YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







DAVUTOĞLU’NA MEKTUP…
Yazar: HALİL ARIK | Tarih: 15/08/2015 | Saat: 22:10

Sayın Davutoğlu, Sayın Başbakan,

            Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmanın yükümlülüğü gereği, bulunduğunuz makama saygılar sunarım öncelikle…

            İfade özgürlüğü, vazgeçilmez insan hakları arasında sayılmıştır..  Demokrasilerin erdemidir bu. Ben de size yazarak bu erdemden doğan hakkımı kullanıyorum.

            Bu erdemin sağladığı özgürlük alanı daraldıkça, rejime takılan, kusurlu ve melez sıfatlarına yenileri de eklenir. Ülkeyi olumsuz sıfatlardan korumak “yüksek” makamların görevidir. Makam yükseldikçe bu görevin yüklediği sorumluluk da artar.

            Makam sahibi olmanın sayısız yolları vardır. Seçilme ve atanma o sayısız yollardan ikisidir. Ne var ki; bizim demokrasimizde bir de “seçilmek üzere atanma” geleneği vardır ki; kimine göre bu bir demokrasi ayıbı, kimine göre ise demokrasinin gereğidir.

            Her ne hal ise… “Seçilmek üzere atanma”  kısaca birilerinin inayeti ve icazeti ile makam sahibi olma demektir ki, bu durumun ilerde bedel ödetme riski vardır. Hür iradeyi kısıtlar örneğin…

            Şayet makam, seçilmek üzere atanmış olmaktan gelen “inayetin” yönlendirdiği biçimde doldurulursa, o makam sahibinin göreceği saygınlık o “inayete” destek verenlerle sınırlı kalacağı açıktır

            Tarihte iz bırakabilenler, inayetin ve icazetin değil, yasaların emrettiği biçimde hizmet tutkunu olabilenlerdir. Bu nedenle, deriz ki, sorumluluk makamında bulunan kişi, saygınlığın en gerçeğine ulaşmayı diliyorsa öncelikle kendisini vesayetin boyunduruğundan kurtarmalı... Ne yazık ki ülkemizde vesayetten kurtulma bahanesi, bir başka vesayeti kabullenmenin gerekçesi yapılmıştır. 

            Devlet yönetiminde sorumluluk taşıyanlar bilmelidirler ki  yapılan her işin vebali de; sevabı ve alkışı da işin başında olanındır. “Sen emrettin ben yaptım!” çıkışı, sorumluluktan kaçışı sağlayamayacağı gibi, bir de, emirle uygunsuz iş yapmış olmanın onursuz vebalini de yükler.

            Devlet adamlığının ilk koşulu, yasaların yüklediği yükümlülükler doğrultusunda dirayetin, aklın, izan ve vicdanın kullanılabilmesidir. İş başındaki adamın tek kabul edebileceği vesayet kendi aklı ve vicdanıdır. Emir alacağı tek güç yasalardır. Makamlar diyet ödeme kapısı değildir.

            Vesayetin nefesini her an ensesinde hisseden kişi, kendisine lütfedilen(!) makamın hatırına buna katlanıyorsa, tarih ona “gölgeli” bir sıfattan başka bir sıfat bahşetmez!...

            Demokrasilerde, güçler ayrılığı ilkesi, her kurum ve kişi kendi yetki ve sorumluluğunu bilsin diye konulmuştur. Güçler ayrılığında, görev, yetki ve sorumluluk devri yapılamaz, birisi diğerinin üzerinde vesayet kuramaz, birisi hem kemdi işine hem de diğerlerinin işini yapmaya kalkışamaz.

            Bunun adı, yetki gaspıdır ki yasal değildir.. Yetki gaspı ise, düzenlemeleri kayıt altında tutan en yüce yasanın, yani anayasanın çiğnenmesi demektir!.. Anayasayı çiğnemek kadar, çiğnetmek de çiğnenmesine göz yummak da yüce divanlık suçtur!...

* **

Yazmak, yazmamak arasında bir süre gittim geldim…

            Mesleğim geldi aklıma…”Eğitimcinin görevi, yalnızca abc ile sınırlı olmadığı gibi, yalnızca iyiyi güzeli öğretmek de değil, doğruyu da göstermektir“ dedim yazdım.

            Ülke demokrasisinin zarar ve hasar görmekte olduğunu gördüm. Demokratik teamüllerin, gerektiğinde siyaseten fedakarlıklar yapılması gerektiğini emredip dururken, bütün hesapların “oy üzerinden başarı sağlama” kurgularına dayandırılmakta olduğunu gördüm. Ülkemiz günden güne içinden çıkılmaz badirelere sürüklenmekte olduğu halde, “koalisyon” arayışlarının samimi olmadığını gördüm. Hesaptan kaçma üzerine kurgulanan oyunlar gibi geldi bana. Anketlerin önemi, akan kanı gölgede bırakıyorsa, nasıl farklı düşünelim de “bu oyun değildir” diyelim.?  

            Gören, duyan, soran sorgulayan her aydının görmesi gerekenleri gördüm… Ve vatandaşlık haklarımı kullanarak uyarı hakkımı kullanmak istedim!...

            Ülkemizde bir tiyatral oyun sergileniyor!.... Senaryosu sarayda yazılan, bir oyun…  Kızmaca yok; sayın Davutoğlu!...

            Bu oyunda sana düşen görev başrol falan da değil; figüranlık!...  

Size “gibi” yaptırıp, rolü kimlerin oynadığını siz de  iyi biliyorsunuz!.. 

