YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







MYZEMAR

DEMOKRASİLERİN OTORİTER YÖNETİME DÖNÜŞME RİSKİ
Yazar: MEHMET YILDIRIM | Tarih: 08/02/2014 | Saat: 18:42

Demokratik yönetim şeklini benimseyen ülkelerin pek çoğunun, örneğin; Fransa, Almanya, İspanya, İtalya gibi önde gelen demokratik ülkelerin zaman zaman otoriter yönetimlere dönüştüklerine şahit olduk. İnsan oğlunun keşfetmiş olduğu en muhteşem yönetim şekli olan demokrasinin, tarih sayfalarında kalmış olması gereken ilkel otoriter yönetimlere dönüşmeleri akla yatkın gelmiyor, ama ne yazık ki bunları yaşadık. Aslında çok ta şaşırtıcı değil. Zira, yönetme tutkusu insanın doğasında vardır ve fırsatını bulduğu anda da doğasında olan bu özelliğini sergilemekten kaçınmaz. Demokrasinin zorlu süreçleri de işte insanlara bu fırsatı verebilmektedir.

Demokrasi, özgür insanların özgür iradeleri ile seçtikleri temsilciler vasıtasıyla kendi kendisini yönettiği bir sistem olması, onu zor ve karmaşık süreçleri olan bir sistem haline getirmektedir. Toplumu meydana getiren her bir bireyin özgür ve eşit haklara sahip olduğu bir düzenin yaratılmasıdır söz konusu olan. İnsanlar arasında olması gereken özgürlük sınırlarının yine insanların kendi aralarında yapacakları uzlaşmalarla belirlendiği bir sistemdir bu. Bütün bunların gerçekleşmesi ile oluşacak özgür ve örgütlü bir toplumdur hedeflenen. Böylesine bir hedefe ulaşabilmek elbette ki kolay olmuyor. Birtakım karmaşaların, karışıklıkların hatta kavgaların olması kaçınılmaz. İşte bu kavga ve karışıklar doğasında yönetme tutkusu olan insanlara fırsat vermekte, karışıklığı önlemek adına ortaya çıkıp kendi tutkularını sergileme imkanı bulmaktadırlar. 

Dünyada mevcut demokratik yönetimlerin uygulama şekilleri birbirinden oldukça farklı olmakla beraber temel unsurlarını oluşturan Yasama ve Yürütme Erklerinin yetkilendirilme şekli dikkate alındığında tüm demokratik yönetim şekillerini iki grup altında toplayabiliriz. Birinci grup; Yasama ve Yürütme Erkleri tek bir parlamento çatısı altında toplanan ve tek bir seçimle oluşan Parlamenter Sistemdir. Diğer grup ise Yasama ve Yürütme erkleri birbirinden ayrı olan ve ayrı ayrı seçimlerle yetkilendirilen Başkanlık Sistemidir. Her iki grup demokraside de, farklı nedenlerle de olsa otoriter yönetime dönüşme riski bulunmaktadır. 

Parlamenter Sistem, Başkanlık Sistemine kıyasla daha zor bir sistemdir. Yasama ve yürütme erkleri tek bir seçimle yetkilendirilmiş olan Parlamento içinde toplanmıştır. Sistemin tek bir çatı altında toplanmış olması nedeniyle yasamadan bağımsız ve tarafsız bir yürütme erkinin oluşumu genelde mümkün olamamaktadır. Yürütme erki, parlamentoda çoğunluğa sahip olan grubun içinden çıkıyor olması nedeniyle; doğal olarak çoğunluğun tarafını tutan bir yönetim modeli ortaya çıkmaktadır. Böyle olması, oldukça sancılı bir süreç olan toplumun örgütlenme sürecini daha da sancılı bir süreç haline getirmektedir. İşte bu sancılı süreç sistemin otoriter yönetime dönüşmesinin yolunu açabilmektedir. Bu nedenledir ki  Demokrasi deneyimlerinin başladığı 18.nci asırdan günümüze kadar olan süreçte otoriter yönetime dönüşen çok sayıda örneğe şahit olduk.

