okuyucu ile buluşturulmuştu.

***

Direnmek Adına Öfkeleniyorum !..

Kitabın yazarı 93 yaşını dolduran Stephane Hessel, bir Fransız aydını.  İkinci Dünya Savaşı’nı yaşamış ve Fransızların “Direniş” örgütlenmesine katılmış. Birleşmiş Milletler bünyesinde “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi” yazılımında etkin görev almış. Cezayir’in bağımsızlığını savunmuş ve şimdilerde de Filistin Halkı adına destek çabalarını esirgememiş bir aydın kişi, daha doğrusu çağımızın bir filozofu Hessel.  Daha doğrusu filozoftu demek gerekiyor, zira aramızdan ayrılarak ebediyete uçtu.

“Öfkelenin” adı ile dilimize de kazandırılan kitapçığı aslında bir çağdaş insanlık manifestosu olarak kabul ediliyor. 21. yüzyıl manifestosu olarak adlandırılan bu eseri ile dünya aydınlarına, özellikle gençlere sesleniyor Stephane Hessel. Günümüzün neo-liberal masallarına karşı bizleri uyarıyor.  Çevreye duyarlı olmaya, sosyal adaletsizliğe, tekelci sermayenin diktatörlüğüne karşı çıkmaya, insan haklarına her türlü saldırıya, ifade özgürlüğünün engellenmesine, insan onuruna ve emeğe saygı duymaya davet ediyor bizleri.  Bu özgün değerlere engel olan düzene karşı direnmeye çağrı yapıyor.  Direniş adına barışçıl yöntemlerle düzene karşı öfkelenmeye çağırıyor tüm insanları.

Bendeniz bu kitapçığı birkaç kez, tekrar tekrar okudum.  Sonunda ülkemizin ve dünyanın içerisinde yuvarlandığı çağdışı düzene karşı kendimce direnmek adına öfkelenmeye karar verdim.  Bu manifestoyu okuyunca, eminim sizler de benim gibi düşünecek, çarpık sisteme karşı direnmek adına öfkeleneceksiniz!  

Öfkeleniyorum; ülkemizin çarpık ekonomik sistemine direnmek adına!

Öfkeleniyorum; adına demokrasi oyunu denen, ama erkler arası bağımsızlığın olmadığı ve hatta yok edildiği komediye direnmek adına!

Öfkeleniyorum; yargının adalet kavramı adına yürütme erkine teslim olmasının yanlışlığına direnmek adına!

Öfkeleniyorum; yüksek yargıçların yasaları yok sayabilerek, halk oylamasını kuşkulu kılar hale düşürmelerine direnmek adına!

Öfkeleniyorum; çünkü masumiyet karinesinin yok sayılarak uzun tutukluluk sürelerinin rutin hale getirilmesine direnmek adına!

Öfkeleniyorum; demokratik gelişmeler adı altında OHAL uygulamasının uzatılmasına ve ülkem insanlarının kamplara bölünmesine taviz verilmekte olmasına direnmek adına!

Öfkeleniyorum; devlet güvenliği maskesi adı altında T.C. Vatandaşlarının kişisel özgürlüklerinin ve evrensel insani haklarının baskı altına alınmasına direnmek adına!

Öfkeleniyorum; Türkiye Cumhuriyeti’nin tek vatan toprağı, tek bayrak, tek resmi dil ve tek ulus bütünlüğünün yanlış yorumlanmasına bilerek veya gafletle katkıda bulunanlara direnmek adına!

Öfkeleniyorum; basın ve ifade özgürlüğünün yok edilmesine ve hatta basılmamış kitapları bile suç sayan zihniyete direnmek adına!

Öfkeleniyorum; genç insanların terör belası nedeni ile yaşama haklarının ellerinden alınmakta olmasına direnmek adına!

Öfkeleniyorum; gözde sporumuz olan futbola bile şike karıştırılmış olmasının dayanılmaz hafifliğine direnmek adına!

Öfkeleniyorum; her ne kadar devletin kırmızı kitabından adı silinmiş olsa bile irtica belasının ve siyasette dinci teslimiyetin etkinliğinin göz ardı edilmesine direnmek adına!

