YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







AK-ŞAKA

BU DÜZEN BİZİM!..
Yazar: ERDAL AKALIN | Tarih: 09/06/2016 | Saat: 22:23

27 Mayıs Anayasası, ülkemize ilk kez emekçi sınıfı bilinci ile ilgili bir kavramın taşınmasına aracılık etmişti.  Bunu yaratabilen siyasi irade, özellikle merhum Bülent Ecevit’in Çalışma Bakanı olduğu dönem ile grev ve lokavt yasasını ortaya koyarak yeni bir ortam yaratmıştı.

Bu ortamın filizlendirdiği işçi sendikaları çalışmaları sonrası, adım adım olsa da işçi ve emekçi sınıf bilinci ilgi uyandırmaya başlamıştı.  Meclis’e giren TİP’in de katkısı unutulamazdı.  Ama bu konulara karşıt olan işveren kesimi karşı hamleye geçerek, alttan alta işçi liderlerini etkilemeye ve emekçi kesimi abluka altına almaya başlamıştı.  Türk-İş adına bayrak taşıyan işçi liderleri yavaş yavaş tasfiye edilmeye ve yeni seçilenler ise o dönemde henüz sarı sendika olmamışlarsa da kısmen limoni renge bürünmeye başlamışlardı.  Emekçi kesiminin olguyu okuyabilenleri ise adına Disk denen yeni bir sendikalaşma ile yanıt vermişlerdi. 

1971 yılına damga vuran 12 Mart olgusu, emekçi kesimi ve adına sol denen işçi ve aydın eylemlerini budamış, zaten çoktan beyaz bayrak çekmiş olan Türk-İş ise kenara çekilmeyi tercih etmişti.  Emekçiler adına çabalayan Disk, 1980’ler yaklaşırken, toplu iş görüşmelerinde direnmeye çalışıyor ve emekçi kitleler adına olabilecek en başarılı sözleşmeyi yapmaya gayret ediyordu.  Ki, artık rengi iyice sararmış olan Türk-İş grupları kendilerine dayatılan sözleşmeleri imzalamış iken, Disk adına Genel Başkan Vekili olan merhum Rıza Güven ve arkadaşları, halen sözleşme masasında direniyorlardı. 

“Bu Düzen Bizim, Düzülecekse De Biz Düzeriz!”

Bu masaya katılan işveren temsilcilerinden bir tanesi, uzlaşma olasılığı azalmışken aynen yukarıdaki sözlerle tehdit ve uyarıyı söyledi emekçi temsilcilerine; “Bu düzen bizim, yeniden düzülecekse biz düzeriz!”. 

Patron benim ve patron daima haklıdır denmişti yani!

Bu söyleme karşı Rıza Güven ve arkadaşları masayı terk ettiler.  Ancak sonra yeniden davet edilerek Türk-İş’in aldığı hakların çok üzerinde bir sözleşme protokolünü parafe ettiler.  Ama imzalamaları kısmet olmadı, zira 12 Eylül ile birlikte tüm emekçi hakları zaten budanmış ve sendikalar yok sayılmıştı. 

O günlere ilişkin bir kişisel anım vardır.  12 Eylül’e yakın günlerde çalıştığım kurum ile sendika ilgilileri sözleşme masasına oturmuşlardı.  İşveren, iki yıl için % 176 oranında zam teklif etmişken, sendika temsilcileri bu artışı bile kabul etmemişlerdi.  Çok kısa süre sonra gelen 12 Eylül ile ilk darbeyi yiyenler ise bu oranda gelir artışına burun kıvıran sendika ve dolayısı ile emekçi kesim olmuştu!..

Bir insan yaşamında çok geride kalmamış sayılabilecek bu anlattıklarımı artık tarihte kalmış olarak düşünemeyiz.  Zira 20. yy son çeyreğinde küreselleşme ve neo-liberalizm diye ortaya çıkan yeni ekonomik düzen, büyük sermaye sahiplerine olağan dışı olanaklar sunmuştur.  Ancak bu büyüme pastasından emekçiler bir lokma bile fazla alamamışlar, üstelik gelir paylaşımı emekçiler aleyhine hızlı şekilde bozulmuştur.  Bu anormallik henüz kitlesel temelde olmasa bile kısmi bir anarşiye yol açmamıştır da denemez.  Bu durumdan rahatsızlık duyan küresel sermayenin akil insanları, şu güne kadar bir çözüm de üretememiş görünmektedir.

21. yüzyıla girilmişken, küreselleşme ve neo-liberal ekonomik politikanın üç açmazı iyice belirlenmiş görünüyor; deflasyon (fiyatların düşmesi), üretkenlik azalması ve gelir paylaşımında adaletsizlik.  Ekonomistler bu yeni tabloya ‘yeni normal’ demiş olsalar da özellikle işçi hareketleri ve insanların işsiz kalmaları yanında, yaşam koşullarını iyileştirebilmek için ülkeler arası göç hareketleri artık önemli sorunların başlangıcına işaret olmaktadır.