Bu rol size “oskar” getirmez. Bu rol ile tarihe malolamazsınız.  Tepesinde sallanıp duran Demokles’in kılıcını bertaraf edemeyen kişi, hangi makamda bulunursa bulunsun; o makamın sahibi sayılamaz…

Zorlukları aşabilme dirayetidir kişileri tarihe maleden. Bunun için de aslolan yetkilinin “yetkili” gibi, görevlinin de “görevli” gibi davranmasıdır.

Siz bir yetkili gibi değil, verilen işi yerine getirmek üzere memur edilmiş görevli gibi davrandınız hep.

***

Sanırım; ne demek istediğim yeterince açık!... “Sen kendin olamadıkça, bir başkası seni ‘sen’ yapmaz” derdi ninem.

            Gözün hep kılıcın sahibi Demokles’i arar dururken, “Davul sende tokmak başkasında!” sözünden alınma

            Öncelikle “ kendi irade ve insiyatifini” kullanamayan kişi kendi ağzınla konuşuyor olsa da kendi dilini kullanıyor olamaz!...  Deniyor ki; “kendi göbeğini kesemez” Sizin için söylenen ortalık sözü bu,!...

            Milli iradenin beğenilme koşulunu kim koyacak ortaya!?... Yetkiyi tek başına size veren seçimin adı mı milli irade?... Ya kafanızdaki “milli irade” yine gerçekleşmezse ne olacak? Ayrıca, bunca terörün hüküm sürdüğü ortamda, milli iradenin güvencesini kim sağlayacak!?...

            Sizi “değerli yalnızlığınıza” mahkum eden o vesayet kılıcını kırıp atamadıkça, daha çok “değerli yalnızlık” destanları yazar, bölgeyi kin ve nefretin içine çektiği Ortadoğu bataklığından çekip çıkaramazsınız!...

             İlahi adaletin, yargıcı, savcısı ve avukatı olamayız ama, bu dünyada sorulacak hesabın avukatı da oluruz, savcısı da yargıcı da!... Ülkenin vatandaşı olmakla, bu hesabı sandıkta sorma hakkı tanınmıştır bize.

***

Sayın Davutoğlu;

Şunları da sormadan bitiremeyeceğim sözlerimi;

Size yüklenen figüranlık rolüyle reddettiğiniz koalisyonu, Yenilenecek seçim sonrasında, oy  dağılımı Saray’ın arzuladığı şekilde gerçekleşmezse,

a) Rolünüz sürer mi? 

b) Reddedilen koalisyon formüllerinin yeniden gündeme gelmesi, bir onur incinmesi yaratır mı?

c) İktidarı kaybetmemek adına, oynanacak bir kumarın ülkeye kaybettireceklerinin hesabı kimden sorulacak?      

d) “Evet – Hayır” diyebilmeyi bile oy hesabına bağlayan iradenin, ülke hayrına iyi niyetinden kuşkuluyum. Ya siz!?..

Ülke kaybederken, zerrece bir vicdan azabı duymadan oy kaygısıyla, ikballerini kurtarma derdine düşenlerin vermeleri gereken hesap, ilahi adalet divanına bırakılırsa, hak yerini bulmuş olmaz!..

Ve ben de bu hakkımı kullanarak yazıyorum, Sayın Davutoğlu.

Yeterince demokrat ve hoşgörü sahibi iseniz, sözlerimden alınmaz ve kızmazsınız. İsterseniz kızın, alının… Bu beni doğru bildiklerimi söylemekten alıkoyamaz…

Ne içerde, ne dışarıda iyiye giden hiçbir şey yok!...

Hukuk kötü, asayiş kötü, ekonomi kötü, eğitim kötü, siyaset kötü… Üstelik kirli!... “Değerli” saydığınız yalnızlığın da başımıza neler açtığı malum!...

Açılımların inandırıcılıktan uzak, oy almak adına birer tuzak olduğunu siz de biliyordunuz!.. Dışarıda Arap Baharı, İçerde Habur Hukuku adıyla açtığınız tarihi karanlık dehlizlerden ülkenin bataklığa sürükleneceği, baştan belli değil miydi!?..  Orta doğu bataklığına  saplanıp kalmanın ağır bedellerini kim nasıl ödeyecek!..?

***

Biraz da; “milli irade – milli irade” diye dillerden düşürülmeyen o demokrasinin ülkemizde ortaya koyduğu son meyveden söz edelim… Tek başına iktidar sağlarken “milli irade” baş tacı yapılsın… Yarım yamalak iktidardan düşürünce “yanlış yaptı!”  …. Seçim yenilensin!..

Sayın Davutoğlu; işte buraya yazıyorum…

“Tek başına hükümet için çoğunluk sağlanırsa; milli irade hatasını düzelti” olacak!...

Tersi durumda “yine yanlış yaptı” olacak!... 

Hata düzeltilinceye kadar yenilenen seçimle “ileri demokrasi” sağlanacak, öyle mi!?...

***

Sayın Davutoğlu;

Demokrasi trenini kaçırmak üzeresin!...

“Bizimle koalisyona gelecekler, yumruklarını çözsün de gelsin” demektesin ve kendi dışındakileri işaret  etmektesin… Herkes bilir; “sen” de bilirsin!... işaret parmağı tek başına karşıdakini gösterirken, diğer üç parmağın kendine dönük olduğunu unutma!...

Onların da sana ilettikleri en önemli mesaj; “kendin ol gel!...”

Kim haklı!?... Bilgilerinize…

 

Mehmet Halil Arık, Emekli eğitimci – DENİZLİ, mehmethalilarik@gmail.com

13 Ağustos 2015



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>