YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







DUYARLI YURTTAŞ

HALK HAREKETLERİ ve DOLARDAKİ ARTIŞ...
Yazar: MEHMET ALİ SULUTAŞ | Tarih: 24/02/2011 | Saat: 17:55

Dostlarım,

Türkiye’deki siyaset bağlamında yazı yazmayayım artık, derim ama olmuyor. Anlaşılan, çevrem boşuna demiyor, “Duyarlı Yurttaş” diye benim için. Kanıma girmiş, değerlendirmelerimi çevremle paylaşma dürtüsü. Yakınlarımıza sıçrama eğilimi gösteren yönetim-halk çatışmaları bağlamında haftalardır sessiz kalındığı için, önceki gün, “Tunus ve Mısır’daki halk hareketleri devlet ve hükümet üyelerini, özellikle de AG’yi, RTE’yi,  fena halde korkutmuş olmalı ki henüz bir çıt yok …” diye yazdım. Yazdıklarımın ne çapta okunduğunu da bilmem ya!.. Başbakan dün, bir açıklama yaptı. Ben mi acele ettim, yoksa RTE mi geç kaldı, pek anlayamadım. Ne dersiniz?

Başbakan, dün eksik kalan yanlarını bugün tamamladı gibi oldu, yurtdışında. Dilerim, bu tür gelişmeler Türkiye’yi de iki arada bir derede bırakmaz. İslâmî örgütlenmeye, yönetime karşı yürümeye gerek kalmadan demokratik hak arama kabul edilebilir yoldur. Barışı koruma adına!..

            Savaşlardan, isyanlardan ve ayaklanmalardan çok çeken Türkiye, 2. Dünya Savaşı’na girmemekle gösterdiği akıllı tavrını, her şeye karşın, sürdürmelidir. Mersin’nin Tarsus ilçesine bağlı Yenice Barış Parkı’nda şöyle bir özdeyiş yazılı: “Barış zamanı oğullar babalarının, savaş zamanı babalar oğullarının cenaze namazını kılar!..”

            Yargıda bölünmeye yol açacak girişimlerden sakınılmalı; kuvvetler ayrılığı korunmalıdır. Ayrıca, herkes şu “ucube” geyik muhabbetinden vaz geçmeli, “İnsanlık Anıtı” yıkılmamalıdır... “Torba Yasa”, ‘Çorba Yasa’ demeden, insan haklarına, işçi ekmeğine dokunmadan halkın sesine kulak vermelidir. Elçiye zeval olmaz, aşağıdaki yazıyı okumanızı önerivereyim, insanlık adına…

 

Mehmet Ali Sulutaş / 2.2.11

 

 ----------------------------------------------------------

 

DOLARDAKİ YÜKSELME AKP'NİN SEÇİM OYUNU MU?

 

EKONOMİYİ BEKLEYEN CİDDİ TEHLİKE / Cüneyt Akman Odatv.com 1.2.11

            Aksırıncaya, tıksırıncaya kadar içme muhabbetinin sürüp gittiği şu günlerde, AKP’nin yönettiği bir ülkede, dini bütün bir merkez bankası başkanımızın kokteyl içmesinden bahsetmek yeni bir azar/ayar için zorla kaşınmak demek olsa da, ne yapalım ki, en iyi bu teşbih birazdan anlatacaklarımızı kısadan özetleyiveriyor.

            Efendim, bilindiği gibi bu içki denilen meret belli başlı üç şekilde kullanılır. Ya harbiden sek olarak dikersiniz; ya bunu sulandırır kullanırsınız; ya da batılılaşmanın getirdiği bir moda ile kokteyl yaparak, çeşitli karışımlar oluşturarak kullanırsınız. Kokteylin bir avantajı vardır. Örneğin votka, cin gibi sert içkileri meyve suyu veya tatlı şarap gibi yumuşak içeceklerle karıştırır kolay içilebilir hale getirebilirsiniz; hem sarhoş edici etkisi de bir nebze yumuşatılmış olur. İşte iktisat politikaları, hele de onun bir alt kümesi olan para politikaları, hele hele, onun dahi bir alt kümesi olan merkez bankası politikalarını ele aldığımızda bu içki benzetmesi ziyadesiyle faydalıdır.