Kuşkusuz bu ortam ülkemizi de derinden etkilemektedir.  Özellikle ihracata yönelik kalemlerimizin sıradan mallar olması ve ileri teknoloji kalemleri üretememek dış dünya ile rekabetimizi zorlaştırmaktadır.  Dış satım yapabilmek için tek şansımız fiyatlarımızın düşük olmasından geçmektedir.  İşveren için bunun en kolay yolu ise personel giderlerini azaltmak, yani emekçi kesimin ücretlerini kırpmak yöntemidir.  Bu amaçla taşeronlaşma, kıdem tazminatlarını bir şekilde eritmek, bölgesel asgari ücret politikasını kırmak çabaları siyasi irade tarafından da uygulanmaya çalışılmaktadır. 

Anlaşıldığı kadarı ile medya önünde çatık kaşlı ve direnişçi endamlı görünen işçi liderleri, kapalı kapılar arkasında bellidir ki kuzuya dönmektedirler.  Disk ne denli çabalarsa çabalasın, gücü yetmemektedir.

Aslında yukarıda verdiğim başlık “Bu düzen bizim, düzülecekse biz düzeriz!” mantığı, maalesef AKP İktidarının siyasi tercihi ile de örtüşmektedir.  İktidara geldiği ilk aylardan bu yana bu mantık dokusu ile yönetime egemen olmuşlardır.  Önce TSK’ni pasifize etmek için adına cemaat denen bir gruplaşma ile yola çıkmışlar, o konu çözümlenince şimdi de onları pasif konuma ötelemek için yargıyı kullanır olmuşlardır.  Yani düzeni yeniden düzmek eylemini ise  patron sayılmak mantığı ile bizzat kendileri yapar olmuşlardır.

Son aylar da ise dış politikanın doğru gitmeyen yolculuğundan sıyrılmak için bir günah keçisi yaratmak öne çıkmış ve adına ‘Pelikan Dosyası’ denen medya organizasyonu ile Ahmet Davutoğlu ve ekibi dağıtılmıştır.  Artık gelinen yeni nokta, başka pelikan dosyaları ayarlayarak; bizimdir dedikleri düzeni kendi doğruları doğrultusunda yeniden düzmek aşamasına geçmek olsa gerektir.  Ellerinde de kullanışlı kalemler olduğu sürece, gene düzeni yeniden düzenler onlar olacaklardır.

Bunu da yakından izlemek fırsatımız olmaktadır.  Zira işveren kesimi de bu gelişmelerden hayli mutlu görünmektedir.  Örneğin; Sayın Başbakan tarafından kabul edilen ilk işveren örgütü olan MÜSİAD’ın siyasi otoriteden talepleri izlenimlerimizi doğrulamaktadır.  Siyasi irade ile el sıkışmış olan işverenler, sınıf bilincine sahip olamamak cehaleti içinde bocalayan emekçi kesimin önünde hükmen galip konuma geçmişlerdir!..

***

Keşke tek derdimiz bu olsaydı. Artık TV kanallarının haber bültenlerini izlemekten kaçınıyorum.  Gazetelerin birinci sayfalarından da elimden geldiğince kaçınmak istiyorum.  Zira her iki durumda da karşımıza çıkan barut ve kan kokusunu soluyacakmışım duygusuna kapılıyorum.  Panikliyorum!

Büyük Resim Görüntüleri!..

Ülkemiz sanki ikiye ayrılmış bir görüntü veriyor.  Bir tarafta doğu ve güneydoğunun endişe ile izlediğimiz kargaşası ve hemen her gün sayıları hızla artan şehit haberleri yüreğimizi yakıyor.  Bunlara ek olarak bir şekilde dağa çıkmış ve bazılarımızca terörist, bir başka kesimce de gerilla denen genç insanların trajik görüntüleri de yaşlı bedenimi eziyorlar.

Her iki durumda da sürekli kayıp veren bizim ülkemiz ve bizim insan dokumuzdur.

Yıllardır süregelen etnik ayrışma çabaları, artık kan gövdeyi götürüyor denecek boyutlara varmıştır.  Adına süreç denen çözüm arayışları maalesef iki ayrı düşünce sisteminin yetkili kesimlerince sonuçsuz bırakılmıştır.  Yazık olmuştur!

Çok değil, sekiz on yıl önce akl-ı selim devreye girmiş ve karşılıklı adımlar atılmasına karar verilmişti.  Bir tarafta devletin yetkili siyasileri ve bürokratları ve diğer taraftan da adına ne dersek diyelim, etnik yapıyı federasyon hayali ile bölücülük düzeyine taşımayı strateji kabul eden İmralı ve Kandil liderleri aracılar kullanarak masaya oturmuşlardı.