Demokrasi tarihinde otoriter yönetime dönüşen ilk örnek, yine demokrasinin öncülerinden biri olan Fransa’da yaşandı. Fransa, 1789 devriminden üç yıl sonra, 1792 yılında kurulan Birinci Cumhuriyet döneminde demokrasi ile tanıştı. Cumhuriyetin ilk yılları çeşitli grupların etkinlik mücadelesine sahne oldu. Bu mücadele aslında toplumun örgütlenme çabası idi. Örgütlenme çabasının yarattığı ortam bir karmaşa görüntüsü veriyordu ve bu karmaşayı önlemekle görevlendirilen Napolyon sert ve otoriter bir yönetim sergileyerek örgütlenme çabasında olan tüm grupları dağıttı. 1804 yılında da kendisini imparator ilan ederek demokrasi deneyimine son verdi. Ancak, demokrasinin erdemini keşfeden insanlar mücadelelerini bırakmadı ve 40 yıl süren çabaları sonucunda1848 yılında İkinci Cumhuriyeti ilan etmeyi başardılar. Bu defa Parlamento ile beraber bir de Cumhurbaşkanı seçimi öngörülmüştü.

Yapılan seçimlerde Napolyon Cumhurbaşkanlığı için aday oldu ve kazandı. Seçimi kazanan Napolyon 4 yıl sonra tekrar kendisini imparator ilan etti ve demokrasi deneyimine bir kez daha son verdi. Ancak mücadele durmadı. 18 yıl aradan sonra, 1870 de bu defa üçüncü Cumhuriyet ilan edildi. Yeni Cumhuriyet ağır aksak da olsa 1940 yılına kadar sürdü. Almanya’nın Fransa’yı işgal etmesiyle de sona erdi. Savaşın bitmesinden hemen sonra dördüncü Cumhuriyetin ilanı gerçekleşti. Ancak, bu defa da partiler arasındaki anlaşmazlıklar ve hükümet krizleri ülkeyi karışıklık içine soktu. Fransa, bu karışıklıktan kurtulmak için De Gaulle’ün önerisi ile 1958 yılında beşinci Cumhuriyeti ilan etti. Bu defa parlamenter sistemin aksayan yönleri dikkate alınarak Yarı Başkanlık Sistemi benimsendi ve bu sistem sayesinde Fransa siyasi anlamda ilk kez huzura kavuşabildi.

Fransa’nın komşuları olan İspanya ve İtalya da benzer süreçlerle otoriter yönetimlerle tanıştılar. İtalyada Ulusal Faşist Partisinin başında bulunan Mussolini, birinci dünya savaşı yenilgisi sonrasında İtalya’nın içine düştüğü ekonomik kriz ve siyasi çalkantıları çözeceği umuduyla dönemin kralı tarafından 1922 yılında başbakanlığa getirildi. Yönetime gelir gelmez otoriter bir yönetim sergilemeye başlayan Mussolini kısa bir süre sonraülkeyi tam bir polis devleti haline getirdi. Mussolini faşizmi ikinci dünya savaşı sonuna kadar devam etti. Benzer bir şekilde İspanya da Franko diktatörlüğünü yaşadı. İspanya da 1931 yılında ilan edilen Cumhuriyet döneminde toplumun örgütlenme çabaları karışıklıklara neden oldu ve bu karışıklıklar 1936 yılındaiç savaşa dönüştü. İç savaşı bastırmakla görevlendirilen General Franko 1939 yılında tüm yetkileri şahsında toplayarak otoriter bir yönetim kurdu. Franko ile birlikte İspanyada da toplumun örgütlenme çabası sona erdi. Franko’nun faşist yönetimi Franko’nun 1975 yılında ölümünden sonra da bir süre devam etti. İspanya halkı ancak 1981 yılından itibaren demokratik bir yönetime kavuşabildi.