Bir kere iktisat politikaları da (para politikaları olarak da okuyabilirsiniz) tıpkı alkol gibi sek, ya da sulandırılarak kullanılabilir. Örneğin 1980 başlarında bütün dünyadaki niyet, parasalcıların iktisat doktrinine ait ‘sıkı para politikası’nın, ‘sek’, yani doktrine harfi harfine uyarak çok sert biçimiyle kullanılması yönündeydi. Fakat bu doktrinleri yumurtlayan Friedman gibi ‘seklik yanlısı’ akademisyenlerin homurdanmalarına karşın, derecesi değişmekle beraber, uygulamacılar bu politikaları her yerde‘sulandırdılar’! Hakları da yok değildi; o sıkı para politikası denen meret her uygulandığı gırtlağı fena halde yakıyordu. Sonra işin kitabına tam uyulsa örneğin Reagan, Yıldız Savaşları için parayı nereden bulacak, Özal seçime hangi fonla hazırlanacaktı? Uygulanan kitabın bir halta yarayıp yaramayacağının müphem oluşu da ayrı…

Fakat iktisat politikalarının bu sek veya sulandırılmış olma durumu, uzun süre onları alkole benzeten yegane hal olarak kalmadı. Sonra sonra, ve özellikle ABD’de Clinton döneminde bir de kokteyl meselesi ortaya çıktı. Bunlara basitçe karışım (mix) deniyordu. Clinton’un görece ekonomik başarısının altında, ünlü Merkez bankacısı Alan Greenspan ve kendisinin adıyla anılan ekonomi politikası kokteylinin, yani ‘Greenspan-Clinton Mix’inin önemli rolü vardı.

Peki, neydi o Greenspan-Clinton Kokteyli? Clinton Hükümeti bütçeyi Reagan’ın tersine sıkı tutuyordu. Bunun gırtlağı yakan etkisini ise Greenspan’ın yönettiği Amerikan Merkez Bankası’nın (Fed) gevşekçe para politikası yumuşatıyordu. Bu kokteyl o sırada nispeten başarılı yürüdü; ABD ekonomisi büyümesini, hem de enflasyona yol açmadan sürdürebildi. Gerçi bu kokteylin kimi yan etkilerini daha sonra 2008 Küresel Krizi’ne giden yolda gözlemleme şansımız oldu o başka mesele… 

Böylece alkolle-iktisat arasındaki üçüncü benzerlik de kokteylin keşfedilmesiyle tamam oldu. Günümüz Türkiyesi için bunun ehemmiyeti şudur ki uzun yıllardan sonra Türkiye dünya iktisat politikası literatürüne merkez bankamız eliyle bir katkı sunarak yeni bir kokteyl icat etmiş bulunmaktadır. Davos’ta kendisiyle röportaj yapılan ünlü iktisatçı Stiglitz bu denemenin önemine dikkat çekmiş ve işin nasıl nihayete ereceğini merakla beklediklerini ifade etmiştir. Ona göre eğer bu kokteyl başarılı olursa bunu içmeye hevesli çok ülke vardır. Gelgelelim şimdi merkez bankamızın bize içirdiği bu kokteyl acaba işe yarayacak mı yoksa midemizi mi bozacak; işte bütün dünya merkez bankacıları bunu merak ediyor. Bütün dünya finans yöneticileri göz ucuyla bu yeni tecrübeyi takip ediyor ama acaba bizim yerli finans çevreleri ve piyasa yorumcuları ne kadar iyi takip ediyor ve ne kadar doğru yorumluyor orası şüpheli… 

Şüphe şuradan geliyor ki Merkez Bankası’nın 20 Ocak’taki faizindiriminden saatler önce bile televizyon yorumcuları bir faiz indiriminin beklenmediğinden ve olursa sürpriz olacağından bahsediyordu. Merkez bankası hakkında kulağı delik bir köşe yazarı olarak ün salan Erdal Sağlam bile Hürriyet’teki köşesinde aynı gün “Eğer bugün indirim kararı çıkarsa sürpriz olacak ve piyasadaki seviyeler değişebilecek” diye yazmıştı.