Sakin geçen bir iki yıl içinde de Türkiye’den kopmayı iyice kafalarına koymuş Kandil egemenleri ise bu sakinliği fırsat bilerek, şehirlerimize gizlenmeye gerek görmeden yığınak yapmaya başlamışlardı.  Evlere yerleşiyorlar, silah ve cephane yığıyorlar, yollara patlayıcılar yerleştiriyorlar, belediyeler ise bu deşilmiş yolları asfaltlayarak alalama yapıyorlardı.    

Devletin hemen her alanında gözleri olan istihbaratçıları ve bilhassa mülki amirleri ve bölgenin askeri yetkileri bu olguyu sessizce izlediler.  Çünkü devlet katından bırakın yapsınlar, karışmayın şeklinde talimat almışlardı.

Üstelik İmralı’nın talebi ve tabii ki Kandil’in onayı ile Dolmabahçe Sarayı odalarında karşılıklı imzalar atıldı ve bir mutabakat metni açıklandı bizlere.  Bizler ise artık olumlu çözümün sonuna yaklaşıyoruz derken, balon patladı.  Nedeni ise çok açık şekilde anlaşıldı ki, bu mutabakat metni son yılların vurgusu ile “al gülüm, ver gülüm” veya “kazan kazan” denen bir noktaya evirilmişti.  Ne zaman ki, “Seni Başkan Yaptırmayacağız!” dendi, bazı kesimlerce anlaşıldı ki sonuç istendiği gibi gelişmemektedir.  Buna 7 Haziran genel seçimlerinde HDP’nin yükselen grafiği de eklenince, karar verildi; belli ki bir taraf kazanacak ve öte taraf kaybedecekti!

Bunun üzerine ipler koparıldı ve kartlar yeniden karıldı!

Şimdi TV görüntüleri ve gazete fotoğraflarında görüyor ve izliyoruz.  Birçok şehrimiz bilmem kaç büyüklüğünde depremden zarar görmüşçesine harap oldular.  Bölge insanı bir taraftan yakınları olan silahlı gençlerini yitirmekten ve öte taraftan kendilerince kotardıkları evlerinin ve işyerlerinin yok olmasından muzdarip haldeler.  Üstelik eskisinden iyisini yapacağız, Toledo gibi yapacağız diyenler de artık ortada yoklar.

Kürt insanı, geçmişe bakınca geleceği için karamsar.  Öte yandan Türkler ise şehitleri nedeni ile kan ağlayan yüreklerinin acısı ile kızgınlar.  Korkarım ki, bu karşılıklı mağduriyetler sonrası yeniden bir araya gelerek kardeşçe birlikte yaşamak fikri, sadece hayallerde kalacaktır.

Devleti yönetenlerin amacı ise artık anlaşılır boyuta taşınmıştır.  Kendisini PKK terörünün sözcüsü konumundan Türkiye Partisi olabilmek çizgisine taşıyamayan HDP’yi erken seçimle yok etmek ve AKP’ye büyük bir oy potansiyeli yaratmak niyeti anlaşılmıştır.  Belki MHP de benzer darbeyi yer ve oylarını AKP’ye kaptırırsa, ister kendine göre yeni anayasa yap, istersen başkan olmanın ötesine de geç! 

İşte durumun vaziyeti (!) budur, bence!

HDP, artık ülke partisi olabilmek savına yeniden sarılsa bile anlaşıldığı kadarı ile bunu becerecek kadroları kalmamıştır.  Artık egemen unsur Kandil kadrolarıdır.  Selahattin Demirtaş, iki arada ve bir derede kalmak örneği ne denli çabalarsa çabalasın, kendi çizgisini oturtmak şansını yitirmiştir.

Kürt kimlikli vatandaşlarımız ise derin mağduriyetlerinin nasıl telafi edileceğinin kuşkusunu ve devlete güvensizliklerinin baskısını yaşamaktadırlar.  Onların manen ve maddeten kayıplarını düşününce, yeniden birlikte yaşayabilmek güzelliğinin çok gerilerde kaldığını düşünmeden edemiyorum. 

Sırtını batılılara ve özellikle ABD’ne dayamış Kandil egemenlerinin de gariban Kürtleri çok önemsediklerinden kuşku duyuyorum.   Keşke, Kürt kimliğini kendilerine öncelik olarak kabul edenler bu gerçeği görebilseler, fincancı katırları iyice ürkerek her şey kırıp dökülmeden yeni bir yaşam için suhuletle davransalar diye umut ediyorum.  Ancak bu güzel insanları doğruya yönlendirecek Kürt liderlerinin de olmadığını üzüntü ile izliyorum.

Büyük resmin batı yakası ise havaların ısınması ile yaklaşan deniz mevsimine kendisini hazırlamak telaşındadır.  Görüntülerden bunu anladığımıza göre, demek ki zihnen de ikiye bölünmüş bizim Büyük Resim!

İçimden hayırlara vesile olsun demek gelmiyor, bazı diyenlere de ben inanmadığım için!..

Kıssadan hisse:

“Zalimlerin iktidarı, cahillerin omuzlarında yükselir!”

Albert Einstein



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>