Otoriter yönetime dönüşen demokrasilerin en trajik örneğini ise Almanya yaşadı. 1933 yılında yapılan bir seçimde beklenmedik şekilde büyük bir başarı gösteren Nasyonal Sosyalist Partisinin lideri Adolf Hitler şansölye (başbakan) olarak atandı. Bir yıl sonra da Cumhurbaşkanı seçildi ve başbakanlık görevi ile Cumhurbaşkanlığı görevlerini birleştirerek tek kişinin hakim olduğu otoriter bir yönetime dönüştürdü. Kurduğu SS örgütü ile toplumun tüm kesimleri üzerinde baskı kurarak otoritesini her alanda tesis etmeyi başardı. Ülkede yaşayan Yahudi toplumuna genosit uygulayarak 8 milyondan fazla yahudiyi gaz odalarında ya da işkence kamplarında öldürttü. Bütün bunlar yetmezmiş gibi tüm dünyayı ateşe veren 2. dünya savaşını başlatarak tüm dünyada yaklaşık 45 milyondan fazla asker ve sivilin ölümüne sebep oldu. 1945 yılında savaşı kaybettiğini anladığı anda intihar ederek hayatına son verdi ve böylece insanlık büyük bir kabustan kurtuldu.

Bütün bu ülkeler Avrupa’nın en gelişmiş ülkeleri olduğu kadar, demokrasi deneyimleri başka ülkeler tarafından örnek alınan ülkelerdir. O nedenle, yaşanan acı deneylerin sebebi araştırılarak ders alınması gerekir. 

 Almanya, Fransa, İspanya ve İtalya gibi Avrupa’nın en önde gelen ülkelerinin yaşadıkları otoriter yönetimlere dönüşme süreçlerinde gözlenen, toplumun örgütlenme isteği ve bu isteğini gerçekleştirirken yaşanan sıkıntılardır. Toplumu oluşturan tüm bireyler özgür olmak ister. Sınırsız bir özgürlük olamayacağı içinde özgürlüklerini paylaşmak zorundadır ve bu zorundalık doğal olarak örgütlenme ve bu örgütler aracılığı ile de özgürlüklerini koruma ihtiyacı yaratmaktadır. İşte bu süreç her zaman sancılı olmaktadır. Çünkü demokrasi öncesi dönemlerde toplumun bazı kesimlerinin sahip olduğu üstünlüklerin kaybedilmesi ya da toplumun diğer kesimleri ile paylaşılması söz konusudur. Hiç kimse sahip olduğu üstünlüğü sessizce bırakması mümkün değildir. Bu nedenle sancılı bir süreç yaşanması kaçınılmazdır ve sancılı sürecin doğru bir otorite tarafından yönetilmesi gerekir. Ancak, Parlamenter sistemde ne yazık ki “doğru otorite”, yani tarafsız bir yönetim kurulamıyor. Çünkü parlamenter sistemde yasama ve yürütme erklerinin iç içe olması nedeniyle yasama erkinden tamamen bağımsız ve tarafsız bir yürütme erkinin oluşması mümkün olamıyor. Parlamento içinden çıkan yönetim mutlaka parlamentoda dayandığı çoğunluğun tarafını tutmak zorunda kalıyor. Bu durumda da örgütlenme aşamasında ortaya çıkan karmaşayı önlemede başarısız kalınıyor. Ortaya çıkan karmaşayı önlemek adına, ya mevcut yönetim otoriterleşmeye yöneliyor ya da ülkenin silahlı güçleri yönetime el koyup otoriter bir yönetim sergiliyorlar. Her iki durumda da sistem otoriter yönetimlere dönüşerek toplumun örgütlenme çabasını sekteye uğratıyor.

Başkanlık Sistemine gelince; Başkanlık Sisteminde, Parlamenter Sistemden farklı olarak Yasama ve Yürütme erkleri birbirinden ayrılmıştır. Yönetim erki yasamadan tamamen bağımsız ve tarafsız bir yönetim sergileme imkanına sahiptir. Bu durum örgütlenme aşamasında çıkabilecek karışıklıkları önlemede büyük bir kolaylık sağlıyor ve sistemin otoriterleşmesini önlüyor. Ancak, bu defa da Başkanlık makamına seçilen kişilerin kendileri bizzat otoriter yönetime dönüşebiliyor. Zirahalkın oyları ile seçilen başkan ülkenin tek yöneticisi konumundadır. Eğer sağlıklı bir demokrasinin olmazsa olmaz prensiplerinden biri olan “yönetim erklerine iki defadan fazla aday olamama” prensibi sistemin kurgulanışında öngörülmemiş ise, ya da sonradan ortadan kaldırılmış ise, başkan seçilen kişiler yönetimin kendisine sağladığı imkanları kullanarak sürekli seçilebilmenin koşullarını yaratıp sürekli yönetimde kalmayı başarmaktadırlar. Yönetimde sürekliliğini sağlamak için de doğal olarak otoriterleşmek durumunda kalıyorlar. Dünyada bu şekilde otoriterleşen çok sayıda örnek bulunmaktadır.