Sonrasında farklı yorumcuların, bu kez munzam karşılıkların yeniden artırılmayacağı yönündeki beklentilere ilişkin piyasa yorumlarına TV ekranlarında şahit olduk. Aksine Merkez Bankası 24 Ocak’ta kısa vadeler için ikinci kez munzam karşılıkları artırdı. Velhasıl yorumcularımızın ve onların yansıttığı ‘piyasa aktörleri’nin kafası fena halde bulanık… 

Bu kafa bulanıklığını aslında Odatv’nin yorumladığı bir piyasa raporunda da görüyoruz. 29 Ocak’ta bu sitede “İşte Türkiye’nin Gerçek Ekonomik Durumu” başlıklı yazıda altı çizilen şey, bir yabancı menkul değer şirketinin yaptığı -Türkiye ekonomisi ile ilgili gereksiz iyimserliğe dikkat çekmesini bir yana bırakacak olursak- önümüzdeki günlere ilişkin bir belirsizlik, ve kötü sürprizlere hazır olma uyarısıydı. Böyle ne diyeceklerini bilemedikleri zamanlarda piyasa analistleri yatırımcılara ‘parada kalmaları’nı tavsiye eder ve bu ne anlama geldiği belirsiz  ‘tavsiye’yi sık sık yapmak zorunda kaldıklarından her seferinde daha orijinal ve daha edebi ifade etmek gereği hissederler. Bu kez de analistimiz “Jack Be Nimble, Jack Be Quick!” buyurmuş!

Peki, kullanan Merkez Bankası olduğu halde piyasaların ve yorumcularının kafasını bu denli bulandıran, onları belirsizlik gayyasına iten bu nev-zuhur kokteyl ne ola ki? Aslında çoğu ‘yeni moda’ şey gibi bu da ‘eski’nin yeniden icadından, daha doğrusu hatırlanmasından başka bir şey değil… Hani nasıl yeni moda diye 1950’ların dar pantolon paçaları, İspanyol paçanın ardından tekrar moda olmuşsa bu da öyle bir şey. Unutulmuş, bir köşeye atılmış, demode sayılan ‘munzam karşılık oranı’ denen para politikası aracı yeniden kullanıma sokuldu.

Hani şu parasalcılık ve Amerikan Merkez Bankası taklitçiliği yüzünden ‘açık piyasa işlemleri’nin, pabucunu dama attığı ama hâlâ her para politikasına giriş kitabında yer alan politika aracından bahsediyoruz… Kullanılan aletin kendisinin bu kadar iyi bilinir olmasına karşın piyasanın Merkez Bankası’nın yaptıklarına bu kadar şaşırmasının kendisi aslında şaşırtıcı.

Bu durum hiçbir şey göstermese ‘piyasanın ortak aklı’ diye göklere çıkarılan o şeyin pek de yüksek zekalı bir akıl olmadığını gösterir olsa olsa… Çünkü fazla zihin tırmalamaya gerek yok, TCMB’nin sitesine giren herkes daha 2010’da başkan ve yetkililerin çeşitli konuşma ve raporlarla ne yapacaklarını açık açık anlattıklarını görebilirdi. Hiç değilse TCMB’nin, 21 Aralık’ta yayınladığı ‘2011 Yılında Para Ve Kur Politikası’ adlı rapora bakmak bile kâfiydi. 

Para Politikası Kurulu daha 16 Aralık’ta bile, yaptığı şeyin sebeplerini ve niteliğini -ister melez, ister kokteyl deyin, bir politika karışımı (mix) olduğunu, TCMB bunu ‘bileşim’ olarak tercüme ediyor- açıklamakla kalmayıp, özelliklerine ilişkin ipuçlarını da veriyordu. Kurul o tarihli duyurusunda özetle, “Mevcut konjonktürde iç ve dış talebin büyüme hızlarındaki ayrışma ve hızlı kredi genişlemesi cari açığı artırmakta, böylelikle finansal istikrara ilişkin riskleri gündeme getirmektedir.

Buna ilave olarak, Avrupa ve ABD ekonomilerindeki son gelişmeler ve alınan kararlar finansal istikrara ilişkin söz konusu riskleri daha da artırarak uygulanan politika bileşiminin gözden geçirilmesini gerektirmektedir” diyerek sebepleri de açıklıyordu. Ardından yeni politikanın niteliğine geliyordu: 

“Bu çerçevede Kurul, daha düşük bir politika faizi, daha geniş bir faiz koridoru ve daha yüksek zorunlu karşılık oranlarının uygun bir bileşim olacağı değerlendirmesinde bulunmuştur” 

Zaten diğer satırlarda da faizleri elden geldiği kadar düşürebilirim ve bir bant haline getiririm, zorunlu karşılıkları da artırırım. Böyle bir bileşim uygulayacağım diye açıkça belirtiyordu. Şimdi bu bileşim veya kokteylin etkili olup olmayacağı tartışılır ama kafaları karıştıracak bir tarafı yoktu. Bunun seçim öncesi yapılan bir cins komplo olarak algılanması için de (bkz. Erdal Sağlam’ın 31 Ocak tarihli “Seçime Göre Dizayn Edilen Para Politikası”yazısı) hiçbir sebep yok!