Öfkeleniyorum; üstelik TSK tarafından hazırlanmış olan Çanakkale Savaşlarını anma etkinliğine çağrı yapan afişlerde bile Mustafa Kemal Atatürk’ün adının geçmemesini içtenlikle sindirememeye direnmek adına!

Öfkeleniyorum; hekimlerin serbest hekim olarak muayenehanelerinde çalışabilmek özgürlüklerinin yok sayılmasına ve Deli Dumrul örneği yürütülen Sağlıkta Değişim Programının çarpıklığına direnmek adına!

Öfkeleniyorum; onlarca saygın gazetecinin aylardır süren Silivri mekânlarında tutuklu olarak özgürlüklerinden ve mesleklerinden engellenmiş olmalarına direnmek adına!

Öfkeleniyorum; suçlulukları henüz kanıtlanmamış seçilmiş milletvekillerinin halen kapalı mekânların küçük hacimlerinde yaşatılmalarına direnmek adına!

Öfkeleniyorum; ülkemin doğasının ve çevre korumacılığı ilkesinin madencilik şirketlerine ve minyatür HES’lere kurban edilmesine göz yumulmasına direnmek adına!

Ve…

Öfkeleniyorum; ABD ve AB patentli BOP denen ve sonunda da ülkemizi bölünmeye götürebilecek eylemlere katkı yapan siyasilere direnmek adına!

Öfkeleniyorum, öfkeleniyorum ve öfkeleniyorum!..

Bu kitapçığı halen okumamış olanlar varsa, okuyunca sizler de benim kadar, belki de benden daha fazla öfkeleneceksiniz, eminim; tüm çarpıklıklara direnmek adına!..

Kıssadan hisse: “En önemlisi, dünyanın neresinde olursa olsun, her haksızlığı kendinize yapılmış gibi hissetme kabiliyetinizi koruyabilmenizdir. Bu bir devrimcinin en önemli özelliğidir!”    (Che Guevera).

***

İkinci Devre Hazırlıkları!..

Referandum sona ermiş ve YSK’nun kararı ile evet cephesi henüz galip ilan edilmişken, Sayın Deniz Baykal’ın medyaya yansıyan tarihsel bir demeci gündeme düşmüştü. Sayın Baykal; ”Maçın birinci devresinin sona erdiğini ama henüz ikinci devrenin oynanmadığını” ifade buyurmuştu.

Son günlerin hızlı gelişmeleri Deniz Baykal’ın ikinci devre için ısınma turlarına başlamak gerektiğinin tespitinin zaruretini ortaya koymuştur.

İzlediğimiz kadarı ile öncelikle Angora evlerinde Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu konuk eden Deniz Bey, arkasından Ahmet Hakan’ın programına konuk olmuş ve fikrini olabildiğince açık olarak bizlerle paylaşmıştır.

Sayın Baykal, hayır diyen demokrasi birleşenlerinin birlikteliği soğumadan ve gruplar dağılmadan harekete geçerek yeni dönem adına hazırlık yapılmasını önermektedir.

Anladığımız kadarı ile Deniz Baykal, Sayın Recep Erdoğan’ın AKP üyesi olmak ve 21 Mayıs’ta da genel başkan olmak acelesinin arkasından bir erken seçim gelebileceğini tahmin etmektedir.   Zira Sayın Erdoğan, hayır cephesinin demokrasi safında bütünleşmiş olanlarının iyice kemikleşerek kendisine karşı bir güç oluşturmasının önünü keserek, referandum kazançlarını kullanmak arzusundadır tahmini, yabana atılacak bir öngörü değildir.

O halde hayır cephesinin kendi aralarında işbirliğini geliştirerek ve ortak bir alternatif cumhurbaşkanı üzerinde mutabakata varmak için hızlı eyleme geçmesinin doğru olacağını açıktan kabullenmemiz gerekmektedir.