Başkanlık sistemine sahip olup da otoriter yönetime dönüşmeyen çok az sayıda örnek vardır. ABD, bu örneklerden biridir. ABD örneği, gerçekte demokrasinin bir toplumu nasıl büyük bir başarıya götürebileceğinin en güzel örneğini oluşturmaktadır.

ABD, 1762 yılında bağımsızlığına kavuşmuş ve 1764 yılında yürürlüğe giren anayasa ile de fiilen başkanlık sistemine geçmiştir. Bu sistem sayesinde ABD; hiçbir sanayisi olmayan, insanların birbirini sorgusuzca öldürdüğü ilkel bir toplumdan 200 yıl gibi, bir toplum yaşamı için çok kısa sayılacak bir sürede her yönden dünyanın süper gücü olmayı başarmıştır. Başkanların iki defadan fazla aday olamama kuralı nedeniyle hiçbir başkana otoriter yönetime dönüşme fırsatı verilmemiştir. ABD nin başarısı, doğru kurgulanıp doğru uygulanan bir demokrasinin başarısıdır. Demokrasinin doğru kurgulanıp doğru uygulandığında bir ülkeyi nasıl böylesine büyük bir başarıya taşıdığını anlayabilmek için ABD demokrasisini çok daha yakından tanımak gerekmektedir.

ABD sisteminde halkın mutlak oyları ile seçilen bir Başkan ve halkın birebir temsil edilmesi ile oluşan bir de Parlamento (Temsilciler Meclisi + Senato) bulunmaktadır. Bu iki kurum birbirinden tamamen bağımsız ama son derecede uyumlu hareket ederek toplumu çok ileri aşamalara taşımaktadır. Başkan, yönetimde istikrarı temsil etmektedir. Başkanın ölmesi ya da herhangi bir şekilde görevini yapamaz olması halinde otomatik olarak başkan yardımcısı derhal görevi devralarak yönetimde zaaf oluşmasını önlemektedir. İşte bu sayede ABD, kurulduğu günden bu yana, tamamen istikrar içinde yönetilmektedir.

Toplumun ulusal çaptaki uzlaşma süreçlerinin yürütüldüğü Parlamento, Temsilciler Meclisi ve Senato olmak üzere iki kanattan oluşur ve her iki kanatta da toplumun her bir bireyi hiçbir kısıtlama olmadan birebir kendisini temsil ettirme imkanını bulmaktadır. Toplum, çok yaygın şekilde örgütlenmiş ve bu örgütleri vasıtasıyla Temsilciler Meclisine ya da Senatoya gönderecekleri temsilcilerin aday olma sürecinden başlayarak tüm süreçlerinde söz sahibi olduğu gibi seçimden sonrada parlamentoda organik bağını devam ettirebilmektedir. Bu şekilde toplumun tüm bireyleri kendisini sistemin bir parçası olduğu duygusunu yaşayabilmektedir. İşte bu sayededir ki dünyanın bütün ülkelerinden insanların yaşadığı bu ülkede insanlar kökenleri ile gurur duyarken “Ama, önce Amerikalıyım”diyebilme özgüvenine sahip olmuşlardır. 

ABD nin başarısındaki sır, çok uzun yıllar süren iç savaştan yorgun çıkan bir halkın özgürlük kavramına sıkı sıkıya sarılmalarında yatmaktadır. Sistem, tamamen kişi özgürlüğü ve bu özgürlüğün korunmasını amaçlayan son derecede somut bir temele dayanmaktadır. Son derecede somut bir hedef olarak özgürlük gözetildiğinden sistem doğru bir temele oturtulmuş ve başarıya ulaşmıştır.



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (1) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>