YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







OĞLUMUN DENİZCİ OLMASINI İSTERDİM !
Yazar: NURAY SOMER BOZBEY | Tarih: 01/09/2013 | Saat: 15:17

Deniz binbaşı Sat Komando Eren Günay’ın Poyrazköy davası duruşmasındaki savunmasından;

“Komutan olacak bir subaydım. Mesleki hayatımız mahvedildi. Şerefimiz bizden alındı. Şerefimi, onurumu geri istiyorum"

"Bu iftira mektuplarını yazanları Allah'a havale ediyorum. Ben oğluma 'baban terörist' dedirtmem, dedirtmeyeceğim. Kendimi aklamak boynumun borcu olsun.

Vatan anamız, devlet babamız.

Bizi asın ama devleti yıkmakla yargılamayın"

“Oğlumun denizci olmasını isterdim….”

Deniz sonsuz bir kavga alanıdır.

Deniz kavgacıdır.

Oğlumun kavgacı olmasını isterdim.

En iyi, en temiz, denizde düşünülür.

İsterdim ki oğlum,

Kavga’dan ayrılmadan,

Kavganın içinde düşünen bir adam olsun.

Denizin gözü pek’tir.

Denizcinin de gözü pek,

Denizle yüz be yüz dövüşülür.

İsterdim ki oğlum,

Yüz be yüz dövüşmekten tat alsın.

Diyeceksiniz ki:“İşte bunda halt ettin!

Arkadan bıçak atmasını bilmeyenler,

Bu kara toprak üstünde, kendileri

Sırtlarından bıçak yiyerek devrilirler”

İyi ya, işte ben de onun için,

Oğlumun karada kancıkça dövüşen bir bücür değil,

Denizde yüz be yüz dövüşen bir dev olmasını isterdim.”

Nazım Hikmet

 

68’li okul yıllarında, Nazım Hikmet imzalı bir şiir veya kitap okumak kesinlikle yasaktı. Ama onun sevdiği kadınlara yazdığı mektuplar, şiirler, vatan özlemi ile yazılan dörtlüklere ulaşmak bizler için büyük bir tutkuydu. “Nazım” kızlar arasında, gizlice, elden ele dolaşır, okulun tenha köşelerinde hayranlıkla okunurdu.

“Denizciler” için yazdığı şiirini ise ilk öğretmenlik yıllarımda, İskenderun’da denizci bir komutanımızdan öğrenmiştim.

İskenderun’da okulumuz Akdeniz Bölge Komutanlığı’na komşu olan, tarihi bir binada idi. Deniz subaylarımızı bu vesileyle yakından tanıma imkanım oldu.

Denizciler, gözüme hep daha sosyal, daha dinamik, daha cana yakın ve daha “şık” görünürdü. Onlar, toplum içinde de sosyal faaliyetleri ile öne çıkardı. Milli günlerdeki “denizci” etkinlikleri ve fener alayları göz kamaştırırdı.

Tanıdığım tüm subaylar gibi, denizciler de karşılıksız bir vatan ve millet aşkıyla doluydu. Bir subay kızı olarak bunu hep yaşamış ve hissetmişimdir. Çünkü subay ailesi olmak, her türlü hasrete ve güçlüklere katlanmak demektir.

İskenderun’da, hayatın tam içinde olan, denizci subaylar beyaz üniformaları ile her yerde dikkat çeker, toplumu etkiler ve hayranlık uyandırırlardı.

İskenderun Yelken kulüpte, yelken sporları ile tanışan minik optimist yelkencilerin de en büyük hayali denizci olmaktı. Anne ve babalar da oğullarının denizci olmasını isterlerdi.

İşte bu minik denizcilerden, günümüzün kahramanı, denizci binbaşı Eren Günay’ın Hasdal cezaevinde olduğunu tesadüfen, yürekli, mücadeleci ve yurtsever bir Atatürk kızı olan sevgili Elif Baykar’dan öğrendim.

Yaşlı hafızamı zorlayarak, kırk yıl öncesine, İskenderun yıllarıma gittim. Karşı komşumuzun zeki ve güzel gözlü oğlu, özenle yetiştirilen, terbiyeli ve saygılı minik Eren’i ve ailesini hatırladım. İki kardeş, kızımın oyun arkadaşları idi.