Sayın Baykal, doğru bir siyasi jest yaparak olabilecek yeni seçimde Sayın Tayyip Erdoğan karşısına çıkarılacak cumhurbaşkanı adaylığının yedi yıldır CHP Genel Başkanı olarak görev yapan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun hakkı olabileceğini söylemiştir. Ancak Sayın Kılıçdaroğlu bu göreve hazır olmadığını ve aday olmayacağını ifade buyurursa, bu kez yeni adaylar için çalışma yaparak kabul gören bir isim etrafında birleşmek gerektiğini vurgulamaktadır.

Bu alternatif adayın kendisi olup olmayacağı konusu ile ilgili Ahmet Hakan’ın ısrarlı sorularına açık bir yanıt vermekten sakınmıştır. Çünkü önceliğin Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na ait olduğunu tekrarlamıştır. Şayet Kemal Bey, konuyu çok uzatmadan evet veya hayır diye bir yanıt verebilirse, o zaman Deniz Bey’in kişisel kararını öğrenebileceğimizi sanmaktayız.

Deniz Bey, Erdoğan karşısına aday olarak çıkacak siyasetçinin, referandum sonucu sonrası cumhurbaşkanına verilen büyük yetkileri kabul etmeyeceğini ve yeni bir yasa ile tekrar parlamenter sistemin ağırlık kazanacağı eski sisteme dönüleceğini taahhüt etmesinin gerekli ve ülke geleceği için zorunlu olduğu kanaatindedir.   AK-ŞAKA olarak da bizi kimler anlar veya dinler ve önemser derken, aynı kanıda olduğumuzu okurlarımla paylaşmak isterim.

Sayın Baykal’ın önerisinin havada kalmamasını ve tüm demokrasi birleşenlerince benimsenmesi gerektiğini düşünüyorum.   Tabii ki, bu süreçte gerek CHP kanadından ve gerekse diğer siyasi oluşumlardan başka aday isimleri de görebileceğiz.  Bu doğrudur ve demokratik bir yarışma içinde üslubunca yapılmalıdır.  Önemli olan % 49’luk kesimin onayı alabilecek ve tüm demokrasi birleşenlerince etrafında kenetlenebilecek bir yeni aday üzerinde anlaşabilmektir.   Şu aşamada ülkemizin bu anlayış ve uyuşma birliğine şiddetle gereksinimi vardır. 

Daha önce bir Ekmelleddin İhsanoğlu’nun sürpriz adaylığı üzerinden yapılan yanlışlığa düşmeden ve ısmarlama bir aday adayı saptamadan, kanımca Sayın Deniz Baykal’a kulak vermenin yerinde olacağına inanmaktayız.  Sayın Baykal’ın siyaset deneyimi en azından kendisini doğru anlamamız gerektiğine kefalet sayılmalıdır!..

Ve bir diktatör fıkrası ile bitirelim yazımızı;

Şili diktatörü Pinochet bir gün kılık değiştirip sinemaya gider.

Salondaki yerine oturur. Kimse onu tanımamıştır.

Derken ışıklar söner. Film başlar.

Filmin bir sahnesinde Pinochet'in görüntüsü gelir perdeye.

Sinemadaki bütün seyirciler ayağa kalkıp alkışlamaya ve Pinochet lehinde tezahürata başlar.

Durumdan memnun Pinochet yayıldıkça yayılır koltuğa.

Keyfi yerinde gururla perdeye bakmaktadır.

Yan koltuktaki adam Pinochet'in kulağına eğilir:

"Arkadaşım salon sivil polis dolu.

Bu it için kendini astırmaya değmez.

Ayağa kalk ve sen de alkışla."

Kıssadan hisse: “Deneyim, yaşamın sana kel kaldıktan sonra bir tarak vermesidir!”

***

Tükenmişlik Sendromu!..

Tükenmişlik Sendromuna duçar olmuş bir kişi, duygusal motivasyonunu ve başarabilmek gücünü yitirmiş bir kişidir. 

İstek, güç ve çaba göstermek hasletini kaybetmiştir.  

Artık kendisini yetersiz hissetmekte ve yenilgiyi peşinen kabullenmiş olmaktadır.