            Elbette Hükümet tam da seçim öncesinde ülkeye para akışının fazlaca yerinden oynamaması için dikkatli olacaktır. Elbette her hükümetin ‘seçim ekonomisi uygulamayacağız’ demesinin ardından yaptığı gibi seçimi hesaba katan ekonomik teknikleri devreye sokacaktır. Ama TCMB’nin kararlarında bu ‘komplo’dan çok daha önemli sebepler vardır ve keşke tek sebep böyle seçim açıkgözlüğünden ibaret olsaydı!

PARASAL TSUNAMİ GELİYOR, DİKKAT!

Merkez Bankası’nın ‘icat ettiği’ kokteyl, karışım, bileşim, işte her ne ad verirseniz verin o melez politika, Greenspan-Clinton Karışımı gibi, birbirine zıt yönde hareket eden iki politikanın aynı anda kullanılmasını içeriyor. Merkez Bankası bir taraftan kısa vadeli faizleri düşürerek genişletici bir politika; diğer taraftan bankaların kabul ettikleri mevduat karşılığında tutmak zorunda oldukları karşılık oranlarını hem yükselterek, hem kapsamını genişleterek, daraltıcı bir politika uyguluyor. Bunun döviz kurlarını bir dereceye kadar yükselteceği açık; ama bu yükselme ciddi boyutlara ulaşırsa Merkez Bankası’nın müdahale edeceği de aşikar; çünkü zaten Merkez bu kokteyle başvurmadan önce rezerv artırıcı önlemlere girişmişti.

Yani hazırlıksız da sayılmaz. Mesele, bu politikanın veya aynı amacı taşıyan bir başka çeşidinin, bir tercih değil mecburiyet oluşudur. Mesele bir yandan Türk ekonomisinin onyıllardır içinde kısılı kaldığı ve AKP’nin de çıkmak için pek bir şey yapmadığı çıkmaz ile, sadece Türkiye değil Dünya Merkez Bankacılığının 2008 Krizi öncesi ve sonrasında içinde debelendiği zavallı durumdur. Yani meselenin bir yanı kimi benzer çevre ülkeleriyle beraber Türkiye ekonomisinin de yaşadığı küresel bir problem; diğer yanı ise küresel merkez bankacılığının yaşadığı buhrandır. Yani sorun bize mahsus gözükse de fazlasıyla küreseldir.Nitekim daha TCMB kokteylinden bile önce başka bazı yarı-gelişmiş çevre ülkeleri sıcak paraya karşı acil önlemler almaya girişmişti.

TCMB’nin yeni kokteyli, merkez bankacıları çevresinde saklanmaya gayret edilen bir paniğe yol açan, başta ABD olmak üzere dünya ekonomisinin merkezindeki ülkelerden bize doğru gelmekte olan bir tsunamiye, yıkıcı bir ‘zayıf para’ dalgasına karşı hazırlanmaya çalışmaktan ibarettir. Çevre ülkeler arasında özellikle Türkiye böylesi bir dalgadan en çok zarar görecek ülkelerin başında geldiğinden ve Merkez Bankası da, Hükümet de bunu bildiğinden, söz konusu kokteyli ‘mideyi bozma’ pahasına içmeye razılar. Mesele budur.

Peki, niye dünya merkez bankacılığı krizde ve niye Türkiye kendi benzerleri arasında bile özellikle korunmasız konumda? Asıl önemli sorular bunlar… Türkiye’nin içinde bulunduğu yakın ve yıkıcı risk nedir ve ne zaman kapımızı çalacak? Bu yazımızda bize tanınan hacmi fena halde suiistimal ettiğimize göre onu da diğer bir yazıya bırakalım. İsterseniz şöyle bir reklam spotu da olsun: Türkiye’yi Kriz Asıl Ne Zaman Vuracak? AZZ SONRAA…



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>