Deniz aşkıyla büyüyen minik Eren’e, bu hüzünlü sonun hiç uymadığını düşündüm, içim acıdı, gözlerimden yaşlar boşandı…

Çocukluğunu ve ailesini yıllar önce tanıdığım, kahraman “tutsak” binbaşı Eren Günay da, küçüklükten itibaren deniz subayı olmayı ve vatana böyle hizmet etmeyi seçmişti.

Çok sevdiği Türk devletine ve milletine hizmet etmeyi görev edinmişti.

Bu uğurda hizmet aşkı ve hayalleri vardı….

Atatürk’ü sevmek, Cumhuriyeti korumak ve yükseltmek… onun hiç vazgeçemeyeceği ideali idi…

Akademiden sonra SAT kursunu birincilikle bitirmişti. Vatan uğruna yaptığı başarılı hizmetler sebebiyle sayısız nişanlar ve ödüller kazanmıştı...

Genç yaşta, erken terfiler almıştı…

O hizmet aşkı ile yanarken, sahte belgeler ve bilgilerle karanlıklarda “haince” düzenlenen sinsi komplo işte O’nu, tam da bu sebeple, yakaladı.

Tutsak aldı.

O’nu beş yıldan beri cezaevine kapattı.

Askeri hayattaki güçlükler, engeller ve düşman “O’nu hiç yıldıramazdı ve yıldırmadı da...

Ama sinsice ve haince uğradığı bu komplo O’nu çok üzdü ve acıttı…

Uğradığı vefasızlık onu karmaşık duygulara saldı...

Ve…

O’nu, oğlunun sonsuz vatan, millet ve hizmet aşkını en yakından bilen, sevgili annesinden 'üniformasını atmasını veya yakmasını' isteyecek kadar “denizci subay” aşkından soğuttu.

“VATAN SAĞOLSUN!!”…

 

NOT: Sevgili Eren’in, bu haftaki görüş gününde Elif'le bana gönderdiği Sat Komando t-shirtünü yaşamımda aldığım en değerli armağan olarak ömrüm oldukça özenle saklayacağım…

 

“Gazeteci Yavuz Selim Demirağ’a Hasdal’dan gelen bir mektuptan”

(...) Geçtiğimiz hafta kapalı görüş günü idi. Bilmeyenler için kapalı görüşte; kalın bir cam gerisinden, telefon ile görüşme yapılmakta, görüş yapanlar birbirine fiziksel temasta bulunamamaktadırlar.

Yakınlarımızla telefon ile cam gerisinden görüşüyorduk. Bu arada ziyaretçi bölümünde beş yaşlarında bir çocuk hıçkırarak ağlıyor, kendini yerlere atıyordu. Bu durum dakikalarca sürdü. Bulunduğumuz yerden ne olduğunu tam olarak anlayamamıştık. Sonradan öğrendik,

Meğer ağlayan güzel çocuk, “Poyrazköy” davasında 14 aydır tutuklu bulunan, onu burada tanımaktan mutluluk duyduğum, güzel insan SAT Komandosu Binbaşı Eren Günay’ın oğlu Alp’miş.

Küçük Alp, görevli zannettiği babasına sarılamayınca, kıyameti koparmış. O küçük yanaklarından dökülen yaşları, orada bulunan bütün ziyaretçilere sirayet etmiş, onlar da gözyaşlarına hakim olamamışlardı.

Sonrasında Alp’in ağlaması kesildi. Sonradan öğrendik ki; annesi onu susturmak için pembe bir yalan söylemiş, 'babasının domuz gribi olduğunu, dolayısıyla babasına sarılırsa hastalığın ona da bulaşabileceğini, tedbir olarak cam gerisinde görüşme yaptıklarını' belirtmiş.

Bu terapiden sonra kısmen rahatlayan Alp; babasına 'bir dahaki görüşte mutlaka kendisine sarılmak istediğini çünkü hastalığın bulaşmaması için ellerini sabunla iyice yıkayacağını' söylemiş gülerek...



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>