Kendisi ile olumlu duygularını yitirmiş ve olumsuz bir karakter sergilemeye başlamıştır.

Artık kendisine görev olarak tanımladığı konu veya konulara ilgisi kalmamış ve hem beynine ve hem de bedenine güvensizlik virüsü girmiştir.

Tükenmişlik Sendromu içindeki kişi, kendisini bazı güçlerin engellediği duygusuna tutsak olmuş ve karşı koyabilmek tepkileri de kaybolmuştur.

İşte bu Tükenmişlik Sendromunun esir aldığı kişi, bir futbolsever ve kendince seçtiği, hatta zaman zaman özdeşleştiği takımı veyahut takımları seven kişi olunca, daha başka ve kişisel bir anlam kazanmış olmaktadır.

Yazarınız AK-ŞAKA, bir futbol seyircisi olabilmek şansını zaten stadyumlara canının izlemek istediği maçlara girebilmek olanağını yasal baskı ile kaybedince olanlar olmuştu.   Maça gidebilmek için, sanki bir tür fişlenmesi gerekiyormuş havasını kişisel olarak kabullenemeyince, taraftarı olduğu takımlar sadık bir seyircisi yitirmişti.

Neyse ki, çağımızın görüntülü seyirler sunan televizyon denen aygıtları devreye girmişti.   Ama orada da sorunlar arka arkaya gelince, seyir heyecanı da kaybolmuştu.  Nasıl olmasın, filan maçı falan kanal ve falan maçı ise filan kanal verecek ticari çarkına emekli bütçesi ile ayak uydurması da olanaksızlaşmıştı anlayacağınız.

Tüm bunlar yetmezmiş gibi, çocukluk yaşlarından beri meraklı olduğu spor kulüplerinin arka arkaya yaşadığı umut kırıcı mağlubiyetler sonrası olanlar olmuş ve kendisini Tükenmişlik Sendromu içinde bularak, taraftar olmaktan soğumuştu.

Ata-kenti olan yörenin takımı olan Hatayspor’un artık hangi lige düştüğünü bile umursamaz olmuş, takımın kurgusunu dahi unutmuştu.

Yıllardır yaşamayı seçtiği kentin gözde takımı olan Mersin İdman Yurdu ise, maalesef kronik asansör takımına dönmüştü.  Geçen yıl birinci ligi sonuncu bitirerek bir alt kümeye düşmesi yetmezmiş gibi, bu yıl da gene sonuncu olarak bir küme daha alta düşmekte idi.

Ama en acıtıcı darbeyi kendisini bildi bileli taraftarı olduğu ve hatta bir dönem kongre üyesi olmuş olduğu Galatasaray’dan yemekte idi bu yıl.  Artık haftaya oynayacağımız rakibimiz acep hangi takımdır sorgulamasını dahi yapmamaktadır.   Nasıl olsa onlara da yeniliriz havasını peşinen kabullenmiştir.

Bu kişi ki, Ankara’nın sınırlı öğrenci bütçesi ile bilet alabilmek için geceden sıraya girerek gişe önünde sabahladığı günleri artık buruk bir gülümseme ile anımsayarak, kendisini emekli bir futbolsever ilan etmiş bulunuyor. 

Gene de halen Tükenmişlik Sendromu darbesi yememiş taraftarlar varsa onlara sabır, eskiden gönülden taraftarı olduğu takımlara içtenlikle başarılar diliyor!..

Sporda isterseniz Tükenmişlik Sendromu’na kendizi kaptırabilirsiniz, karar sizin.

Ama konu ülkemiz, toplumumuz, devletimiz olunca asla...

Kıssadan hisse:   Tükenmişlik Sendromu acımı bir ‘Rubai’ ile dindirmek amacındayım;

“Çile

Ne haddi var, ne hududu çektiğim bu çilenin,

Ne zevk, ne şevk bıraktı vah o hayat denen in,

Kırık sazımla çalar durur kırk nağmelerim,

Derdimin kârı yok, ne görmezin ne görenin!”



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>